Türkiye ve Maydanoz Masal Oluyor

29

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, Anadolu diyarında her derde deva olan bitkiler arasında Maydanozlar yetişirmiş.

Sultan Alpaslan’ın öncülüğünde bu diyarı yurt edinenler, az gidip uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler, iki yüz yirmi sekiz yıl sonra Osman Gazi’nin buyruğuyla yeni bir devlet kurup asırlarca üç kıtada at koşturmuşlar, çağ açıp çağ kapamışlar.

Kendilerine iki cihan saadeti bahşeden Allah’ın buyruğunu zamanla ihmal edip ‘hiç ölmeyecekmiş gibi çalışmaktan ve ilim peşinde koşmaktan’ uzaklaşmışlar. Bu yaptıkları onlara çok pahalıya mal olmuş, dünyanın dört bir yanında milyonlarca şehit vermişler, tarifi imkânsız acılar yaşamışlar. Cihanın Serveri Haz. Peygamberin kabrinin bulunduğu mübarek toprakları gözyaşı içinde terk etmek zorunda kalmışlar.

Dün efendisi olduklarının işgaline uğramış yurtları. Savaş meydanlarında bütün varlığıyla keskin bir kılıca dönen Mustafa isimli bir yiğit ve silah arkadaşlarının öncülüğünde, kanlarının son damlasına kadar savunmuşlar yurtlarını ve Allah’ın yardımıyla yeni bir devlet kurmaya muvaffak olmuşlar.

Çok sürmemiş mutlulukları, İslam’dan isim, Müslüman’dan resim olmanın çok ötesine geçmişler, dini ve dindar olanı ötelemişler hayatlarından.

Düşmanlarına benzemek için geçmişe ait ne varsa ruhlarını büyüten ve onlara kimlik veren, her şeyi bir bir kovmuşlar hayatlarından. Silahla kovaladıklarını çiçekle davet etmişler yurtlarına…

Atalarından bir garip seyyah Evliya Çelebi’nin; ‘İlkbaharda Erzurum’da Ardıç ağacına bir sincap bırakasın, Sonbaharda Edirne’de çınar ağacında yakalarsın’ dediği cennet misali yurtlarında, önce ormanlar yok olmuş sonra toprak ve tüm bitkiler…

Asırlar evvel kuraklık nedeniyle terk ettikleri Orta Asya çöllerine benzeyince yurtları, ilaç için bir sap maydanoz bulamaz olmuşlar. Bir sap maydanoz istemeye komşularına gitmişler ama karşılarında, minare yüksekliğinde duvar bulunca, “eyvah, biz kendimize ne büyük kötülük ettik” diye çaresizlik içinde hayıflanıp durmuşlar.

Bu masal da nereden çıktı demeyin! Başımıza gelen ve gelecek olan her şeye bu masallar sebep oldu!

Bu masalı yazmama sebep; TEMA Vakfı Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Kenan Demirkol’un geçenlerde basında yer alan “Anadolu’da 40 yıl sonra bir sap maydanoz yetişmeyecek” şeklindeki açıklamasıdır.

Gördüm ki, bu ifade, saptırılmış gündemlerin işgalinde olan beynimizde yeterince yer bulamadı, dikkat çekmedi, tepki yaratmadı.

Yaratamazdı, çünkü üç maymunu oynamak hoşumuza gidiyor; görmedim, duymadım, söylemedim ve hatta bir fazlası, “yapmadım”…

Türkiye 40 yıl sonra çöl oluyor. Tarım yapmak imkânsız hale geliyor. İflastaki Yunanistan Dünya Bankasından aldığı 4 milyar dolarla Türkiye sınırına çelik duvar örüyor.

Türkiye’de son 40 yılda Van Gölü’nün üç katı büyüklüğünde bir alan çölleşmiş. Beyşehir Gölü’nün 25 katı büyüklüğünde sulak alan yok olmuş.

Tarım için 40 cm. toprak gerekiyor Türkiye’nin tarım toprağı kalınlığı 20 cm.’ye inmiş.

Buna ne buyurdunuz beyler? Anadolu çöl oluyor! Cevapları duyar gibiyim:

-Adam sende, gaybı Allah bilir. Hangimiz 40 yıl daha yaşayacağız?

-Başka derdin yok mu, bu güne çare bulduk da 40 yıl sonrası mı kaldı?

-Kim öle, kim kala! O güne kadar Hak var rahmet var, yarının sahibi var…

Adam mütevekkil, dünya yansa hasırı tütmeyecek! Ne diyordu Akif; “… Sonunda birde “tevekkül” sokuşturdun araya/ zavallı dini çevirdin maskaraya”

Kime diyordu Akif? Huda’yı kendine kul, kendini Huda yapan, çalışmayıp her şeyi Allah’tan bekleyen yüz yıllar öncesinin tembel Müslümanlarına…

80-90 yıl önceki neslin hakim inancı İslam’dı. Geri kalmışlığın sorumlusu olarak İslam dini gösteriliyordu. Akif ise, sorumluluğun, İslam’ı pratik etmeyen Müslümanlarda olduğuna işaret ediyordu.

O günler geride kaldı. İslam’a yapılan o iftira yeterince taraftar buldu, o gün ekilen tohumlar epey hasat verdi. Şimdi olup bitenlerin sorumlusu Müslümanlar demek zor. Çünkü İslam hâkim unsur değil. Akif’in tanımladığı İslam’dan isim, Müslüman’dan resim kaldığı durumun çok ötesine geçtik. Dini horlayan, ruhu çölleşen kimliksiz nesiller türettik.

Ruhu çölleşen, nefsinin arzuları için yaşayan tüketim toplumunun yaşadığı toprağın çölleşmesinden daha tabi ne olabilirdi?

Ne demişlerdi atalarımız; “küp içindekini sızdırır” veya bu durumu şöyle de tanımlayabiliriz; “mekânlar onu oluşturan ruhun dışa yansımasıdır.” Önce ruhlar çölleşir ve sonra Vatan…

Bu milletin ruh iklimi kolay bozulmadı. Bozulması için bütün imkânlarımızı seferber edip yıllarca uğraştık. Önce ninnileri, masalları, destanları ve manileri terk ettik, hakir gördük ve unuttuk. Bu değerler milletimizin ruh inşasında kullanacağımız temel taşlarıydı. Temel taşlarından yoksun olan ruhun inşası da bozuk oldu ve bu nedenle önce ruhlarımız çöktü. Anlatacak masalımız kalmayınca şimdi biz masal oluyoruz!