Türkçede Yeni Kelime ve Istılâh Teşkîli Türkçe Sevdalısı Dr. Yesevîzâde Alparslan Yasa Anlatıyor

39

Oğuz Çetinoğlu: Diller statik (durgun) değil, dinamik (devamlı hareket
hâlinde) bir yapıya sâhiptir. Aynı zamanda yeni kelimelere de ihtiyaç vardır.
Sizinle hareketliliğin sınırını ve yeni kelimelere olan ihtiyacın karşılanması
mes’elesini konuşmak istiyorum. Umûmî mâhiyetteki bir değerlendirmenizle mülâkatımıza
başlayabilir miyiz?

Yesevîzâde Alparslan Yasa: Bütün diller gibi Türkçenin de, her zaman ve giderek
artan ölçüde, yeni mefhûmlar için yeni kelimeler (bilhassa ıstılâhlar)
teşkîline ihtiyâcı olduğu aşikârdır. Mâmâfıh, hakîkî bir ihtiyâçtan
bahsedebilmek için, yeni kelimenin yeni bir mefhûmu karşılamak için teşkîl
edilmiş olması lâzımdır.

Çetinoğlu: Okuyucularımız için ‘ıstılâh
kelimesini izah eder misiniz?

Yasa:Istılâh” (“terim” < Fransızca “terme”); ilmî, teknik, meslekî herhangi
bir sâhaya âid bir mefhûmu, o dili konuşanlar arasında yanlış anlamalara ve
ihtilâflara meydan vermiyecek şekilde iyi tesbît ve târîf eden kelimedir.

Çetinoğlu: Teşekkür ederim. Türkçemizde sâdece ihtiyaç hâlinde mi
kelime türetiliyor?

Yasa:
Maâlesef, hayır! Vazıyet tam tersidir: Türkçede, bir asra yaklaşan bir
zamândır, yeni mefhûmlar için kelime türetmekten ziyâde, bir takım ideolojik
sâiklerle, asırlardır Târîhî Türkçenin malı olmuş İslâm Medeniyeti kaynaklı
kelimeleri dilden tasfiye gayreti içinde, mütemâdiyen ve planlı bir şekilde
onların yerine yeni kelimeler ortaya atılmakta ve bunlar resmî dayatmalarla
yaygınlaştırılmaktadır. Istılâhiyât sâhası ise, kasd-ı mahsûsayla ve neredeyse
bütünüyle Fransızca veyâ “Frenkçe”ye terkedilmiştir…

Çetinoğlu: Sözünüzü keseceğim için özür dilerim! ‘Târihî Türkçe’den kastınız nedir?

Yasa: Kısaca,
Osmanlı veyâ İstanbul Türkçesidir. Sâdece “Türkçe” demememizin veyâ “İstanbul
Türkçesi”nden ziyâde “Târihî Türkçe” tâbirini tercîh etmemizin sebebi, 1930’lu
senelerden îtibâren inşâ edilen, Türkçe, Fransızca ve uydurma kelimeler ve
uydurma kaideler halitası sun’î, uydurma bir dil olduğu hâlde mürâîce
“Öztürkçe” tâbir edilen ve 1960 Darbesiyle Resmî Dil yapılan köksüz, zevksiz,
alafranga dille zıdlaşmak, onu reddetmek ve bu Uydurmacanın karşısında târihin
deriliklerine kök salmış, Anadolu Türkçesi düşünüldüğünde bin sene, ona da
temel olan dil düşünüldüğünde binlerce sene gerilere giden bir târihî vetîre
içinde teşekkül etmiş, bu vetîre içinde zenginleşmiş, incelmiş, derinlik
kazanmış, büyük bir kültür dili hâline gelmiş bir Türkçemizin, sağlam mantıklı,
büyük ifâde kudretini hâiz, zarîf  bir
dilimizin, hakîkî Türkçemizin mevcûd olduğunu vurgulamaktır.

Çetinoğlu: Teşekkür ederim. Lütfen devam eder misiniz?

Yasa: Yeni
olarak ortaya atılan kelimelerin büyük bir kısmı Uydurma kelimelerdir
(“barbarismes”). Çünkü türetme veyâ teşkîl kaidelerine aykırıdırlar.

Çetinoğlu: Misal göstermeniz mümkün mü?

Yasa: Tabîi…
Meselâ -sAl, -mAn, -Ay, -v gibi
Fransızcadan (ve “Frenkçe”den) devşirme eklerle teşkîl edilen bütün kelimeler
uydurmadır. Öz-el, kamu-sal, uz-man,
öğret-men, düz-ey, yüz-ey, yap-ay, sına-v, tür-ev
gibi… Kezâ fiil kökü /
isim kökü ayrımını ve ekin vazîfesini umursamadan teşkîl edilen bütün
kelimeler… Ön-em, toplu-m,
kap-sa-m,sor-u-m-lu, yük-ü-m-lü, öz-gü, il-gi-nç, orta-m,
ilh… Fransız
şîvesine uygun uydurmalar: dilbilim,
toplumbilim, artsürem, anlambirim, metinlerarasılık, sözyapım,
ilh… Dahası,
Fransızca, “dış-”, “eş-”, “iç-”, “ön-”,
“öz-”, ”tek-”, “yad-”
gibi bir takım ön ekler ihdâsıyle dahi taklîd
edilmektedir. Meselâ exportation:
dışsatım, équivalence: eşdeğer, instinct: içgüdü, prévoir: öngörmek, autonomie:
özyönetim, monothéisme: tektanrıcılık, indéterminisme: yadgerekircilik,
ilh…

Çetinoğlu: Türkçede ‘ön ek’
yoktur
.” Diyorsunuz…

Yasa:
Yoktur! Türkçe, Fransızca gibi, sondan ve önden eklemeli bir dil değildir;
münhasıran sondan eklemeli bir dildir. Fakat dilimizi Fransızcalaştırmak
kasdıyle, buna tevessül etmişlerdir. Uydurmacayı Resmî Dil yapmaya muvaffak
oldukları için, bugün “öngörmek” ve “öngörü”, “önsöz” “eşdeğer”, “eşzamanlı”
gibi ön ekli uydurmalar, hemen herkesin ağzındadır.

Bu Uydurmalarla
berâber, ayrıca, menşei 19. asır ortalarına kadar çıkan “Güneş-Dil
Sahte-Teorisi(1)” (daha doğrusu stratejisi) ile, Türkçenin kapıları
ardına kadar Fransızca kelimelere açıldığı, bunlar -“Öztürkçe” oldukları
iddiâsıyle- “okul” (<école)
kitaplarına konulduğu, hattâ (“Türkçenin de bir Hind-Avrupa dili olduğu”
iddiâsıyle) cümle kuruluşu dahi -devrik cümlelerle- Fransızcaya benzetilmeye
çalışıldığı için, Türkçe, yapısı, zevki ve kelime hazînesi îtibâriyle büyük
ölçüde Fransızcalaşma vetîresine sokulmuş, -1960 Darbesinin ardından- bu
Fransızcalaşmış, istikrârsızlaşmış, köksüzleşmiş, nesebsizleşmiş “Türkçe”ye,
“Öztürkçe” adı altında, resmî dil statüsü kazandırılmıştır. O târihten beri,
“Türkçe” (yâni resmî dil sıfatıyle Türkçe, yoksa -târîhin derinliklerinden
günümüze- kendi tabiî mecrâsında varlığını ve inkişâfını devâm ettiren Târihî
Türkçe değil), fetret (2) devrini yaşamaktadır.

Çetinoğlu: “Türkçe, ‘Hind-Avrupa dili’ değil.” Diyorsunuz. Hangi grupta
addetmemiz lâzım?

Yasa: Dilciler,
Türkçeyi, menşê bakımından, Moğolca, Mançuca, Tunguzca gibi dillerle berâber Altay
dil âilesine dâhil ediyorlar. Yapı bakımından da, “tek heceli diller (langues monosyllabiques), tasrîfî diller
(langues flexionnelles / bükümlü
diller), iltisâkî diller (langues
agglutinantes
/ bitişgen diller)” şeklindeki üçlü ayrıma göre, iltisâkî
diller zümresi içinde yer alıyor.

Fakat dilcilerin,
dillerin tasnîfinde belki de pek dikkat etmedikleri bir mîyâr da kültürel
yakınlıktır. Hemen her dil muayyen bir kültür veyâ birçok kültür tarafından
yoğrulmuştur. Aynı kültür veyâ kültürler tarafından yoğrulan diller, aynı dil
âilesinde mütâlâa edilecek kadar birbirlerine yakın olabilirler. Bu zâviyeden,
diller arasında kültürel akrabâlık olabilir. Tercümeyle uğraşanlar bilirler ki
tercüme işleminde en büyük zorluklardan birisi, kültürel unsurların tercümesidir.
Hâlbuki menşê ve yapı bakımından birbirinden çok farklı olan iki dil, ağırlıklı
olarak aynı kültür tarafından yoğrulmuş ise, o dillerle inşâ edilmiş metinlerin
tercümesi, aralarında müşterek olan kültürel unsurlar sebebiyle, uzak kültürlü
dillere nazaran daha kolay olabilir. Bu yaklaşıma göre, meselâ Türkçe, Arapça,
Farsça, Kürtçe gibi diller -kültürel olarak- akrabâ dillerdir.

 

(1)Güneş
Dil Teorisi:
Türkçenin dünya târihindeki ilk dil olduğunu ve diğer bütün
(en azından) büyük kültür dillerinin Türkçeden neş’et ettiğini iddia eden
teori. 1930’lu yıllarda Mustafa Kemal tarafından desteklendi ise de, ilmî
delîllere istinâd etmediği, esâs îtibâriyle siyâsî maksadlı olduğu için diciler
nezdinde kabul görmedi.

(2)fetret: parlak iki dönem
arasındaki zayıflık devresi.  

 

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN
YASA

Yesevîzâde
Şâkir Alparslan Yasa, 1949 senesinde Şanlıurfa’nın Bozova kazâsında doğdu.
Baba tarafından Türkistanlı (Fergana’nın Beşarık kazâsından, Hoca Ahmed
Yesevî sülâlesine mensûb bir âile), anne tarafından Halfeti’lidir (Kâtibler
sülâlesi).

1967-1973
senelerinde “Millî Eğitim Bakanlığı” burslusu olarak ve iktisâd tahsîli
maksadıyle Fransa’da bulundu; fakat, tahsîlini tamâmlıyamadan Türkiye’ye
döndü. Avdetinde “Siyasal Bilgiler Fakültesi”ne kaydolduğu hâlde o anarşi
senelerinde yine tahsîlini yarım bırakmak zorunda kaldı. Bu arada, Yesevîzâde imzâsıyle, mecmûa ve
gazetelerde araştırma makaleleri ve ayrıca kitaplar neşretmekteydi. Bu
devrede, bâzıları gazetelerde sâdece tefrika olarak kalan on iki kitap
neşretti. Bunlar, daha ziyâde, bâzı siyâsî doktrinler, milletler arası
siyâsetin perde-arkası, Yahûdilik ve Masonlukla alâkalıdır. İslâm hakkındaki
birçok çalışmasından sâdece iki tânesini kitap hâlinde neşretmeye muvaffak
oldu.

1978’den
1987’ye kadar uzun seneler boyunca bir lokma, bir hırka yaşıyarak hayâtını
İslâm Dâvâsına vakfetti. Sonrasında ise, zamân zamân muhtelif işlerde
çalışarak maîşetini kıt-kanâat têmîn edebildi ve kendisine hep sâde hayât
tarzını düstûr edindi.

Anarşi
mağdûrları için çıkarılan aftan istifâde ederek, 1992-1993 öğretim yılında SBF’ye
tekrâr kayıt yaptırdı ve –hem çalışıp hem okumak sûretiyle- 1998 Ekiminde bu
Fakültenin İktisâd Bölümünden mêzûn oldu. 1999-2000 Öğretim Yılında A.Ü. Dil
ve Târih-Coğrafya Fak. Fransız Dili ve Edebiyâtı Bölümü’nde okuyarak ikinci
sınıfa geçti. Aynı öğretim yılının ikinci döneminde Hâcettepe Üniversitesi
Fransız Dili ve Edebiyâtı Bölümü’ne “Özel Öğrenci” statüsünde devâm etti ve
bir sonraki öğretim yılında aynı Üniversitenin Fransızca Mütercim-Tercümanlık
Ana Bilim Dalı’na “Araştırma Görevlisi” olarak tâyîn edildi.

H.Ü.
Fransız Dili ve Edebiyâtı Bölümünde 2003 Haziranında kabûl edilen Yüksek
Lisans Tezi, György Lukács (Lukaç)’ın 
ictimâiyâta dayalı (sociologique)
tenkîd usûlüyle  Fransız klasik romanı
hakkında bir tedkîkdir. Tedkîkde evvelâ Lukács’ın usûlü îzâh edilmiş,
müteâkiben bilhassa Balzac, Flaubert ve Zola üzerinde durulmuştur.

Yine
aynı Bölümde 2009 Haziranında kabûl edilen Doktora Tezi ise, “tercüme
ilmi”nin müstakil bir müsbet ilim dalı olarak inşâına bir teşebbüs
mâhiyetindedir. Doktora Tezi, aynı zamânda, 19. asır ilâ 20. asrın ilk
yarısında bilhassa Fransızcadan Türkçeye tercümeler vâsıtasıyle Türk
kültürünün Avrupa kültüründen istifâdeye yöneldiği, tercümeler lâlettâyîn
değil, gayet şuûrlu bir şekilde Türk dilini, edebiyâtını ve sâir cepheleriyle
bir bütün hâlinde kültürünü geliştirmek gayesiyle yapıldığı için bu kültürel
temâsın umûmî bilançosunun gayet müsbet olduğu, Türk kültürünün bu sâyede
yeni edebî türler ve ilmî-teknik bilgilerle zenginleştiği ve asrî Türk
nesrinin de bu tercümelerle kurulmuş olduğu gibi husûslara dikkat çekmekte ve
mukayeseli edebiyât çalışmalarına da yol göstermektedir.

Hâcettepe Üniversitesinin Fransızca Mütercim-Tercümanlık
Anabilim Dalında 2000-2001 Öğretim Yılından başlıyarak 2013-2014 Bahar Dönemi
sonuna kadar evvelâ “Araştırma Görevlisi”, sonra “Öğretim Görevlisi”
sıfatıyle, tercüme sâhası ile alâkalı muhtelif derslerle berâber, mukayeseli
Fransız-Türk edebiyatı, kültürler arası haberleşme, mukayeseli Fransız-Türk
grameri, iktisâd, hukuk, Avrupa Topluluğu hukuku, milletlerler arası
kuruluşlar, gazete dili, gibi 20 civârında farklı ders verdi. Sonra 15 ay
kadar AİBÜ İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünde Yrd. Doç. olarak çalıştı
ve orada matbûât târihi dersini verdi. 2016 Nisanında yaş haddinden emekliye
sevkedildi.

2002 senesinden beri, tercüme sâhasıyle, ayrıca mukayeseli
edebiyât ve Fransız edebiyâtı ile alâkalı ve muhtelif “akademik” mecmûalarda
neşredilmiş –bâzıları kitap hacminde- 
20 civârında makalesi bulunmaktadır. Bunlardan mâadâ, tercüme
kitapları, milletler arası “sempozyumlar”da sunduğu teblîğleri, değişik
tercüme kitaplar hakkında hakem raporları ve (ortak müellifi olduğu Türk Eğitim Sistemi. Alternatif Perspektif,
T. Diyânet Vakfı Yl., 1996 gibi) daha başka münteşir “akademik” çalışmaları
mevcûddur.

Araştırma makalelerinin neşredildiği gazete ve mecmûalar: Hilâl (1967, 1975, 1980), Yeniden Milli Mücâdele (1970-1971), Millî Gazete (1974-1977), Vesîka (1976),  Sebil
(1976-1980), Yeni Devir
(1977-1978), Şûrâ (1978), Nizâm-ı Âlem (1979), Defter – Edebiyat, Tarih, Politika,
Felsefe
(1987), Dış Politika –
Risâle
(1988, mülâkat), Yeni
Düşünce
(1988), Zaman (1989,
mülâkat), Önce Vatan (2015,
mülâkat), Derin Tarih (2014-2016). Yeni Söz (2017-2018).

Münteşir kitapları: Perde-Arkasında
Kalan Yönleriyle Sosyal-Demokrasi
(Dağarcık Yl., 1975), TÖB-DER Mes’elesi (Sebil Yl., 1976), Kıbrıs Harekâtının Perde-Arkası (Yeni Devir, tefrika, 1977), Kıbrıs Mes’elesi – Bir İhânetin
Perde-Arkası
(Yeni Devir,
tefrika, Temmuz – Ağustos 1978), Bilderberg
Group – Bir Gizli Cem’iyet Ötesinden Dünyâda Fikriyatlar Mücâdelesinin
Perde-Arkası
(Kayıhan Yl., 1979), Sovyetler
Yahûdi Aleyhdârı mı, Âleti mi?
(Yeni
Devir
, tefrika, Mart 1979), Nasıl
Bir Dünyâda Yaşıyoruz?
(Hilâl Yl., 1980; evvelâ Aralık 1978 – Ocak
1979’da Millî Gazete’de tefrika
edildi), Yahûdi Âlet-Fikriyatı
Sosyal-Demokrasi
(Millî Gazete,
tefrika, Nisan 1986), Lâisizm – İlme
Göre Dîn-Dünyâ Münâsebeti
(Zaman Yayın-Dağıtım, 1986), Yahûdilik ve Dönmeler (Araştırma Yl.,
1989), Süleyman Demirel veyâ Yalan
Üzerine Kurulu Bir Politik Hayât
(Hakîkati Arayış Neşriyatı, 1990), Kur’ânî Hadîslerin Diliyle Hz. Muhammed’in
Gerçek Şahsıyeti – Sevgi Peygamberi
(Hakîkati Arayış Neşriyatı, 1996), Türkçenin Istılâh Mes’elesi ve İdeolojik
Kaynaklı Sapmalar (“Öztürkçe” Dayatmasıyle Fransızcalaştırılan Resmî Dil)
(Kurtuba
Yl., 2013), Türkçenin İnkişâfı İçin
Tercüme
(Hitabevi Yl., 2014), Milletimize
Revâ Görülen Kültür Jenosidi
(Hitabevi Yl., 2014), Kur’ânî Milliyet Telâkkîsi ve Irkçılık Sapması (Kurtuba Yl.,
2015), 1920’li, 30’lu Senelerin Tercüme
Faâliyeti (Nazariye ve Kültürel-İctimâî Tahavvül)
(Kurtuba Yl., 2018).

                                                                       

Önceki İçerikKimler sevgi, kimler nefret yolcusu?
Sonraki İçerikKaza Namazı
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.