Söyleyiş Güzelliği

54

Şairlerin söz ustalığına bayılıyorum. Bazen öyle güzel şeyler
söylüyorlar ki söyleyişlerindeki sihir, sizi bulunduğunuz yerden
alıyor, başka dünyalara götürüyor. O sihir, hiç düşünmediklerinizi size
düşündürüyor, söyletiyor. Sözlerden aldığınız pozitif güçle hayata
farklı gözle bakabiliyor, değerlerinize değer katabiliyorsunuz. Sözü
içerik ve biçim yönüyle incelediğinizde, olağanüstü bir kurgu,
matematik, buluş ve derinlikle karşılaşıyorsunuz.

Söyleyiş güzelliği yönüyle ayrıcalıklı olma hakkı kazanan dizelere
“berceste mısra” deniyor. Yahya Kemal’in “Bu dil, ağzımda annemin
sütüdür.” dizesi bu türdendir. Yine “Ne ararsan bulunur derde devadan
gayrı”, “Erişir menzil-i maksuda aheste giden.” cümleleri birer marsa-i
bercestedir.

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet
cihanda bir nefes sıhhat gibi.” beytini ilkokulun 4. sınıfından beri
bilir, zaman zaman tekrarlarım. Duyduğumuz pek çok cümleyi unuttuğumuz
halde bu tür söyleyişleri niçin unutmayız? Söyleyişteki güzellik,
söylenenin güncelliğini koruması, o sözü kalıcı hale getirip asırlarca
yaşatabiliyor.

Bugünlerde iki şiir kitabını dönüşümlü olarak belli aralıklarla
okuyorum. Kitapların biri Orhan Veli’ye, diğeri Necip Fazıl’a ait.
Orhan Veli’nin “Cımbızlı Şiir”inde bazı kadınları iğneleyen  “Ne atom
bombası / Ne Londra Konferansı / Bir elinde cımbız / Bir elinde ayna /
Umurunda mı dünya!” dizelerini hemen hepimiz duymuşuzdur. Bu dizeleri
kolay kolay da unutmayız. Söyleyişteki ahenk, akustik yapı, bakış
açısı, bizi kadınlara kızmaktan alıkoyar, hatta tebessüm ettirir.
Zaten, şairin görevi, en olumsuzda dahi olumluyu, karanlıkta aydınlığı,
çirkinde güzeli görmek, onu en güzel söyleyişle bize sunmak değil
midir? Orhan Veli’nin şiirlerinin birinde geçen “Yüzkarası değil, kömür
karası / Böyle kazanılır ekmek parası” dizelerini de pek sevmişim.
Günlerdir bunları mırıldanıyorum. Kolayca yazılacakmış gibi görünen
dizelerdeki aliterasyon, söyleyişi etkili kılıyor. Aynı kelimenin
gerçek ve mecaz anlamlarının birlikte kullanılması, dize sonlarındaki
kafiye, kişiye söyleyiş zevki veriyor. İçerik de cümleye kalıcılık
sağlıyor.

Eskiler, sözlerinde ve düşüncelerinde tutarsızlık, algılamasında
zayıflık bulunan kimselere “matematiği zayıf” derlermiş. Benim gözümde
Necip Fazıl matematiği en güçlü şairlerden biridir. Onun dizelerindeki
simetri, düşüncelerindeki analitik kendisine hayranlığımı sağlıyor.
Zaman zaman “Bir düşünce ancak bu kadar güzel anlatılır.” dediğimi
hatırlıyorum. Söyleyişindeki mükemmellik, beni başka şiirler okumaktan
alıkoymuş, dakikalarca düşünmeye sevk etmiştir. Her biri üç heceden
oluşan “İşte iz / Geliniz / Toprak post / Allah dost” dizelerindeki
ritim, kafiye, söyleyiş güzelliği ve kolaylığı tam bir şairlik
mucizesidir. Hele, üç hece ile dize oluşturmak her şairin
becerebileceği bir iş değildir. Bu, bir kafa ve gönül işidir.

İşlediğiniz konuyu ele aldığınız yön de şiiri kalıcı, etkili kılan
unsurlardan biridir. Ölüm, Mevlana’nın, Yunus Emre’nin, Yahya Kemal’in
ve Necip Fazıl’ın dizelerinde korkulan gerçek olmaktan çıkar. Onun
için, onların ölümle ilgili dizeleri hafızalardan hiç çıkmaz: “Ölüm,
ölene bayram, bayrama sevinmek var; / Oh ne güzel, bayramda tahta ata
binmek var.” dizelerini okuyan, ölüme sadece tebessüm eder. “Ölüm güzel
şey, budur perde ardından haber / Hiç güzel olmasaydı ölür müydü
Peygamber?” dizelerini okuyan ise, ölümü belki de özlemle bekler.

Sözün mimarı kabul ettiğimiz şairler, edebi sanatlara da sıkça
başvururlar. Bundaki amaçları anlatımı etkili, canlı kılmaktır, manaya
derinlik katmaktır, az sözle çok şey anlatmaktır. Bunu bir okuyucu
olarak anlamak da belli bir düzeyi gerektirir. Kazanılan her düzey,
anlamak için yapılan her çaba okuyana ayrı bir haz verir. Bu, kişiyi
şımartan değil, olgunlaştıran hazdır, yücelten hazdır. Geniş sözcük
hazinesine sahip olmak, sanat değeri taşıyan eserler okumak,
okuduklarımızı neden sonuç ilişkisine göre analiz etmek, belli bir
olgunluğa gelmiş, birikimi fazla insanlarla bir ve beraber olmak;
güzellikleri keşfetmemizi sağlayacak, öğrenmekten ve keşfetmekten
aldığımız hazzı artıracaktır.

Güzellikleri keşfedip idrak etmek için, bu yolda ter dökenleri ve onların güzelliklerini tanımak gerek.