Sivil Toplum ve Sivil Toplum Kuruluşlarının Türkiye Pratiği üzerine…(4.S)

29

Türk toplumunun gündemine daha yoğun bir biçimde girmeye başlayan sivil toplum ve STK kavramları ülkemizde iki önemli olaya ciddi anlamda müdahil olmuştur. 28 şubat süreci ve 1999 Marmara depremi. Bu süreçte STK’ların bazıları, asli kimliklerinin dışında farklı ideolojik kimlikler de yüklenerek 28 şubat sürecinin önemli aktörleri arasına girmişlerdir. Silahsız Kuvvetler diye nitelendirilen STK’lar medya ile birlikte post modern bir darbe olarak değerlendirilen 28 Şubat sürecinde önemli bir rol oynamışlardır.

1380 yıllarında İngiltere’de yaşayan ve  bir köylü isyanında isyancı liderlerden biri olarak kabul edilen John Ball’in güzel bir sözü var “Dostluk, arkadaşlık yaşamdır. Dostluğun ve arkadaşlığın olmadığı yer ise ölümdür. Cehennemde dostluk ve arkadaşlık yoktur, insanlar tek tek var olurlar”  buradan hareketle kısaca İnsanların gönüllü olarak ortak düşünceler etrafında bir araya gelmeleri sivil toplumu meydana getirir diyebiliriz. Tek tek olmakla,  beraber olmak arasındaki farkı hepimiz iyi biliyoruz . Bu konularla ile ilgili olarak güzel  Atasözlerimiz var  “Birlikten kuvvet doğar” . “Birimiz hepimiz , hepimiz birimiz için”, “Bir elin nesi var iki elin sesi var”  v.b.

1999 depremi olduğunda Kocaeli, Sakarya ve Düzce’de  yaşayanlar yukarıda ifade ettiğim konuları çok iyi hissetmişlerdir ve bizzat yaşamışlardır.. STK ‘ların Toplumsal algıda tanınırlıklarının zirveye tırmandığı zaman deprem  sonrası  dönemi kapsar.  Bu dönemde STK’lar , toplumsal dayanışma anlamında karşılıklı güvene dayalı düzeyli son derece nitelikli bir ortam oluşturmuşlardır. Bu dönemde kamu oyunun STK’lara bakış açısında ciddi ve pozitif bir değişim yaşanmıştır. STK’lar toplum tarafından daha meşru kurum olarak algılanmıştır. Kutsal devlet algısının çok yüksek olduğu Türk toplumu, kaçınılmaz olarak temel sosyal hizmetleri devletten beklemektedir.  Marmara Depremi’nde ise, yaşananlar kamu oyunda devlet mekanizmalarının ne kadar etkin çalıştığı sorgulanır olduğu dönemdir. O dönemde devletten beklenilen bir çok faaliyetin sivil toplum tarafından gerçekleştirilmesinin görülmesi , Kamu oyunda devletle STK’lar arasında belirli faaliyet alanlarında kıyaslamalara neden olmuştur.

Kısaca oluşan ortama baktığımızda STK’lar kendi aralarında ve sosyal guruplar arasındaki ilişkilerin güçlendiğini devlet-sivil toplum ilişkisini ise kararsızlığa belirsizliğe ittiğini gözlemliyoruz.

Sivil toplum dediğimiz alan aktif bireylerin oluşturdukları bir alandır. Sivil toplum Türkiye’de örgütsel olarak çok önemli baktığınızda solcuların, sağcıların, liberallerin, burjuvaların, hemşehrilerin, herkesin önem verdiği bir alan. Türkiye’de 160 bin tane STK var bunların 80 bin kadarını normal STK’lar 70 binini hemşehri dernekleri , 5 binini meslek odaları , 3 bin kadarı da vakıflar ve diğer organizasyonlar. Görüldüğü gibi ülkemizde STK sayılarının yüksek olması sivil toplumun bu büyüklükte etkili olduğu anlamına gelmediğini görüyoruz. Bunun sebeplerine baktığımızda ise kısaca; STK’ların çoğu gönüllülük esasına göre kurulmaları, mali yapılarının, projelerinin olmaması , kendi çevresi ile ilişki kurma ve etkili olmadaki zorlukları , farklı konularda kapasite sorunlarından dolayı  yaşamlarını idamede zorlanıyorlar ve çoğu etkisiz tabela STK’ları haline geliyorlar veya yaşamları kısa sürüyor.

Geleneği güçlü  kesintisiz olarak bu günlere kadar gelen Kocaeli Aydınlar Ocağından bahsedersek ; Kökü dışarıda olmayan yerli 24 yıldan beri Kocaeli’ de faaliyet gösteren Aydınlar Ocağını başarılı bir STK olarak örnek gösterebiliriz.  Kurulmasında ön ayak olan çaba gösteren ve bu güne kadar gelmesinde emeği geçenlere teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Bakıldığında çizgisinden taviz vermeden Dünyada ve Türkiye’deki gelişmeleri değişimi kendi fikirleri doğrultusunda içselleştirerek derneğin adını ve faaliyetlerini bütün dünyanın dört bir tarafına duyurabilen bir organizasyon. Gayretlerinden dolayı başta başkan sayın Ahsen OKYAR bey olmak üzere yönetim ekibini ve onlara destek verenleri kutlamak istiyorum……