Ramazan – ı Şerif (V)

42

Dünya kurulduğundan beri, olmuş halkların çoğu aç
Bu yüzden, sabır ve tahammüle, insan ne kadar muhtaç

Bu özellikleri kazanmak için, gerekli ona bir idman
Sağlanır ancak, yapay açlık ve riyazetle, bu iki derman

On beş saat oruç, sahursuz ise yirmi dört saat
Süre içindeki sabır ve tahammüldür, riyazat

Sabırsız ve tahammülsüz oluş, ikileştirir musîbeti
Yani musîbet birken, sabırsızlıkla olur, der akap iki

İşte bu iki musîbetin, vardır tek bir ilacı
Yılda bir tutulan, oruç denen ilaçların tacı

Mide fabrikasında var, çalışan sayısız hademe
Alâkalı cihazlar sıralanmış, kademe kademe

Nefis, senede bir ayın, sadece gündüzünde
Dinlenmeye çekildiği, okunmalı yüzünde

Yoksa, fabrikanın hademelerine ve cihazlara
Kendine has ibadetlerini, unutturur onlara

Kendiyle meşgul eder, tahakküm ve hükmü altında bırakır
Mânâ, nefis ve maddenin buyruğu altında, bunalır kalır

Mideyle irtibatlı insan âzâlarını, şaşırtır nefis
O mânevî fabrikanın dumanlarına bulanıp, bağlar is

Nazar-ı dikkatlerini, daima çeker kendine, nefis
Yüce görevini, geçici olarak unutturur, İblis

Bu yüzden, eskiden beri, çok ehl-i velayet
Kemâle ermek için, ettiler hep riyazet

Az yediler, az içtiler, az eşlendiler, az uyudular
Teni, mezbele olmaktan çıkarma plânına, uydular

Hepten alıştırdılar buna, maddî ve manevî bedeni
Kötü istek ve hastalıkların, kalmadı geliş nedeni

Ramazan orucuyla anlar ki, o fabrika hademeleri
Yalnız o fabrika için olmamalı, değişik eylemleri

 

                                        2320

Çünkü alınacak süflî, bayağı eğlenceye bedel
Melekî eğlencedeki lezzet, uzatır onlara el

Ramazan-ı Şerif’te nazarlar, artık ulvîleşir
Yemek içmekten  kesilmekle insan, uhrevîleşir

Ramazan’da mü’min, dereceye göre nûra dalar
Manevî sürûr, sevinç ve feyizlere olur mahzar

Kalp, rûh, akıl ve sır gibi lâtife ve duygular
O mübarek ayda, nice pek çok mânâ duydular

Ramazan-ı Şerif kavuşturdu insanı, o mübarek ayda
Milyonlarca Mü’min ve Müslim, edindi bin bir feyiz ve fayda

Midenin ağlamasına rağmen için için, canhıraşâne
Melekleştiklerinden ötürü, onlar gülüyor, masumâne

Ne tuhaf; nefis, Rabbini bir türlü istemiyor tanımak!
Sanki Firavun olmuş, Rablik peşinde koşuyor avanak!

Ne kadar çektirilse de azaplar, durmadan nefse
Kalsa da nefis acılar içinde, nefes nefese

O Rablik damarı onda, maalesef daim kalır
Ancak çektirilen açlık, onu ondan, çekip alır

Çünkü aczini, zaafını, fakrını anlar insan, açlıkla
O zaman abd ve kul olduğunu derk edip, algılar açıkça

Nitekim Cenab-ı Hak nefse demiş ki: “Ben neyim sen nesin?”
Demiş: “Ben benim, sen sensin!” Azap vermiş, ateş seni yesin!

Yani aldırış etmeden demiş: “Ene ene, ente ente!”
Yani uğramamış nefis hiç, akla komşuluk eden semte!

Hangi çeşit azâbı vermişse de, benlikten geçmez olmuş
Sonra açlıkla, vererek azap, aç bırakıp yine sormuş:

Ben kimim, sen kimsin, bir de bu durumda söyle bana?
Der: “Sen Rabbimsin benim, eğilirim önünde Sana”

“Ben ise âciz bir kulunum, artık Allah der derûnum
Anladım ki, Sana itaat edersem, kalmaz sorunum.”

 

                                        2321 – 2322

         

Önceki İçerikRamazaniye – 2
Sonraki İçerikÖnce Suriyeli Sonra Suriye
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.