Somutlar Soyutlara Karşı

140

Zekâ testlerine merak salmıştım. Eğitimci olarak ilgimi çekiyordu. Fakat daha da önemlisi, milletler arasındaki zekâ bölümü yani IQ farkları ilgimi çekiyordu. Bu konuya Türk’üm Özür DilerimMillet ve Milliyetçilik kitaplarımda da değinmiştim, fakat Alt Akıl- Aptallar ve Diktatörler (Panama 2017) kitabımda özellikle inceledim.

İki yazar, İskoç Richard Lynn ve Fin Tatu Vanhanen, milletler arasında ciddî ve ırka dayalı zekâ seviyesi farkı bulunduğunu iddia ederler. Ciddî, ölçülebilir bir dayanakları da vardı: Ülkelerin zekâ düzeyleriyle kişi başına yurtiçi hasılaları arasında ilgileşim vardır. Ne kadar zekâ, o kadar refah! Bu bulgularına dayanarak da gelişmiş ülkelere nasihat veriyorlardı: Eğitmekle, öğretmekle geri kalmışların hâlini düzeltemezsiniz. Hani balık verme, balık tutmasını öğret derler ya… Lynn ve Vanhanen tam tersini söylüyordu: Onlar balık tutmayı öğrenemez. Boşuna uğraşmayın. Elinizden geldiğince balık verin. 

Zekâda ırkçılık

Bu iki yazar düpedüz ırkçılık yapar ve buna rağmen araştırmaları hâlâ bilim dergilerinin hakemlerinden geçer ve yayımlanır. Bilimsel ırkçılık! Öyle ki, bir ilgileşim daha bulmuşlar. Ülkeler Afrika’dan ne kadar uzaktaysa, halklar da o derece zeki oluyorlar. Yani IQ’su en düşük ırklar, en “ilkeller” Afrikalı. Onlardan ne kadar uzaksanız o kadar zekisiniz. Kuzeye çıkan insanların, soğukla mücadelelerinden ötürü seçime uğradığını da yazdılar. Yani daha zekilerin soğuğa karşı daha etkili önlemler keşfedip bu keşfi yapamayan aptallara oranla daha çok çoluk çocuk sahibi olduklarını söylediler. Dolayısıyla kuzeydeki soğuk iklim halkları, Afrika gibi sıcak ülkelerdekinden daha zeki hâle geliyordu. 

Gerçekten Sahra Altı Afrikası, yani Büyük Sahra’nın güneyindeki ülkelerde IQ 70 civarında ölçülüyor. Malavi gibi 60’a kadar düşen ülkeler bile var. Bu sayılar hesaplanırken İngiltere’ninki 100 kabul ediliyor. Türkiye 90 civarında, hatta altında. Bu, Avrupa ortalamasının alt sınırı. Singapur gibi 100’ün üstünde ölçülen ülkelerle karşılaştırırsanız bir standart sapmadan fazla düşük çıkıyoruz. 

Bu sonuçların ırkçı olmayan izahı şöyle: Eğitimle ilgisi olmaması gereken IQ’nun eğitimle bal gibi ilgisi var. Daha da önemlisi, içinde yaşanılan toplumun medeniyet seviyesiyle de ilgisi var. Bu sonuçların kesin ve çarpıcı delilleri var. 60 IQ’lu Malavili çocuklar bilgisayar oyunlarıyla bile olsa, eğitildiklerinde, zeka bölümlerinde 20 puana kadar artış gözleniyor. Aynı nüfusun okuyan ve okumayan, toplum içinde yaşayan ve toplumdan uzak kalan grupları arasında da büyük zekâ farkları beliriyor. 

IQ ve soyut

“Neden böyle?”nin cevabına ışık tutan bilim adamlarından biri de meşhur Rus nörolog ve psikoloğu Alexander Luria. Sovyet döneminde şehirli, yerleşik köylü ve göçebe gruplar üzerinde araştırma yapmış. O da şehirliden köylüye, köylüden göçebeye ve okumuştan tahsilsize değişen zihin becerileri gözlüyor. Luria’nın diğer IQ incelemelerinden bir farkı var. O iki defa niçin diye sormuş. Tamam… IQ medeni çevreyle ve tahsille değişiyor. Peki, bunun sebebi ne? Luria’nın bulduğu şu: Zekâdaki azalmanın altında yatan değişken, abstreyi kavrama kabiliyeti. Bizim düşük IQ’lu bulduklarımız abstre, yani mücerret, yani soyut kavramlarca fakir. Bir çember şekli gösterilip “Bu ne?” diye sorulduğunda, “Çember.” diye cevap veremiyorlar. “Tabak” diyorlar. Dikdörtgene, “Kapı” diyorlar. 

On yıllar önce bir arkadaşımın kızı aritmetikte güçlük çekiyordu. Ona yardım etmeye çalışırken çarpıcı bir şey keşfettim: Çocuğa iki 25 kaç eder diye sorduğumda, susup kalıyordu. Fakat soruyu, “İki yirmi beş kuruş kaç para eder?” diye sorunca derhal, “Elli kuruş.” cevabını alıyordum. Rakamların kendileri soyut, fakat onlar para olunca somuttular. Çemberle tabağın, dikdörtgenle kapının somuttan soyuta gidişi gibi. 

Somutsun sen somut kal

Şu ikililere göz atın. Bunlardan birincisi soyut, ikincisi somuttur: Kurum ve kişi, şirket ve kişi, parti ve kişi, fikir ve kişi, kural ve kişi, kanun ve kişi, yasak ve ahlâk, yasak ve din. 

İlk üçü birbirine çok yakın. Kurumlara değil, başlarındaki kişilere odaklanıyoruz. Merkez Bankası yok, laf dinleyen veya dinlemeyen başkanı var. Şirket yok, sahibi var. Bu yüzden bakanlık görevlileri, bazen vergi borcu tahsili için anonim şirketlerde bile ortakların peşinde koşuyor; şirket ortağı diye. Uzun yıllar partilerimizi liderlerinin adıyla isimlendirdik. Bugün de liderler, partilerin temsil ettikleri siyasi konumdan önemlidir. Bu yüzden liderler gerektiğinde siyasi konumlarını bir gecede değiştirebilir. Fikirleri onların savunuculuğunu yapan kişilerin isimleriyle anarız. Milliyetçiliğin bile “Atatürk” cinsini bulduk. Ahlâk soyuttur. Doğruluk, dürüstlük soyuttur. Cinsiyet somuttur. Onun için ahlâkı cinsiyete indirgeriz. Muhafazakarlığı da. Din ki ahlâkla sıkı sıkıya ilişkilidir, soyuttur. Onu da yasaklara ve merasimlere indirgeriz. Çünkü yasaklar somuttur. Merasimler de.