Seçime Giderken Yanlışlar Ve Ayıplar Dizisi

46

Seçim tarihi yaklaşırken muhalefet takımında yer alan
bazıları anlaşılmaz bir şekilde siyasi hatalar yapıyorlar. Dahası TC
vatandaşlığı ile uyuşmayan beyanları sürdürüyorlar. Bunların Türk düşmanlığı
karşısında bu yaşa gelene kadar TC vatandaşlığında neden kaldıklarını anlamak
da zordur. İHA ve SİHA’lar ile savunma sanayiinde hepimizi mutlu eden gurur
veren başarılardan bazılarının neden memnun olmadıklarını anlamak da zordur. Dünya
ülkeleri ile rekabet eden yirmi yedi ülkeye ihracat yapan bir yerli ve milli
kuruluş basit siyasi hesaplara malzeme yapılmamalıdır. Türkiye’nin dâhilde ve
hariçte menfaatlerini kollayan bilhassa teröre karşı başarılı olan Karabağ ve
Libya’da son derece etkili olan şimdi insansız uçak üretmeye başlayan bir firma
kimin ve kimlerin adına yıpratılmak istenir? Bu yanlışın peşinde olan parti
başkanının ağabeyi de “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünden rahatsız olmuştu. Bu
ifade birçok yerden kaldırılmıştı. Aslında Atlantik Ötesi de yerli ve milli
savunma sanayiinden çok rahatsızdır. Türkiye’de yıllarca sivil sanayi ve
savunma sanayii hep engellenmiş ve teşebbüslere çelme takılmıştır. Bu bakımdan
seçimler öncesi bazı yanlış ve ayıpları sergilemek tesadüf sayılamaz.

Artık Türkiye’de sağ-sol ayırımına,
klasiğine kendimizi hapsetmeyelim. Türkiye’deki mücadele; ülkenin değerlerinden
ve çıkarlarından yana olanlarla, bundan uzaklaşıp başkaları adına Türkiye’nin
engellenmesi çabalarına ortak olanlar arasındadır. Bunun aması ve ancak’ı
olamaz. Türkiye’deki savunma sanayiinin ve diğer sektörlerdeki gelişmelerden
rahatsız olanlar, hem üretme bizden al derler; paramızla o ürünleri bize
satmazlar; bazen de parayı alır malı vermezler.

            Anayasa’nın
ilk dört maddesinden de rahatsız olanlar, vatandaşlığın tanımını yapan 66.
maddeyi de içlerine sindiremezler. Aslında bu madde birçok ülke
anayasalarındaki vatandaşlık kimliğine ve mili kimliğe bir örnek olmalıdır. Bu
madde insanların renklerine, ırklarına bazılarının yaptığı gibi bir ayırım
yapmamaktadır. Kendisini Türk milletinin bir ferdi olarak hisseden ve Türk
kültürünü yaşayan herkesi kucaklamaktadır.  Burada dışlama yoktur. Biyolojik bir takım
tasniflere karşı olmak vardır. Bunu fark etmiyor gözükenler, Türklüğü içlerine
sindiremeyen zavallılardır. Burası Türkiye’dir; marjinal birtakım gurupların
anayasa sesi de olamaz. İktidara gelince bunu değiştireceklerinden utanmadan
bahsedenler; Türk Cumhuriyetlerinden ve Türk Dünyasından da utanmayacak
mısınız? Bu “Türkiyeliler”in seçimler yaklaşırken HDP ve ABD hayranlıkları birden
nükseder. Aynı örnekler hangi ciddi devlette görülebilir. Hangi ülke
Cumhurbaşkanı adayları milli kimlikle uğraşır? ABD dâhil bir çok ülkede duvarlara
ve parklarda etrafa yazılan bir yazı vardır: “Ya sev, ya terk et”. Türk’e
düşman isen vatandaşlığı devam ettirmede kimse kendini zorlamamalıdır. DEVA ile
HDP’nin flörtü de ilgi çekicidir. Bunlar gelişmelere göre birbirlerinin
listelerinde yer alabileceklermiş. Terörle iç içe olan ve terörü temsil eden
bir parti ile ortak olmak onları tasvip etmektir.

            2011 Türkiye
Değerler Araştırmasına göre, milli kimliğimiz olan Türklüğümüzle iftihar
edenlerin oranı %74; olukça iftihar ederiz diyenlerin oranı da %18’lere
çıkmaktadır. Toplam %92’yi buluyor.  

            Bir başka
muhalefet kanadının adayı da Türk Silahlı Kuvvetlerine kimyevi silah kullanma
suçlamasını yapan. Haksız, gerçek dışı bu hakareti yapma cüretini gösteren malum
aşırı sol bir militan kadına dava dolayısıyla geçmiş olsun ziyaretine gider. İyi
de patiye Kuva-i Milliyeci yakıştırması nerede kalmıştır? Atatürksüz
Atatürkçülük mü oynuyoruz? Bu liderin Denizli’de karşılanışı da ilgi çekici ve
skeç konusudur. Ortaya bir ortaokul diploma töreni gibi bir manzara çıkar. Bir
yabancı mafya babasını konu alan bir filimdeki yabancı müziğin çalınması ile
lider karşılanır. Sahnede İngilizce “demokrasinin babası” büyük bez afişi
vardır. İzmir marşına ve diğerlerine acaba ne olmuştur? Türkçe şarkı kalmamış
mıdır? Türkçe’ye bu kadar mı yabancılaştık?

            Gidişata
bakılırsa altılı başkanlık sistemine geçeceğiz. Tek adam egemenliğine karşı
iyileştirilmiş demokratik parlamenter rejim iddiası nerede kalmıştır? Muhalefet
kanadının küçük partileri milletvekili kontenjan sayısı kapma peşinde oldukları
görülüyor. İki küçük partinin kafa dengi başkanları önemli karar ve tayinlerde
bizim de imzamız olacak yoksa mutabakat sağlanamaz diyorlar. Bu mümkün mü? Yasa
ve Anayasa’dan bunların hiç mi haberi yok?

            Son söz
olarak Türkiye’de Türk kavramı tartışılamaz; Türkiye’de neden muhalefet
yıllardır iktidar olamıyor sorusunun cevabı çok açık ortaya çıkıyor. Çünkü
muhalefet iktidarı hep kazandırmak için elinden geleni yapıyor.       

Önceki İçerikCem Sultan
Sonraki İçerikSiyasette Üslup Sorunu
Avatar photo
1944 İstanbul doğumludur. Orta Öğrenimini Maarif Kolejinde, yüksek öğrenimini İktisadî ve İdari Bilimler Yüksek Okul'unda tamamlamıştır. 1967'de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne asistan olarak girmiştir. Ord. Prof. Dr. Z.F. Fındıkoğlu'na asistanlık yapmıştır. 1972'de "Bölgelerarası Dengesizlik" teziyle doktor, 1977'de "Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri" teziyle doçent, 1988'de de profesör olmuştur. 1976 Haziranında yurt dışına araştırma ve inceleme için giden Erkal 6 ay Londra ve Oxford'ta inceleme ve araştırmalar yapmış, Doçentlik hazırlıklarını ikmal etmiştir. 1977 yılında hazırladığı "Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri" isimli Eğitim Sosyolojisi ve Eğitim Ekonomisi ağırlıklı tezle Doçent olmuştur. 1988'de Paris'de, 1989'da Yugoslavya Bled'de yapılan milletlerarası UNESCO toplantılarında ülkemizi birer tebliğle temsil etmiştir. 1992 Yılında Hollanda'da yapılan Avrupa Konseyi'nin "Avrupa'da Etnik ve Cemaat İlişkileri" konulu toplantısına tebliğle katılmıştır. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi dışında dönem dönem Harp Akademilerinde, Gazi Üniversitesi'nde, Karadeniz Teknik (İktisadi ve İdari Bilimler Yüksek Okulu) ve Marmara Üniversitelerinde de derslere girmiştir ve konferansçı olarak bulunmuştur. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü ve İktisat Sosyolojisi Anabilim Dalı Başkanı, Metodoloji ve Sosyoloji Araştırmaları Merkezi Müdürü, İstanbul Üniversitesi Senato Üyesi, Aydınlar Ocağı Genel Başkanı ve İstanbul Türk Ocağı üyesi olan Prof. Dr. Erkal'ın yayımlanmış ve bir çok baskı yapmış 15 kitabı ve 700 civarında makalesi vardır. Halen Yeniçağ Gazetesi'nde Pazar günleri makaleleri yayımlanmaktadır. Prof. Dr. Erkal evli ve üç çocukludur. Dikkat Çeken Bazı Kitapları : Sosyoloji (Toplumbilimi) (İlaveli 14. Baskı), İst. 2009 Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri, İst. 1978 Bölgelerarası Dengesizlik ve Doğu Kalkınması,(2. Baskı), İst. 1978 Sosyal Meselelerimiz ve Sosyal Değişme, Ankara 1984 Bölge Açısından Az Gelişmişlik, İst. 1990 Etnik Tuzak, (5. Baskı), İst. 1997 Sosyolojik Açıdan Spor, (3. Baskı), İst. 1998 İktisadi Kalkınmanın Kültür Temelleri, (5. Baskı), İst. 2000 Türk Kültüründe Hoşgörü, İst. 2000 Merkez Binanın Penceresinden, İst. 2003 Küreselleşme, Etniklik, Çokkültürlülük, İst. 2005 Türkiye'de Yolsuzluğun Sosyo-Ekonomik Nedenleri, Etkileri ve Çözüm Önerileri (Ortak Eser), İst. 2001 Ansiklopedik Sosyoloji Sözlüğü (Ortak Eser), İst. 1997 Economy and Society, An Introduction, İst. 1997 Yol Ayrımındaki Ülke, İst. 2007 Yükseköğretim Kurumlarının Bölgelerarası Gelişme Farklılıkları Açısından Önemi ve İşlevleri, İTO, İst. 1998 (Ortak Araştırma)