Seçmeli Dersler ve Lisan Meselesi

34

AK PARTİ iktidarı, 2012
yılından itibaren, eğitim hamlesi olarak, orta öğretimde seçmeli ders olarak, Kur’an,
Siyer, Temel Dini Bilgiler dersi koymuştur. Koyanlardan Allah razı olsun. İlk
yıllar bakanlık vazifesini ifa eden Milli Eğitim Bakanlarının da yoğun teşvişiyle
bu dersler tercih edilmiş ve bilhassa tercih edilmesi içinde gayret sarf
edilmiştir. Ta ki, Ziya Selçuk Milli
Eğitim Bakanı oluncaya kadar.

Ziya
Selçuk her ne kadar milliyetçi ve muhafazakâr seçmenlerin oyları ile iktidar
olan AK PARTİ Hükümetinde Millî Eğitim Bakanlığı yapmakta ise de milli ve
manevi değerlere biraz mesafeli durmaktadır. Bakanlık bürokratları ise, bir
bürokratın bilinen, değişmez hareket tarzı olarak, her konuda bakanın ağzına
bakmakta olduğundan, bütün hal ve hareketlerini ona göre ayarlamaktadır. 12
Eylül 1980 İhtilali Hükümetinde Sanayi ve Teknoloji Bakanı olan Merhum Mehmet Turgut yazmış olduğu Türkiye Nasıl Kalkınır isimli
kitabında bu nevi bürokratların durumunu çok güzel bir şekilde tasvir
etmektedir.

        Basın ve yayın organlarında çıkan haberlere göre bazı
eğitimciler, seçmeli Kur’an,
Siyer ve Temel Dini Bilgilerin
seçilmez olduğunu, hatta öyle ki, bazı okullarda öğrenciler arasında bu
dersleri seçme oranının %10’a kadar düştüğü ifade edilmektedir. Eğitim kökenli
olan AK PARTİ Çorum Milletvekili değerli, Erol Kavuncu Bey de bu seçme
li
derslerin hiç sevilmediği illerin olduğunu, ancak hangi ilde yüzde kaç oranında
tercih edildiğini ve son yıllarda seçen öğrenci sayısının ne kadar azaldığı
hususunda, herhangi bir bilgi edinme imkânı bulamadığını söylemektedir.
Muhterem milletvekilinin bu beyanatına hayret etmemek mümkün değildir. Bir
vatandaş da bu husus ile alakalı olarak, CİMER’e
yazılı olarak müracaat etmiş ise de
Devlet
sırrı”
olduğu gerekçesi ile kendisine bilgi verilmekten
imtina edilmiştir. Gel de verilen bu cevaba şaşırma. Tabii ki, bunun bir Devlet
sırrı olduğuna inanmakve kabul etmek mümkün değildir.

         Öğrenciler neden Kur’an, Siyer, Temel Dini Bilgiler yerine
diğer dersleri tercih etmektedir? Bu tercihin en önemli sebeplerden birisi, üniversite
giriş imtihanlarında TYT (Temel Yeterlilik Testinde) Türkçeden 40, Matematikten
de 40 adet soru sorulduğu halde, Kur’an,Siyer, Temel Dini bilgiler derslerinden
hiç soru sorulmamasıdır. Halbuki, bunlar okullarda ders olarak okutulduğuna
göre, ÖSYM’de AYT (Alan Yeterliliği Testinden) belli bir sayıda mesela, en az
25 –30 civarında soru sorulmalıdır. Aksi takdirde ÖSYM’de bu derslerden hiç
soru çıkmayacaksa, bir öğrenci özel bir merakı da yoksa bu dersleri niçin
seçsin ki?

Acizane
kanaatime göre, seçmeli dersler mecburi hale getirilmelidir. Ancak bu dersleri
okumak istemeyen çocukların velileri bir dilekçe vermek suretiyle bu dersleri
okumak istemediklerini beyan etmelidirler. Böyle yapıldığı takdirde daha uygun
olacağını ve bu husus ile alakalı olarak her hangi bir sıkıntı kalmayacağını tahmin
ediyorum.

         Ayrıca, ehemmiyetine binaen şu hususu da ifa de edeyim ki,
Din Eğitimi insan vicdanını, düşünce tarzını, hal ve hareketini etkiler. Zira inanmak
insana huzur verir. Kalpler Allah’a inanarak, O’nu anmak suretiyle huzur bulur.
Aynı zamanda insanı birçok kötülüklerden alıkoyduğu gibi kazalardan, belalardan
ve her türlü musibetlerden de korur. Kuvvetli iman sahibi olan bir insan, daima
iyilik yapma gayreti içerisinde bulunur.Hatta öyle ki, kötülük yapmaktan azami
derecede sakınır, imtina eder. Bilindiği
üzere, dini bilgileri kuvvetli olanların çoğunlukta olduğu bir yerde hırsızlık,
kapkaççılık, başkasının malına zarar verme, adam öldürme, kadın cinayetleri ve
tecavüz gibi hadiselerin pek fazla olamayacağı hususu izahtan varestedir.

         Mevzu eğitim olunca, temas etmeden geçemeyeceğim bir husus
daha var ki, oda okullarda okutulan derslerin müfredat programları ile
kitaplarda kullanılan lisan meselesidir. AK PARTİ 18 yıldır iktidarda olmasına
rağmen, halen okullarda okutulan kitapların birçoğu ateist düşünce tarzına göre
yazılmış olup, Hayat Bilgisi, Biyoloji, Fizik, Kimya, Coğrafya ve Sosyal
Bilgiler kitaplarının hiçbirisinde yaratıcı olarak ALLAH mefhumuna yer verilmemektedir. Onlara göre,“Doğa”dedikleri (Tabiat) her şeyi
halletmektedir.

         Diğer taraftan kitaplarda kullanılan kelimelerde de hiçbir
düzelme olmamıştır. Bizim yıllardan beri şiddetle karşı olduğumuz uydurma
kelimeler, azalmak şöyle dursun, bilakis artarak devam etmiştir. Şimdi
düşünüyorum da AK PARTİ Hükümetinden önce vazife yapmış olan Milli Eğitim
Bakanlarını haksız olarak itham edip, boşuna günahlarını almışız. Zira bizim
bakanımız dediklerimizin de onlardan pek fazla farklarının olmadığı bariz bir
şekilde ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Ders
kitaplarında kullanılan kelimeler böyle de radyo ve TV’lerde kullanılan lisan
sanki farklı mı ki? Buralarda da uydurukça kelimelerin kullanılması almış
başını gitmektedir. Şöyle ki, bugün artık sebep yerine neden, cevap yerine yanıt, imkân
yerine olanak, şart yerine koşul, ihtimal yerine olasılık kelimeleri yaygın olarak
kullanılır hale gelmiş bulmaktadır. Hatta öyle ki, birçok Devlet ricali dahi bu
kelimeleri kullanmaktan asla imtina etmemektedirler.

Son
zamanlarda salgın hastalık vesilesiyle, (buna da pandemi diyorlar ya) bulaş”
kelimesini çıkardılar. Güzel Türkçemizde bulaşmak
kelimesi vardır. Fakat“bulaş”
kelimesi bunun yerine kullanılmaz. Bunu kim çıkardı ise, tamamen uydurulmuş bir
kelimedir. Zira bulaş bir emir
kipidir.

 Bu memleket de TDK diye bir kurum vardı.  Bir zamanlar Ermeni asıllı Agop Dilaçar’ın bu
kurumun başkanı olduğu dönemlerde sesi çok çıkardı. TDK’nun uzun zamandan beri
hiçbir faaliyetini görmüyorum ve duymuyorum. Bu kurum lağvedildi de bizim mi
haberimiz yok acaba diye çok merak ediyorum. Şu kadarını iade edeyim ki, artık
bugün torunumuz ile dahi anlaşamaz hale gelmiş bulunmaktayız. Üzülerek ifade
edeyim ki, 1930’lu yıllarda başlayan Türkçedeki tasfiye hareketleri halen
azalarak da olsa günümüzde de devam etmektedir. Bizim memleketimizde yapılan bu
tasfiye hareketi dünyanın başka hiçbir ülkesinde yapılmamıştır.

          Netice itibariyle,
ders kitapları ile radyo ve TV’lerde bizim düşünce tarzımıza uymayan bu işler
yapılırken bizleri temsil noktasında bulunan milliyetçi ve muhafazakâr milletvekillerimiz
bu hususlarda acaba ne düşünüyorlar diye çok merak ediyorum.