Yaşlanan Türkiye’yi Bekleyen Gelişmeler

25

Türkiye’de ortalama insan ömrünün erkeklerde 71’e, kadınlarda 76’ya çıktığını ve nüfus artış oranının azaldığını, batı bölgelerinde ise tamamen artışın durduğunu geçen hafta yazmış ve bizlere birey olarak etkilerine temas etmiştik. Bu gelişmenin şüphesiz ülke olarak Türkiye açısından da ciddi sonuçları olacaktır.

Nüfusu artmayan ve bir süre sonra da gerilemeye başlayacak olan, yaşlı nüfusun oranının yükseldiği bir Türkiye olmanın çok olumsuz bir gidişat olduğunu görüp, şimdiden tedbir alınması lazım. Çünkü “nüfus artış hızı yüzde 2’nin altına düşen ülkelerde trendi tersine çevirmek mümkün olmuyor.” DİE verilerine göre, “2008 yılında 1 262 333 doğum gerçekleşmiştir. Kaba doğum hızı, 2001 yılında yüzde 2,03 iken bu hız 2008 yılında yüzde 1,78 dir.”

Putin Rus kadınların Müslüman olmasına razı” başlıklı yazımızda, Rusya’nın bu trende girdiğini, nüfusun hızla düşmekte olduğunu anlatmıştık: “Rusya’da 1992 yılında 150 milyon olan nüfus, 2006 yılında 142 milyona indi. Her yıl yaklaşık olarak 700 bin kişi azalan nüfus, eğer bu gidişat değiştirilemezse 2050 yılında 100 milyonun altına, 2080 yılında ise 52 milyona inecek.” 50 yıl sonra Türkiye’nin nüfusunun altına düşmüş bir Rusya söz konusu. Putin bu gidişatı değiştirmek için Rusya’daki Müslümanların lideri olan Müftü’den yardım istemişti.

Başbakan R. Tayyip Erdoğan‘ın son zamanlarda sık sık “her aileye en az üç çocuk” tavsiyesinde bulunması boşuna değil. Ailelerin ortalama 2 çocuklu olması sabit nüfus demek. 1 çocuklu aile olduğunda ise nüfus gerileyecek demektir. Türkiye’de “Toplam doğurganlık hızı, (yani bir kadının ömrü boyunca doğurduğu çocuk sayısı ortalama olarak) 2001 yılında 2,37 çocuk iken 2008 yılında 2,10 çocuktur.”

Alınacak tedbirler yeterli olmazsa yani azalan ve yaşlanan bir nüfusa dönüşmesinin sonuçlarına uygun hazırlık yapılması gerekiyor.

Bu demografik gelişme sonucu okul ihtiyacı azalacak, (Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun açıklamasına göre, ‘son 4 yılda düzenli olarak bir yıl öncesine göre öğrenci sayısı 70-80 bin azalıyor’) hastane ve yaşlı bakım evleri (huzurevi, darülaceze) ihtiyacı artacak. Eğitime ve spora yapılan devlet harcamaları azalırken, ilaç ve diğer tedavi araçlarına yapılan masraflar artacak.

Nüfusun yaşlanması şehirlerimizin ve binalarımızın yapısını dahi değiştirecektir.  Yaşlılara dönük turizm anlayışı gelişecek. Ekonomik aktörler tüketici davranışlarını izlerken, yaşlılık döneminin ihtiyaçlarını daha çok dikkate alacaklardır.

Sosyal sigorta kuruluşlarının aldıkları prim ve ödedikleri maaş dengesini tutturabilmeleri için, çalışanların daha uzun süreli prim ödemesi yani daha geç yaşlarda emekli olmaları gerekecek. Genç nüfusun oranı düşmekle beraber, geç yaşlarda emekli olanların oranı artacağı için genç nüfusun iş bulması zorluğunu koruyacak.

Genç nüfusun azalması orduda askerlik yapacak asker bulmayı, polis ve güvenlik gücüne eleman bulmayı, reel sektöre işçi bulmayı zorlaştıracak. Verimlilik artırıcı yollar devreye sokulamazsa, üretim düşecek. Kişi başına düşen gelir düşmese bile toplam milli gelir düşecektir. Türkiye, dünya milli gelir sıralamasında daha gerilere düşecektir.

Yaşlanan birçok AB ülkesinde olduğu gibi daha geri kalmış komşu ülkelerden genç işgücü talebimiz olabilecek. “Alamancı Türkler”, Fransa’daki Afrikalı Müslüman nüfus gibi muhacirlerin sosyal doku uyuşmazlıkları gündeme gelebilecek.

Yapılan son araştırmalara göre, “Nüfus artışı Ege ve Marmara’da eksi çıktı, Doğu ve Güneydoğu’da arttı.” Bölgeler arası dengelerin esaslı bir şekilde değişmesi ülkenin bölünmesi için uğraşanların cesaretini artıracak. Terör örgütünün İmralı’daki liderinin, kendi örgütü ve sempatizanlarına çok çocuk tavsiye edip, “belinize kuvvet” talimatı vermesi, “Kürt halkının kendi kimliği ile kültürünü yaşamak talebinden” de ötede hedefi olduğunu göstermekte. 

Bölgeler arası dengesizliğin tabii bir sonucu olarak, nüfusun hızlı arttığı Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizden, nüfusun gerilemeye başladığı gelişmiş batı bölgelerine göç devam edecektir.

Mesele sadece “bölgesel dengesizlikten” ibaret değil. “Dar gelirli kesimlerde nüfus artarken, gelir düzeyi yükseldikçe evlenme ve çocuk sahibi olma oranı da düşüyor.” Bu ise, nüfusun kalitesinin yani sağlıklı ve eğitimli kesiminin oranının düşmesi demektir.

Devletin yıllarca doğum kontrol yöntemlerini gelir seviyesi yüksek kesimlerde yaygınlaştırırken, düşük gelirli ailelerde bu çalışmalarda başarılı olmaması nüfus kalitesini düşüren önemli bir faktör oldu. “Ne iş olsa yaparım” diyen mesleksiz, niteliksiz genç nüfusun ekonomiye katkı sağlayamayan, ailesine ve ülkeye yük olmasına sebep olan yanlış devlet politikaları halen terk edilmiş değil. Milli Eğitim Bakanı Çubukçu’nun ifade ettiği gibi “dünyada artık nüfus planlaması tarih oldu” ancak Türkiye’de sadece hamile kalmayı önleyici usuller değil, kürtaj da devletçe desteklenmekte.

Tabii sebep sadece nüfus planlamasından ibaret değil. Kadınların işgücüne katılımının artışı, bilhassa özel sektörde uzun mesailer, işverenin çocuk doğuran kadın işçiye verilmesi gereken izinleri vermek istememesinden kaynaklanan iş kaybı riskleri, çalışan kadının doğurganlığını düşüren önemli faktörler. Şehirleşme, konutların yüksek maliyetleri nedeniyle, az odalı evlerde oturma mecburiyeti gibi diğer faktörleri de gözden uzak tutmamak lazım.

ABD’ de, AB ülkelerinde siyasetçiler, sanatçılar gibi toplumda etki uyandıran kişilerden “çocuk da yaparım, kariyer de” anlayışını yansıtan örneklerle, çok çocuklu aile film ve dizileri ile çocuk doğurmak özendirilmekte, “çocuk yardımı, uzun süreli doğum izinleri” gibi teşvik mekanizmaları kullanılmaktadır.

Türkiye’de de nüfus yapısı ile ilgili sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi tedbirler, uzun vadeli stratejik bir devlet politikası olarak planlanmalı, kesintisiz bir şekilde uygulanmalıdır.

Önceki İçerikGüher
Sonraki İçerikBaşbakan İsrail’e Ne Çaktı Ama
Avatar photo
Doğum 20.07.1956 BUCAK-BURDUR Eğitim Cumhuriyet İlk Okulu, Bucak Lisesi (Mezuniyet 1973) İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi - Kimya Yüksek Mühendisliği (Mezuniyet 1978) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Mezuniyet 1995) Çok sayıda şirket içi ve şirket dışı eğitim programlarına iştirak. (ISO 9000, Toplam Kalite Yönetimi, Verimlilik, İş İdaresi, Pazarlama, İstatistiksel Proses Kontrol, Kişisel Gelişim, Kişisel İmaj ve diğer konularda onlarca eğitim programı) 1978-1980 Akyazı/Sakarya Yonca Süt Fabrikası İşletme ve Laboratuar Şefi 1980-1995 Petkim A.Ş. Yarımca Kompleksi (İşletme Mühendisi, İşletme Şefi, Başmühendis.) 1995-2001 Satış Müdür Muavini 2001-2004 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdür Yrd. 2004 - 01.02.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdürü. 01.02.2007 - 30.09.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi İnsan Kaynakları Müdürü. 01.01.2008 - 30.10.2008 Yantaş Yavuzlar Plastik A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı. 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı Kauçuk Ürünleri Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Başkanlığı yaptı. (2001) 03.03.2010- Serbest Avukat Medeni Hal :Evli ve İki Çocuklu Lisan : İngilizce (İntermedite level) Sosyal Faaliyetler :İstanbul Üniversitesi Korosu, Kubbealtı Musiki Cemiyeti ve halen Tüpraş Türk Sanat Müziği Grubunda korist. 250 mühendis üyesi bulunan Petkim Mühendisler Derneği'nde 4 yıl başkanlık yaptı. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nda Başkan Yardımcısı, Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı. Halen Yönetim Kurulu Başkanı. 2001-2002 yıllarında Kocaeli TV' de, "Geniş Açı" adlı siyasi, sosyal, kültürel tartışmaların yapıldığı programın yapımcılığı ve sunuculuğunu yaptı. Halen Kocaeli Gazetesinde haftada bir köşe yazısı yayınlanmaktadır. Bu yazıların tamamı kocaeliaydinlarocagi.org.tr sitesinde yer almaktadır.