Kaza Namazı

33

Son zamanlarda facebook’ta
dolaşan bir videoda, din adamı olarak geçinen birileri ısrarla dinde Kaza Namazı olmadığın ispat etmeye
çalışmaktadır. Acizane kanaatime  göre bu
 gibi faaliyetler, İslam’a hizmet
etmekten ziyade  bilakis, Dinimizi ifsat
etme, Müslümanlar arasına nifak sokma gayesine matuf bir hareket tarzı
olarak  görülmektedir..

  Bahsi geçen videoda önce, namazın hikmetleri
çok güzel anlatılmaktadır. Şöyle ki, Namazın çok mühim bir ibadet olduğunu, bu
sebeple hiçbir suretle kazaya bırakılamayacağı ifade edilmektedir. Bir cümlesinde
ise, aynen şöyle diyor, Namaz her ne
olursa olsun,  mutlaka zamanında  kılınmalıdır.  Hatta, ameliyata  girmiş dahi olsa, bir iki dakika fırsatını
bulup, namazını  yine kılmalıdır.
Tabii
ki burada namazı mutlaka kılması icap eden şahıs, ameliyat olan mı, yoksa
ameliyatı yapanlar mı olduğu belli değil. Tam muğlak bir ifade tarzı. En
azından yoğun bakımda yatanların, abdest alamayacak durumda olanların,
namazlarını kazaya bırakmamak için nasıl hareket edeceklerine dair her hangi
bir açıklama da bulunmamaktadır.

Muhterem Din Adamı,
bütün bu anlattıklarından sonra kesin hükmünü veriyor. Dinimizde
Kaza Namazı yoktur.
 Ben, böyle bir
ifade tarzını bugüne kadar hiç duymadım. Zira hocalarımız ve vaizlerimiz bilhassa
Kandil Gecelerin de yaptıkları konuşmalarda, bu gecelerin layıkı veçhiyle ihya
edilebilmesi için bu gecelerde kaza borcu olanlar, kaza namazı, Kaza Namazı
borcu olmayanlar ise, Allah rızası için Nafile Namaz kılsınlar diye yıllardan
beri cemaate telkinde bulunmaktadırlar. .Hocalarımız, herhalde bu güne kadar
bizleri yanlış yönlendirmiş olamaz. Böyle bir şeyin olabileceği aklımın köşesinden
dahi geçmez.

Bu cümleden olarak, şu
hususu ifade eydim ki, Kuran’ı Kerimde, vaktinde kılınamayan namazların kaza
edilmesi ile alakalı olarak herhangi bir hüküm bulunmamakla beraber, Hz.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) vaktinde kılamadığı namazları kaza etmiş ve ashabına
da bunu tavsiye etmişlerdir.

            
Resûl-i Ekrem (s.a.s.), “Kim
namazı unutursa veya uyuyup kalırsa hatırlayınca onu kılsın. Onun keffâreti
ancak budur.”
(Buhârî, Mevâkîtü’s-Salât, 37; Müslim, Mesâcid, 315)
buyurmuştur.

 Yine Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Hendek
Savaşı sırasında harbin şiddetlenmesi sebebiyle, ikindi namazını kılamamışlar;
bunun üzerine “Bizi ikindi namazından
alıkoydular. Allah da onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun.”
diye
beddua etmiş ve ikindi namazını akşam ile yatsı arasında kaza etmişlerdir.
(Müslim, Mesâcid, 205).

 Ayrıca, Hayber’in Fethinden dönerken, bir yerde
konakladıklarında uyuyakalmışlar ve vaktinde kılamadıkları sabah namazını güneş
doğduktan sonra kaza etmişlerdir (Müslim, Mesâcid, 309).


            Beş vakit namazın farzı ile vitir namazı kaza
edilir. Kazaya kalan sabah namazı, o günün öğle vaktinden önce kaza edilecekse
sünneti de kaza edilir. Ayrıca öğle namazının dört rekâtlık ilk sünneti de
vakit çıkmadıkça öğlenin farzından sonra kılınır. Diğer taraftan,  geçmiş
namazlar, kazaya nasıl kaldıysa öyle kılınırlar, yani seferî olarak kaldıysa
seferî, mukim olarak kaldıysa mukim gibi kaza edilir
(Mevsilî,el-İhtiyâr,220)  .

           
Unutma ve uyuma gibi bir mazeret olmaksızın, kasıtlı olarak terk edilen
namazların kazası ile alakalı herhangi bir hadis bulunmamaktadır. Fakat bu
kasıtlı olarak terk edilen namazların kazasının kılınmayacağı manasına gelmez. Zira,
Ramazan’da kasıtlı olarak yiyip, içmek suretiyle orucunu bozan kimseye Resûl-i
Ekrem Efendimiz (s.a.s.) hem keffâreti, hem de o günkü orucun kazasını
emretmesi (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, IV, 382), bir farz ibadetin kasıtlı
olarak terk edilmesi durumunda da kazasının gerektiğine delildir.

 Diğer taraftan, Hz. Peygamber Efendmiz (s.a.s.)
bir mazerete istinaden, vaktinde kılamadığı namazları kaza etmesi ve sahabeye
de bu yönde emir buyurması dikkate alındığı takdir de, mazeretsiz olarak terk
edilen namazların kaza edilmesinin öncelikle gerekli olacağı neticesine
varılır. (Nevevî, el-Mecmû’, III, 68).

Netice itibariyle,
yukarıda yapılan izahatlardan çok açık bir şekilde anlaşılacağı üzere,
Dinimizde Kaza Namazı vardır.
Kendini din adamı olarak kabul eden birilerinin, yok demesiyle, Kaza Namazı yok
olmaz kanaatinde bulunmaktayım.

Namazın kazsının olup olmadığı
misalinde olduğu gibi bu nevi vebali ağır olan ibadetlerin ve fıkhı
hususlarının, hakikatlerin malumat kırıntıları haline dönüştüğü. “facebook”
mecralarında ( ortamında ) tartışılmaması gerektiği ile bilhassa dünyamızı ve
ahretimizi kazandıracak bu tür mühim mevzuların ( Diyanet İşleri  Başkanlığı, İlahiyat Fakülteleri, halk
nezdinde itibar görüp temayüz etmiş hoca efendiler gibi.) kabul görmüş, mercii
ve kişilerden öğrenilmesinde fayda mülahaza etmekteyim.

Mühim bir mesele olarak gördüğüm bu hususu acizane
olarak Siz değerli okuyucularım ile paylaşmak istedim.