Sevgi Üzerine…Sinemaseverlerin Gönlünde Taht Kuran Beyefendi Aktör, Günümüzün Biyolog ve Çevreci Yazarı EDİZ HUN İle Sevgi Üzerine Konuştuk.

42

Oğuz Çetinoğlu: Bir
sevgi insanı olarak ‘sevgi’ denilen duyguyu nasıl tanımlıyorsunuz?

Ediz Hun: Türk toplumunun her şeyden
önce sevgiye, sevgiyle kucaklaşmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Ben ırkçı
bir adam değilim. Hiçbir ırkı hor görmem. Benim için her ırk saygıya lâyıktır. Son
zamanlarda kutuplaşmalar görüyorum. Son zamanlarda derken geçmiş yirmi seneden
bugüne kadar geçmiş süreler için konuşuyorum. Böyle bir şey çok yanlış. İnsan
doğumunu kendi irâdesi ile sağlayamıyor. Oğuz Çetinoğlu Bey Ediz Hun Bey
Türkiye de doğdular fakat Türkiye’de doğmaları, kendi irâdelerinin dışında idi.
Arjantin’de doğabilirdik, adımız Pedro olabilirdi. Hıristiyan bir toplumun
bireyi olabilirdik. Demek ki bizim irâdemizin dışında tecelli eden bir olaydır.
O halde diğerlerine karşı saygılı olmamız lâzım. Hiç bir ırkı, dini
küçümsememiz lâzım. Dinler, insanları doğru yola sevk etmek için vardır. Büyük
düşünürler ilahî kudretin verdiği direktif doğrultusunda insanları doğru yola
sevk etmeye çalışırlar. Dinlerin kitapları vardır. Yalnız tek tanrılı dinlerde
değil; çoktanrılı dinlerde de aynı şeyler var. Büyük Yunus’un dediği gibi; ‘Gelin kardeş olalım, birbirimizi sevelim
sevilelim. İnsanca yaşayalım. Dünya hiç kimseye kalmaz
.’ Dediği zaman; çok
önemli bir şeyi söylüyordu. Mevlâna’nın şu sözlerini de söyleyeyim: ‘Seviniz öğreniniz ve öğretiniz. Hayat yolunun
dikenli yokuşlu olmasından asla korkmayınız. Ölmezlik ruhlarınıza kavuşmakta
değil, size bekledikleriniz anda bekledikleri sevgiyi şefkati sunmakta
saklıdır. Hayatta servet bir şey ifade etmez, Şöhret ise geçicidir. Önemli olan
insanlara eş olabilmek onların sevgisini kazanabilmektir
.’

Sevgi çok
önemli dolayısı ile bence: Türk toplumu belki bu hasletlere hakîkaten sâhiptir
ama yazılı ve sesli-görüntülü basının biraz daha kendine çeki düzen vermesi
gerekir. Bu konun geliştirilebilmesi açısından.

Çetinoğlu: Sizce
insanlarımızın çoğunluğu sevmeyi biliyor mu? Sevgi duygusundaki derin ve engin
gücün farkında mı?

Hun: İnsanlarımız sevmeyi bilir. Fakat
içindeki sevgiyi dışa aksettirirken; mahcuptur, çekingendir, biraz da cimridir.

Evladını,
eşini sever, sevdiğini belli etmekten çekinir. Anne ve babasını sever, saygı
ağır basar, sevgi gölgede kalır. Özetle sevgiden yana problemimiz yoktur. Fakat
sevgimizi söylemekte bir miktar problemlerimizin olduğunda da şüphe
yoktur. 

Herkes böyle
değil tabii ki. Sevdiğini söyleyebilen insanlarımız elbette ki var. Onların
çoğunluk oluşturması dileğimizdir.  

Çetinoğlu:  Sevginin
hayatımızdaki yeri ve önemi hakkında neler söylemek istersiniz?

Hun: Sevgi hayatımızı aydınlatır,  kolaylaştırır, renklendirir, huzurlu kılar.
Sevgi olmazsa hayatın zevki olmaz. İşini sevmeyen insan başarılı olamaz. Eşini
sevmeyen insan mutlu olamaz. Evini sevmeyen insan huzuru dışarıda arar.
Dışarısı câziptir fakat şartları ağırdır, tehlikelerle doludur.    

Çetinoğlu: Sevginin
insana kazandıracaklarından söz eder misiniz?

Hun: Dostluk kazandırır. Huzur
kazandırır. Maddî servet kazandırmaz ama manevî servet kazandırır.

Çetinoğlu: Sevgiyi
nakış-nakış işlerken hangi mefhumlara ihtiyaç var?

Hun: Sevgide hissî bir yaklaşım lâzım.
Her insanın ne yazık duygusu aynı değil. Hislere hitâbeden filmi yüz elli kişi
seyrediyor, onların içinde gözlerinden yaşlar akan da var. Hafif gözleri
nemlenen de var. Hiç etkilenmeyen de var. İnsan çok çeşitlilik arz eden bir
canlı türüdür. Bütün canlılar da böyledir. Biz Ada’da yaşıyoruz. Ada da yazın
az, ama kışın çok aç kedi var. Geliyorlar, biz yemek veriyoruz. Bakıyorum çok
değişik karakterler var. Aynı anadan doğmuş kediler arasında da farklar var. Geliyorlar
kimisi güzel bakıyor. Kimisi hırlıyor. Kimisi kaçıyor. Yâni insan da böyle
çeşitlilik arz eden bir varlık. Duygusu olan sever. Duygusu olmayan da sever
gözükür. Türkçesi bu.

Çetinoğlu: Sevginin
yeri; kıskançlık, hasetlik, nefret, kin ve intikam… gibi kirli duyguların
karşısındadır. Sevgi, temiz bir duygudur. Fakat olumsuz şartlar oluştuğunda,
sevgi de kirlenebilir. Olumsuz şartlara rağmen sevginin kirlenmesi nasıl
önlenebilir?

Hun: Sorunuzu yanlış algılamadıysam, yüksek
bir olgunluk gerektiriyor tabi. Her insanın sâhip olabileceği bir haslet değil
o. Yâni olumsuz şartlarda kirliliğe karşı sevgi göstermeye devam etmek her
zaman mümkün olmayabilir. İnsanın sevgisi de yaralanabilir. İnsanın sevgisi de
yapılan davranışlara göre zaman için de eriyip gidebilir.

Çetinoğlu:  Sevgiyi çoğaltmanın,
artırmanın yolları, metotları hakkında bilgi verir misiniz?

Hun: Güler yüz, şefkat ile yaklaşma,
ilgi, muhatabınıza dokunabilme… Dokunma duygusu çok önemli.

Çetinoğlu: Hediyeleşmenin
rolü var mıdır?

Hun: Bayramların esas gayesi de odur. Barış
için de dargınlıkların bertaraf edilmesidir. Esası odur yâni. Yalnız İslâm
dinimizde değil bütün dünlerde de bu böyle. Dostlukların devamı için yaklaşım;
biraz feragat.

Hatâlı insan
hatâsını bildiği için uzak durabilir sizden, ama sizin yaklaşmanız lâzım
esasında. Belki bir önceki soruya verdiğim cevaba tezat teşkil ediyor bu cümlem
ana yâni size çok büyük hatâ yapmadıysa ona yaklaşmanız gerekiyor.

Fakat öyle
insanlar var ki miras kaçırıyor. Kardeşiniz sizden miras kaçırıyor. Kaçırmak
istiyor yâni. Veya bir şey alıyor onu size söylemiyor siz başkasından
öğreniyorsunuz. Böyle olaylar çok yaşanıyor.

İnsan bir
muamma Latince bir söz var: ‘Homo Homini
Lupus
’ insan insanın kurdudur. İnsan tehlikeli bir mahlûk. Çok iyileri
olduğu gibi çok kötüleri da var. Yâni Amerikan filmlerinde başlayan ‘Bed Man’  var ya, ben çocukken-gençken hep derdim ki bu
kadar kötü adam var mı dünyada? Evet, sinemalarda abartılı gösteriliyorsa da
aramızda var.

Çetinoğlu: Buna
şöyle bir ilave olabilir mi? Acıları herkes paylaşır da sevinçleri paylaşmakta
biz biraz cimri davranıyoruz.

Hun: Evet doğrudur.

Çetinoğlu: Dostlarımızın
sevinçlerini de paylaşırsak sevgiyi biraz daha çoğaltmış oluruz.

Hun: Evet, tabii. Antalya Film Festivali’nde
birçok insan ödül aldı. Onlara bir telefon edip te; ‘Senin ödül almış olmana çok memnun oldum.’ Demek, bir dostluk işâretidir.
O’nun seni sevmesine daha fazla sevmesine imkân sağlamış oluyorsun.

Çetinoğlu: Toplum
da böyle şeyleri yadırgıyor. Annesi vefat eden bir tanıdığımıza başsağlığı
dileriz de, oğlu-torunu olduğunda tebrik etmekte ihmalkâr davranırız.

Hun: İhmal etmemek lâzım.

Çetinoğlu:  Sevgisini ifâde
etmekte çeşitli sebeplerle sıkıntı çekenlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Hun: Biraz daha cesâretle, sevgiyle
onlara yaklaşmak, kucaklamak gerek. Ben, ‘dokunmak
duyusu
’ diyorum. O çok önemli ben sizin elinizi sıkmakla, sırtınızı
okşamakla, size sarılmakla dokunma duyusunun gereğini yapmış oluyorum. Çok önemli
bir şey… Bunu en iyi bir şekilde yapmamız lâzım.

Çetinoğlu: Bir de
sevgi-saygı ilişkisi var…

Hun: Diyorlar ki mesela ‘Sevgi göstermesi şart değil ama saygı
gösterilmesi şart
!’ Mutlak sevgi ile saygı beraber olmalı. Evet hem sevgi
göstermesi lâzım hem de saygı göstermesi lâzım. Sevmiyor ama saygı gösteriyor.
O yapmacık oluyor. Sevmiyor ise nasıl saygı gösterecek?

Çetinoğlu: İnsanın,
muhatabını tanımaya çalışması da çok önemli. Çünkü insanoğlunun, tanımadığını
sevmesi mümkün değil. Her insan da mutlaka sevilecek saygı gösterilecek bir
taraf vardır.

Hun: İyi bir insana duyulan sevgiyi
söylemek lâzım. Söylenirse, iyiliğe teşvik edilmiş olur. Başkasını sevmek,
insanı mutlu eder. Sevildiğini duyan-öğrenen kişi de mutlu olur.

Çetinoğlu: İnsanlığa
hitâben bir ‘Sevgiye çağrı’ mesajı hazırlamanız gerekseydi, özet olarak neler
söylerdiniz?

Hun: Tefik Fikret’in bir dörtlüğünü
söyleyeyim.

                     Yâdında mı doğduğun zamanlar.

                     Sen ağlar iken, gülerdi
âlem.

                     Öyle bir ömür sür ki,              

                     Olsun mevtin sana hande,
halka matem.

Çetinoğlu: Çok
özel, çok asil bir mesaj oldu.

Efendim, çok teşekkür ederim. Sevdikleriniz de
sevenleriniz de çok olsun!

 

 

 

EDİZ HUN

Biyolog, film
yıldızı, 18. Dönem İstanbul Milletvekili, aynı dönemde Türkiye Büyük Millet
Meclisi Çevre Komisyonu Başkanı ve öğretim üyesi Ediz Hun, 20 Kasım 1940
tarihinde İstanbul’da doğdu. 

 

Avusturya Lisesi’ni
bitirdikten sonra Norveç’te Oslo ve Trondheim Üniversitelerinde biyoloji ve
çevre bilimleri fakültesinden mezun oldu.

 

Sinema hayatı, 1963
yılında Ses Dergisi’nin açtığı yarışmayla başladı ve ‘Genç Kızlar’ adlı filmle sinemaya girdi. 1970’li yılların
ortalarından itibaren Yeşilçam’ın seviye kaybetmesi üzerine sinemayı bıraktı.
1991-1993 yılları arasında Çevre Bakanlığı Müşaviri ve İstanbul Çevre İl
Müdürlüğü yaptı. 1999-2002 yılları arasında Anavatan Partisi’nden
milletvekili seçilerek TBMM’de bulundu. 

 

Başrol oynadığı,
sayısı 100’den fazla olan filmlerden bâzıları: Mualla (1964), Öksüz Kız
(1964), Hıçkırık (1965), Sevgili Öğretmenim (1965), Son Kuşlar (1965), Erkek Severse (1966), İhtiras Kurbanları (1966),  Samanyolu
(1967), Sözde Kızlar (1967),  Sabah
Yıldızı
(1968), Gül ve Şeker
(1968), Öldüren Aşk (1969), Son Mektup (1969),  Sen
Bir Meleksin
(1969), Sonbahar
Rüzgârları
(1969), Ankara Ekspresi
(1970),  Kalbimin Efendisi (1970),  Kader Bağlayınca (1971),  Gönül
Hırsızı
(1971), Gülizar
(1972),  Çile (1972),  Aşkımla Oynama (1973), Şüphe (1973), Acımak (1985), Gökkuşağı
(1995),  İlk Aşk (1997), Şöhret
Sandalı
(2001), Paydos (2004).

 

   Mutlu bir aile reisi olan Ediz Hun’un, bir
kızı, bir oğlu vardır
.  

 

 

 

SEVGİNİN YAZDIRDIĞI BİR ŞİİR:

 

Gedirsen
ele mi?

Get!

Goy başımı
yesin yohluğunun dumanı,

Borcu olsun
gıldan ince boynumun,

Goy borcu
olsun

Eşkinin
gümanı…

Get…

Ele bahma
suçlu suçlu,

O gözlerin
değil mi meni yandıran

Günümü
güneşimi çalan?

O gözlerin
değil mi ay kişi!

Ulduzların
gayıp gayıp gettiği menzil?

Neft karası
sevdam…

Get…

Bahışlarını
sök gözümün bebeğinden

Dalına
bahmadan ,

Tökülmeden
gözümden ,

Öreğimden
anmadan get…

Gedirsen
ele mi?

Yahşi!

Getme
deyirsemse,

Lal olsun
bu dilim.

Getme
deyirsemse,

Acem
gılıçları kessin meni, Doğrasın dilim dilim.

De get!

Besti
senden çektiğim…

Gedirsen
ele mi? Get…

Kölgelerini
sök duvarlarımdan,

Sesini gazı
yürek hanemden,

Durr… Heç
de boş yere gapma nem

Gözümdeki
yaşlardan…

Ağlamıram…
ağlamıram deyi rem… Eşit!

Ardına
bahmadan goyul yoluna, gözleme git!

Gedirsen
ele mi?

Get…

Bilmirem
anlın hansı dağın ardında, harda?

Könlün …
Ah o arı misali her çiçekten bal uman könlün,

Hansı
meçhule giden gatarda?

Yohhh!!!

Çohdu sabır
bu gadar da!

Gedirsense
de git…

Bellidi ki
galmıyıp sende vicdan da ar da!

Gedirsen ele
mi?

Güneş’in
saçahlarından töküle töküle gedirsen!

Ve
elebilirsen ki,

Sensiz
dünyama güneş doğmayacak..

Ele mi?

Ele ….

Ele be ay
kişi ele!

Sen gidende
doğan güneş doğmayacak bilirem

Sen gidende
nefessiz galacağam.

Önceki İçerikVarsayılan Ayarlarımız
Sonraki İçerikTürk Milleti (2)
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.