Uğraşmayın Susturamazsınız!

75

Prof. Dr. Ali
Fuat Başgil den: Demokrasi terbiyesinin ahlaki formülü:

“İyiliği ve adaletli sevecek, kötülükten ve
zulümden nefret edeceksin. Yalnız nefret edip durmayacaksın, hem de onunla
mücadele edeceksin: Muktedir isen; elin, kolunla; değilsen sözlerin ve
yazılarınla; buna da muktedir değilsen kötülük ve zulüm yapanlardan yüz çevirip
onlara selam vermemek ve merhaba dememek suretiyle mücadele edeceksin.

           
Bahtiyar o memlekettir ki, vatandaşları bu terbiye ile bezenmiştir.”

                Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Bülent Arınç, Mart 2009 yılında emekli askerleri kastederek: “Bunlar askerlikten başka her şeyi
yapmışlar. Sivil hükümetle uğraşmışlar. İyi ki bu emekli generaller zamanında
biz savaşa girmemişiz, çünkü bunların savaşacak halleri yok
” ifadelerini
kullanmıştır.

            Bülent Arınç’ın o sözlerini ben o
günde kabul etmedim bu günde kabul etmiyorum. Çünkü kastettiği askerler 1974
Kıbrıs Barış Harekâtını başarıyla gerçekleştirmişler, Kardak Kayalığından Yunan
bayrağını indirmişler, 1998 yılında dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral
Atilla Ateş Hatay’ın Reyhanlı İlçesi Suriye sınırında Suriye yönetimine
seslenerek yıllardır kendisine Suriye’yi mesken edinen, Hafız Esat beslemesi
Bebek katili Abdullah Öcalan’ın Suriye’yi terk etmesine vesile olmuşlardır.

            Bugün 10 vilayetimizde meydana gelen
deprem de görüyoruz ki 20 yıldır iktidarda bulunan Ak Parti iktidarının böyle
bir yıkımın üstesinden gelecek takati yok. Bütün kurumların içi boşaltılmış,
kimin ne iş yaptığından kimsenin haberi yok. Bugün için tek kelimeyle görünen
şu ki; devlet yönetimi büyük bir keşmekeş ve acziyet içerisinde.

            O halde Bülent Arınca sormak gerek. Dürüstçe
bugün bize şunu söyleyebilir mi: “Bu hükümet devlet yönetmenin dışında 20 yıl her
türlü işi yaptı, iyi ki devletimiz bu depremin haricinde daha büyük acı ve
felaketlerle karşı karşıya kalmadı.”

            Devlet yönetimi acziyet içerisinde
diyoruz ama kimsenin burnundan kıl aldırdığı yok. Muhalefet eleştiride bulunur
çözüm önerileri sunar, ağıza alınmayacak hakaretler le karşılaşır, vatandaş
yapılanları demokratik yollarla protesto etmek için sokağa çıkmak ister Biber
Gazı, Cop ve TOMA’larla üzerine gidilir.

            En son bardağı taşıran su, deprem
bölgesindeki eksiklikleri görüp hükümete tepki olarak Kadıköy de protesto
yürüyüşü yapan gençlere karşı polisin uyguladığı tekmeli tokatlı gözaltı uygulaması.
Yahu bırakın 50 bine yakın can enkaz altında kalmış, gençler bağırsın çağırsın
streslerini atsınlar. 1970’lerin Avrupa ülkelerindeki gösteri ve yürüyüşlerde Türkiye’nin
bugünkü uygulamalarından daha fazla hoşgörüyle yaklaşılırdı. Yeter ki
vatandaşın malına, canına ve kamuya zarar verilmesin.

            Biz Cumhuriyet tarihimizde toplumsal
olaylardaki polis şiddetine 1950’li yılların sonunda şahit olduk. Basit öğrenci
olayları Menderes hükümetinin sert çıkışları yüzünden büyük olaylara sahne
oldu. Turan Emeksiz gibi onlarca öğrenci öldürüldü.

            Durumdan endişeye kapılan dönemin
Başbakanı Adnan Menderes, vaktiyle kendi hocalığını da yapmış olan Prof. Dr.
Ali Fuat Başgil’i görüşünü almak için Ankara’ya çağırır. Başgil, 30 Nisan 960 akşamı
Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ile Meclis Başkanı Refik
Koraltan, Başbakan Menderes ve bazı Bakanların bulunduğu bir yemeğe katılır.
Başgil, yeni çıkarılan Salâhiyetler Kanunu’na tepkilerin boyutlarını ve
Üniversite’deki olaylara dair kendi izlenimlerini anlatır. Muhalefete karşı son
derece ihtiyatlı davranılmasını, Salâhiyetler Kanunu’nu tatbik etmeyerek
Meclis’e geri göndermelerini, gençliğe karşı da çok sert tedbirlere
başvurulmamasını tavsiye eder.

            Cumhurbaşkanı Celâl Bayar Ali Fuat
Başgil’in bu fikrine katılmaz ve büyük bir kızgınlıkla: “Aksine son derece sert davranılmasını ve tahrikçilerin örnek olsun diye
cezalandırılması gerektiğini
” söyler.

            Sonuç herkesin malumu olduğu üzere
Türkiye 27 Mayıs 1960 darbesiyle karşı karşıya kalır.

***

            Bütün bunlardan ibret alınmamış olunmalı
ki 1965-1969 yılları arasında içişleri bakanlığı yapmış: “Ben solcuların nefes alışlarını bilirim” diyen Zehir Hafiye ünvanlı
Faruk Sükan, 7 Mayıs 1966 yılında Cumhuriyet Halk Partisine mensup
milletvekillerinin odalarını aratmış, olay mecliste büyük gerginliğe yol
açmıştır.

            Dünyada
baş gösteren öğrenci olayları Türkiye’ye de sıçramış, Avrupa’nın çeşitli devletleri
öğrenci hareketlerinin yıkıcı önlemini kısa zamanda alırken, Türkiye olayların
akışına akılcı yöntemler uygulayıp önlem alamamış, öğrencilere gereksiz ve
bilinçsizce şiddet kullanarak olayların daha da büyümesine neden olmuştur.
Sonuç ise 12 Mart 1971 darbesini getirmiştir.               

***

            Demem o ki bugün; Kadıköy’de basit
bir protesto yürüyüşüne izin verilmemesi önce Fenerbahçe stadyumundaki
protestolara neden olmuş, ardından Beşiktaş stadyumuna sıçramıştır. Eğer yıkıcı
eylem ve söylemler durdurulup sağduyu hâkim kılınıp gereken önlemler alınmaz ise
gelecek günler çok daha büyük olaylara gebe olabilir.

            Sağlıklı kalın.