Umutlar Asla Tükenmez!

29

Çevremiz ateş topu, dış ilişkilerimizde giderek tırmanan gerginlikler, ülke gündemimiz her gün değişken, ekonomik dengelerimiz sıkıntılı..!

Ülkemizin eğitiminde, sağlık sisteminde, çiftçinin üretiminde, az/orta gelirli milyonlarca işçimizin, memur ve emeklimizin geçiminde giderek büyüyen onca problem, zorlaşan yaşam…

Tüm bu güçlüklere, sıkıntılı sürece çözüm üretecek politikacıların, ekonomistlerin, sosyologların, sanayici ve iş adamlarının, toplumun çeşitli katmanlarında bulunan kanaat önderlerinin, ülkemizin yarınlarını inşa etmek adına görev başında, göreve talip olanların; uygulamalarına, çözümlerine, projelerine bakıldığında;

Siyaseten giderek gerginleşen bir ortam!

Ekonominin kıstırılmış kıskacıyla yaşamaya çalışan milyonlarcamız,

Her yıl değişen eğitim sistemiyle şaşkına dönen öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz, velilerimiz,

İş, aş diyerek işverenin, ‘İş Kur’un’ kapılarını aşındıran onca işsizler ordusu,

Alın terinin karşılığını alamayan ama bir zamanlar ülkemizin efendisi sayılan çiftçilerimiz, köylülerimiz,  ekmeğini topraktan, madenden çıkaran emekçilerimiz,

Aç biilaç yaşamına dam olmuş gök kubbenin altına sığınmış nice çaresiz göçmenler,

Ekonomik gidişatımızın mevcut verilerine, istatistiki sonuçlarına bakıldığında giderek sıkışan piyasanın olumsuz görüntüsü,

P.K.K’sıyla, DEAŞ’ıyla, FETÖ’süyle bitmeyen/bitirilemeyen terör olaylarının ülkemize verdiği zarar,

Ancak her şeye rağmen umudunu yaşamına katık yapmış milyonlarca insanımız…

Ülkemizin öz kaynaklarıyla oluşturulan ama son yıllarda özelleştirme adına satıla, satıla bitenlerin yerine ne konulacak bilinmez!

Ancak bu yaşananların hepsi gerçek…

Karamsar da olsa bu tablo günümüzün gerçeklerini, bu gerçeklere rağmen yaşam mücadelesi veren milyonlarca yurttaşımızı anlatıyor; bu tablo biziz…

Bu tabloya baktığımızda umudun karardığını, yaşamımıza ışık vermesi gereken pek çok güzelliğin Kaf dağının ardında kaldığını görmek mümkün!

Elbette ki, tablo hiç de iç açıcı değil, her geçen gün biraz daha dibe vuruyoruz!

2017 Küresel Barış Endeksi verilerine göre 163 ülke arasında, 146’ncı sıraya gerileyen ülkemiz; en huzursuz ülkeler arasında.

Bahreyn, Kuveyt, Ürdün, Ermenistan, Gürcistan, İran gibi ülkeler bile bizden üstte, çok daha iyi sıralarda..!

Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ”Yurtta barış, dünyada barış” ilkesiyle kurmuş olduğu ülkemize ne oldu böyle?

Ülkemizi yönetenler de aslında bunun farkındadır.

Ama böylesi bir döneme nasıl gelindi?  Esasen onun sorgulanması, çok daha iyi analiz edilmesi, anlaşılması, sonuçta geleceğimizi endişeye sevk eden, edebilecek bu hususların giderilebilmesi için sözden çok, insanlarımızı rahatlatacak uygulamaların acilen uygulanması, hayati öneme haizdir.

Ancak yaşanan bunca olumsuzluğa rağmen; umutsuzluğa, gelecek kaygısına ülkemizde asla yer yoktur; olmamalıdır da…

Çünkü tarih sayfalarını araladığımızda, ne zaman böylesine olumsuz, umutsuz bir tablo ile karşılaşsak; bu karamsar tabloyu umuda, güzelliklerle dolu aydınlık yarınlara çevirmeyi başardığımız görülecektir.

Onun için güzel vatanımızın yarınlarına umutla bakmak, öncelikli görevimizdir. Bu kritik süreçte bir ve beraber olmamızın gücü; tüm olumsuzlukları da bitirecektir.

Çünkü kendisini bu toprakların ayrılmaz bir parçası gören, yaşam geleceğini bu ‘Gazi Toprakların hamuruyla yoğuran vatan sevdalılarının umutları asla tükenmez.

Bu vatan topraklarından ülkemizin yönetimini üstlenen niceleri geldi geçti! Devletimizin kuruluşundan bugüne ne iktidarlar bu ülkeyi yönetti! Her birisi yaptıklarıyla, yapamadıklarıyla ülkemizin tarih sayfalarında yerini aldı.

Kimi icraatlar sonsuza değin minnetle, şükranla hatırlanacak; kimileri ise tarihin çöplüğünde anılacaktır.

Bu değişmez gerçeği, tarih sayfaları hep böyle yazdı, bundan sonra da böyle yazacaktır.

İşte bu nokta durup bir kez daha düşünmek durum değerlendirmesi yapmak gerekir…

Özellikle bu süreçte;

Ülkemizin gidişatından umudunu keserek ‘doğdukları topraklardan’, doyacakları topraklara göç edenlere, etmek isteyenlere seslenmek isterim:

Bu ülke sizin ata toprağınız, size ananızın ak sütü gibi hak olan vatanınız. Elbette ki, geleceğinizi pırıltılı ışıklar saçan ülkelerde kurgulamak, yaşamak sizlerin hakkınız.

Ama unutmayınız ki köklerinize, ceddinizin emaneti olan bu topraklara borcunuz var. Sizi okutup büyüten, koruyup kollayan bu vatana hizmet etmek, geleceğinizin yaşam mücadelesini doğup, büyüdüğünüz bu topraklarda vermek olmalıdır önceliğiniz.

Duyuyoruz, görüyoruz, okuyoruz, biliyoruz…

Geleceğe umut saçacak pırıl, pırıl nice nitelikli gençlerimiz; geleceklerini yabancı ülkelerde arıyor, o ülkelerin umuduna sarılıyor.

Nice bilim insanlarımız, doktorlarımız, mühendislerimiz, ekonomistlerimiz, hukukçularımız yurt dışına gitmenin, göç etmenin peşindeler.

Ülkemizin mevcut durumunu yaşanmaz buluyorlar! Çocuklarının, torunlarının gelecek umudunu çağdaş yaşamın odağı olmuş ülkelerde arıyorlar…

Çünkü ülkemiz aydınlarının önemli bir kesiminin değerlendirmesine göre; ülkemiz genelinde ‘hukukun üstünlüğünün, demokrasinin yok olması, liyakatin göz ardı edilmesi nedenleriyle’ gelecek umudu giderek umutsuzluğa dönüşüyor!

Türkiye’de artık güvenli bir gelecek göremeyenlerin sayısı her geçen gün artıyor!  Çalışabilir nüfusta (18-55 yaş arası) işsizlik oranı%40… Son bir yılda kapanan iş yeri sayısı: 238 bin…

Onca iyi eğitimine, geçerli mesleğine rağmen, yıllardır iş bulamayan bunca işsizler ordusuna da hak vermek gerekmiyor mu?

Ama her ne yaşanırsa yaşansın bir kez daha düşünmek, ülkemizde kalıp; çağdaş, aydınlık yarınların mücadelesine devam etmek gerek.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Büyük Türk Milletinin irade gücüyle kurulmuştur. Bu asırlık çınar; mutlak surette düzlüğe çıkacak, aydınlık yarınlarımıza kol kanat olmaya devam edecektir.

Onun için ”Umutlar asla tükenmez.” Türk Milletinin umudunun bittiği yerde, o umut yeniden başlar…

 

 

Önceki İçerikSeçimin Kilidi Nasıl Çözülecek?
Sonraki İçerikEn Büyük Dostlarımız ve Düşmanlarımız
Avatar photo
1967 yılında Teğmen rütbesiyle T.S.K da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada tüm hızıyla devam ediyor, Yunanistan’ın da desteğini alan Rum’lar; adada yaşayan Kıbrıs Türk’üne her türlü mezalimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türk Halkını adadan göçe zorluyorlardı… O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, BM’ler tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, ada da bulunan ‘Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında’ görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs’ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevini başarıyla sürdürdü, ‘Gazi‘ unvanı ile onurlandırılarak Türkiye’ye döndü. 1974–1975, 1985–1987 yıllarında Kıbrıs’ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen takip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin İstanbul Şubesi yönetim kurulunda da görev yaptı. Bu uzun süreçte ’mili davamız’ olarak bilinen Kıbrıs konusuna sahip çıkarak, Kıbrıs Türk Halkının kazanılmış tarihsel ve hukuksal haklarını savunmak adına değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbrıs konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir. T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan sonra; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; ’’Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995)’’, ‘’Girne’den Doğan Güneş (1997)‘’, ‘’Unutanlar Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004)’’, ‘’Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006)’’, ‘’Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007)‘’,’’Tarihten Gelen Çığlık (2010)’’, Kıbrıs ‘’Yes Be Annem’’ 2002-2016 (Eylül-2016) isimli kitaplarıyla; Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: ‘’10’ların İzleriyle Türkiye (2014)’’,’’Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)’’, ‘’Önce Vatan (Eylül 2017) isimli kitapları da bulunmaktadır… Sivil iş hayatına ‘Türkiye Sigorta Sektöründe’’başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; ‘’CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş’’ bünyesinde, görevine devam etmektedir. Pek çok üniversitenin ‘Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingir’in: Sigorta sektöründe 27 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; ‘’Sigortalı Hayatın Gerçekleri’’ (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. Atilla Çilingir; bugüne değin kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında ‘K.K.T.C Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneğine’ ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2012’de Van’da yaşanan büyük depremden sonra Van’ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B. (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda içinde 20 adet bilgisayarı bulunan ve kendi adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de Samsun’un Tekkeköy ilçesi Büyüklü İlköğretim okulunda da adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphanenin açılışını sağlamıştır.