Sevgi Peygamberi

49

 

Rabbi onu terbiye ederek, en güzel ahlakı tamamlamak üzere görevlendirmişti.

Yetim ve öksüz büyüdü.

Doğruluğu, dürüstlüğü ve eminliği ile herkes tarafından sevildi ve sayıldı.

Statünün, paranın, şehvetin, saltanatın hâkim olduğu; mazlumun, fukaranın, güçsüzün ve aciz’in dışlandığı, adalet kavramının olmadığı, ahlâksızlığın saygınlık gördüğü bir sistemde yaşamak, onun temiz fıtratına uygun değildi.

Akrep nokta nokta ruhunu sokarken, Hira dağında, mevsimden mevsime giren düşünce ikliminde gezdi, dolaştı.

“Oku” emri geldiğinde, kâinatı okuması gerektiğini anladı.

Evreni, geceyi, gündüzü, canlıyı, cansızı, güneşi, ayı, suyu, toprağı, ateşi, kısaca yaratılan her şeyi okumaya ve yaratıcısını anlamaya çalıştı.

Yaratılış fıtratına uygun olmayan, her türlü beşeri uygulamaların çirkinliğine karşı, hakkı hâkim kılmak görevi ile vazifelendirildiğinde, çileli ve zorlu bir yola girdiğinin farkındaydı.

Hakarete uğradı, taşlandı, dışlandı, üzerine baskı kuruldu, buna rağmen; “Bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz dahi, bu yoldan asla dönecek değilim” dedi.

İnsan nefsinin arzuladığı her teklifi, inandığı değerler uğruna eliyle itti.

O; kuru et yiyen birinin oğlu olduğunu hiç unutmadı, hurma liflerinden yapılmış yer yatağında yatarken, sırtında izler çıkardı, bu durumu görüp üzülenlere “Dünya hayatı, bir ağacın altında nevalesini yiyip giden bir atlının, konakladığı zaman gibidir” der geçerdi.

Emrolunduğun gibi dosdoğru olmak emrini o kadar çok düşündü ki bu düşünmenin kendisini ihtiyarlattığını söylerken, günümüze ve kıyamete kadar yaşayacak olan insanlığa, en güzel öğretilerini sunuyorlardı.

VIP salonlarından hiç geçmedi, zırhlı araçlarda yolculuk etmedi, kırmızı halılarda hiç yürümedi, israftan, gösterişten hep uzak durdu.

Peygamberlik; Devlet Başkanlığı, Ordu Komutanlığı gibi vasıfları taşımasına rağmen, bir beşer olduğunu asla unutmadı, Kisra krallarına hiç benzemedi.

Haksızlık etmekten, haksızlığa uğramaktan, sapmaktan, saptırılmaktan, saygısızlık etmekten, saygısızlığa uğramaktan, kanmaktan, kandırılmaktan yaratıcısına sığınırdı.

Garip gurabanın, mazlumun, dertlinin, çaresizin arasında, ölene kadar bulundu, onların; ökçelerine basmalarına ve elbiselerini çekiştirmelerine ses çıkarmadı.

Yaratıcının kulu olduğunu asla unutmadı, kölenin yediği gibi yiyip, kölenin oturduğu gibi oturdu.

“Haksızlık yapan, kızım Fatıma dahi olsa affetmem” diyebilecek bir adalet kavramı taşıyorlardı.

Sevgiyi, barışı, paylaşmayı, merhameti, adaleti, hakkı üstün tutmayı, doğruluğu insanlığa müjdeleyip, tüm bu güzel vasıfları bizatihi kendileri yaşarlarken, kin, nefret, öfke, şiddet gibi şeytani kavramların üzerine sevgi ile gidilmesi gerektiğini, örnek yaşamları ile de tebliğ ediyorlardı.

Onun meziyetlerini ve emsalsiz ahlâkını, elbette ki kelimelerle anlatma şansına sahip değiliz.

Aç kaldığı, acı duyduğu, hüzünlendiği, yalnız kaldığı günler, sahne-i ömürlerinde az da değildi.

Sade ve gösterişten uzak, içimizden biri gibi yaşadı.

Sevgiyi, ahlâkı, erdemi, adaleti, hoşgörüyü insanlara miras olarak bıraktı.

Rabbine kullukta, asla taviz vermedi.

Her yıl düzenlenen kutlu doğum haftası münasebetiyle, İslam coğrafyasında çeşitli güzel etkinlikler yapılmakta, Efendimiz bütün yönleriyle anlatılmakta ve saygı ile yâd edilmektedirler.

Buna rağmen, 1,5 milyar İslam ümmetinin yaşam halleri ve içinde bulundukları durum, hiç de Peygamber’imizin bıraktığı mirasa sahip olur cinsten bir görüntü vermemektedir.

Rüşvetin, yolsuzluğun, yalanın, haksızlığın, geri kalmışlığın, şiddetin harmanlandığı İslam coğrafyasının yürekler burkan hali, Efendimizin yolunda olmadığımızın en açık göstergesi değil midir?

Yaşam tarzımızla ve dünyayı algılama şeklimizle, efendimizin örnek yaşamı karşılaştırıldığı zaman, sevgimizin ne kadar samimi ve yapmacık olduğunu test edip, anlayabiliriz.

Onu sevmek, onu tanımak, bilmek ve onun yaşam felsefesini hayatlarımıza yansıtmakla, ancak olabilir.

365 günlük bir zaman dilimi içerisinde, bir günümüzü peygamber gibi yaşayabilir miyiz diye sorup, bunun cevabına evet diyebilirsek, sevgimizi test edebiliriz.

Böyle bir testten, kaçımız başarılı çıkarız? Allah bilir…

İnsanlığa; sevginin, barışın, hakkın ve adaletin yol haritasını bırakıp giden, sevgi Peygamber’inin ümmeti olmanın bahtiyarlığına erişmek, ne büyük bir saadettir.

Ne mutlu onu tanıyıp sevenlere ve onun yolunda gidenlere…