Sayın Bahçeli’ye Bir Açık Mektup Daha

24

Diyalog değil, monolog olsa da devam-

1 Kasım 2015 seçimleri sonrasında 3 Kasım 2015 tarihli bir basın duyurusu ile daha sonra da 6 Nisan 2016 tarihinde Sayın Bahçeli’ye gönderilen bir açık mektupla -kamuoyuna da aktarılan- yaşanan günlere, siyasetteki gelişmelere ve olaylara dair naçizane duygu, düşünce ve görüşlerimi paylaşmaya çalışmıştım. Müspet bir gelişmeye vesile ve yine müspet bir tesir icrası mümkün olmasa da niyetimin “TARİHE NOT DÜŞME” gayreti olduğunu ifade etmiştim. İlgilenenler için “Yahnici-MHP-6 Nisan Mektubu” gibi ibareler ile internette aramalarla bulunup okunabilir.

Gelinen noktayla ve yaşanan yeni olay ve gelişmelerle ilgili yeni duygu, düşünce ve görüşlerimi de bir kere daha hem çok eski dostum Sayın Bahçeli ile hem de yine kamuoyumuzla -milliyetçi camia başta olmak üzere- paylaşmak istiyorum.

Şevket Bülent Yahnici

21.Dönem Ankara Milletvekili

MHP Eski Genel Başkan Yardımcısı

 

Sayın Dr. Devlet Bahçeli

MHP Genel Başkanı

ANKARA

1 Kasım 2015 seçimleri sonrasında, 3 Kasım 2015 tarihli bir “duyuru” ve daha sonra da, Zat-ı alinize yazmış olduğum bir “açık mektup” ile düşünce ve görüşlerimi ifadeye çalışmıştım. 6 Nisan 2016 tarihli açıklamamın üzerinden iki aylık bir zaman geçti, birçok yeni gelişme yaşandı, olaylar oldu.Gelinen nokta, özelikle de “MHP Kurultayı” tartışmaları etrafında yaşanan hoş olmayan gelişmeler, gösterilen endişenin ve yaşanan telaşın ne kadar haklı olduğunu ispat eder niteliktedir. 7 Haziran 2015’ten, 1 Kasım 2015’e kadar iki seçim aralığında yaşanan oy kaybının, milletvekili sayısı düşüşünün ve dolayısıyla itibar zedelenmesinin mutlaka ve muhakkak analizinin yapılması gerekliliğine; muhasebe mecburiyeti ihtiyacının şart olduğuna dair âcizanebeyanlarımın doğruluğu beni her ne kadar keyiflendirmese de, birinin ve birilerinin bu doğruları söylemesinin ve “tarihe not düşme “ye devam etmesinin elzem olduğuna inanıyorum. Bu sebeple bir diyalog olmasa ve bir monolog şeklinde kalmaya mahkûm olsa da, sizinle dertlerimi, sıkıntı ve endişelerimi paylaşmaya devam edeceğim.

Türk siyaset sahnesinde 50 seneye yakın bir zamandan beri, CKMP, MHP, MÇP, sonra yeniden MHP olarak Türk halkının teveccühüne talip olan Milliyetçi Hareket’in 7 Haziran 2015 ‘den 1 Kasım 2015’e uzanan zaman aralığındaki hak etmediği düşüşten sonra yaşadığı olayların tek sebebi, yaşanılan derin yeistir. Sergilenen sorumsuz, vurdumduymaz; beceriksizlik ve başarısızlık sebebini içerde değil, dışarda arayan gerçekçilikten uzak tavır, milliyetçi camiayı çileden çıkartmıştır. Yeis ve üzüntü yanında barajın altına doğru erime endişe ve kaygusu, yirmi senedir sesini çıkartmadan “ya sabır“la hale katlanan camiayı bir şeyler yapma, hakkını arama noktasına getirmiştir. Genel Merkez’deki arkadaşlarımızın artık bu işi kavramaları ve kopup gelen selin önünde durmamaya çalışmaları elzemdir. Dağılacak, unufak olacak, barajın altındaki bir MHP’nin hesabını kime, nasıl vereceklerdir? “Sabırla koruk helva olur” olmasına da, bu söz mevsimliktir.. Sergilenen boş inadın ise, insanları bıktırıcı ve canından bezdirici neticelerini tahmin etmiyor olmak bile, siyasetteki öngörüsüzlüğün ispatıdır. Yirmi seneye yakın bir süredir beceriksizliği ve başarısızlıkları sesini çıkarmadan seyreden camianın tahammül sınırı aşılmış, yüksek sesle isyanını ifadeye başlamıştır. Genel Merkez cenahından “ne oluyor, ne gerek var Kurultay’a, doğrusu anlayamadık” yollu estirilen rüzgâr ise, suları durultacağına kabartmaya vesile olmaktadır.

MHP’de değişim isteyen ve iktidar hedefleyen seslerin çoğalarak dillendirilmesi, sadece milliyetçi camia için değil, Türk siyasi hayatındaki tıkanıklıktan bıkan; demokratik hayat ve demokrasi rejimi için derin endişeler besleyen büyük bir halk kesimi için de bir ümit kapısı ihtimalini ortaya çıkardı. Bıkkın ve bunalık halkımız, MHP etrafında şekillenen bu gelişmeleri “…acaba bir ümit ışığı mı?..” düşüncesiyle iyiye, güzele, umuda doğru bir yöneliş ihtimaliyle hoşlukla karşıladı. MHP’li olmayan, MHP’ye hiç oy vermemiş insanlarımız bile bir “merkez parti” olabilir yaklaşımına girerek MHP’deki gelişmeleri ve olayları yakından ilgiyle izler oldu. Fakat iki, üç aydır yaşanan gelişmeler ve AKP’li avukatlardan, paralelci hâkimlere kadar en olmayacak kişilerin de dâhil edildiği bir “sözüm ona hukuk savaşı” trajedisi ve karşılıklı yürütülen itham ve iftira dolu sözüm ona taktik savaşı(!) sonucu ümitler yerini “ah”lara, “of”lara bırakmak üzeredir. Şu anda MHP’nin üzerinde adeta bir projektör vardır. Bu şu demektir, MHP şu an itibarıyla sadece MHP’lilerin ve milliyetçi camianın değil bütün Türk halkının ilgi, heyecan ve beklenti kapısı olmuştur. Çünkü milletimiz demokratik hayatın kilitlendiğini düşünmektedir. Demokrasi rejiminin çıkmazda ve açmazda olduğu endişesi geniş halk kitlelerinin müşterek meselesidir. %20-25 Aralığında oy alan, en fazla %30 oy alabilir diye tahmin edilen, iktidar şansı da görülmeyen bir Ana Muhalefet Partisi ile , %50-55’lere ulaşabilecek bir potansiyeli sergilediği açık olan mevcut iktidar görüntüsüne dayalı bir yapı Türk halkı için endişe kaynağıdır.İktidarı ve iktidardaki partiyi sarsıcı, başıboş ve sorumsuz gidişe dur deyici, % 10-15-20 ‘lere varan bir oyu iktidar partisinden kopartabilecek ölçüde başarılı bir muhalefetin 2002’den bu yana ortada bulunmayışı endişenin boyutunu büyütmektedir. Ne yazık ki, bu muhalefetzafiyeti iktidara yaramakta, Türk halkı hiçbir umut ışığı göremediği muhalefetle oyalanmak yerine dönüp dolaşıp iktidara yanaşmaktadır. 7 Haziran 2015 -1 Kasım 2015 olayı tipik örnek olmadı mı?. CHP ve AKP dışında yeni bir siyaset çizgisi etrafında doğabilecek bir yapılanma halkın büyük kesiminin beklentisi haline gelmiştir. Bunu görebilmek ve gereğini yapmak şarttır!.. Bu tarifin bugünkü haliyle MHP olmadığı, olamayacağı açıktır..Zira 2007-2011-2015 seçimleri ve referandum oylaması gösterdi ki, MHP’yi bugün yönetenlerin böyle bir hedefi yoktur, gayreti hiç yoktur.

Türk Milleti rahat bir nefes alabilmek adına; çocuklarının geleceği adına; demokratik hayatın ve demokrasi rejiminin sağlıkla işlemesi adına adeta, MHP’den medet umar hale gelmiştir. Denilebilir ki, bu anlamda ümidini MHP’ye bağlamıştır. MHP, şu anda MHP’lilerin, oy ve gönül verenlerinin, milliyetçi camianın beklentisi olmaktan çıkmış, milletin meselesi haline gelmiştir. Böyle olduğunun farkına varamamak, böyle olduğunu görememek veya o tarafa doğru bakmayarak görmezden gelmek üzücüdür. Halkı üzmektir. Yarım asra yakın bir zamandır doğru dürüst bir iktidar yüzü göremeyen, gördüğünden de bir şey anlamayan, havanda su dövüldüğüne inanmaya başlayan MHP’li camia kadar, bütünüyle milletimizi ve beklentilerini de yok saymak tuhaf bir haldir, anlaşılmaz bir iştir. Mevcut tavırdan ve yanlıştan hala vazgeçmek mümkündür.

Türk halkı sıkılmıştır, bunalmıştır. Sıkıntısından, bunaltısından kendisini kurtaracak; demokrasi rejimine sahip çıkacak; demokratik hayatın kilidini kıracak önderliğe susamıştır. Bu susuzluğunda MHP’yi su içebileceği bir çeşme olarak görmeye hazırdır. MHP’ye en az %25,%30’larda oy vererek demokratik hayat için sağlanacak bir iyileşmenin ümidi içindedir. Bunu görmemek ve bu beklentiyi karşılayabilecek şekilde dizaynedilememek ise MHP’yi eritir, bitirir… Buna sebep olanları tarih affetmeyecektir. MHP’nin sağlığıyla, demokrasimizin, demokratik hayatımızın sağlığı, sağlıkla işleyişi neredeyse geniş kitleler indinde eşdeğer hale gelmiştir. Nereden baksanız bu düşünce ile hareket edecek halkımızın “sağlıklı bir MHP’ye” %15-%20’lere varan yeni bir oy tabanı kazandıracağı görülmektedir. Bu tespiti yapan insanları art niyetli olarak ilan etmek, paralelci’likv.s. ithamlara maruz bırakmak doğru olamaz.

Sabır koruğu helva yapar, ama inat çürütür…….MHP, yol ayrımındadır.

Sizinle yola çıkarken o günlerde dediğimiz gibi hem “..MHP ideolojik hassasiyetlerini kaybetmeden kitle partisi de olabilecek..” hem de böylelikle demokrasi rejiminin ve demokratik hayatın işleyişinin sağlığa kavuşması yolunda millete önderlik etmiş olacaktır. Bu yöndeki beklentiyi karşılayamamış, iç çekişmeleriyle kendi insanını da, genel anlamda Türk halkını bıktırmış ir MHP ise siyaset tarihinin yazdığı eski bir hikâye olacaktır.

Kısır olduğu gün gibi açık olan ve hiçbir doğum için “müjdeli haber” niteliği taşımayan mevcut görünüm ve sergilenen karşılıklı itham ve iftiralarla dolu yine kısır sen-ben kavgası Türk halkının bir an için MHP’ye yönelen ümitlerini kıracak ve MHP sayesinde ulaşılacağı hayal edilen günler için duyulan heyecan yok olacaktır.

“Bunları söylüyor, yazıyorsun, peki çare nedir?” diye bir soru sorulabilir. Sadece bu yazılanların haklı olup olmadığını düşünmeye başlamak bile çözüme doğru iyi bir başlangıç adımı olacaktır… Ayrıca önder ben değilim, lider değilim, genel başkan, yönetici değilim. Doğru adım atma iradesinin hüküm vereni ve hüküm yeri ben değilim ki, çözüm şudur diyeyim. Çözüm yeri “bey” iradesiyle toplanacak “bey divanı”, “meşveret meclisi” olmalıydı. İnşallah zaman geçmemiştir! Benim evde iki emektar daktilo var. Birisi 1970 öncesinden kalma.. CKMP’nin, MHP’nin çok bildirisini, tüzüklerini, programlarını, seçim beyannamelerini yazdı. İkincisi ise, 1987’den itibaren MÇP tüzüğünü, programını yazdı, seçim beyannameleri onunla yazıldı. Daktilolar eskidi, artık bilgisayarlar var. Ben ne daktiloların ne de bilgisayarın “bir zamanlar bir MHP vardı” diye yazmasını istemiyorum. Ne olur siz de istemeyin!.. MHP’lilerin ve milliyetçi camianın, iktidara susamışlığını görmek, en başta yöneticilerinin görevidir. Siyaset bir yere gelmek, başarmak, bir yerlere varmak için yapılır. Vekâleten görev aldıkları kitleyi iktidara taşımak lider kadronun yükümlülüğüdür. Kitle, bu konudaki inancını kaybetmiş ise, heyecan kaybolur; ısrar faydasızdır. Kendi öz kitlesinin, inananlarının heyecanını ateşleyemeyen yönetim, geniş halk kitlelerinden teveccüh göremez.

Anlayın artık, Hz. Mevlana’nın dediği gibi “.. artık yeni bir şeyler söylemek lazım cancağazım”.. Yoksa benim evdeki daktilolara döneriz…Bu yazı hem vallahi hem billahi Zat-ı alinizin aleyhine bir şeyler söylemek adına kaleme alınmış değildir, yazdıklarım hem sizin hem davamızın bana düşündürdükleridir..

Saygılarımla,

Şevket Bülent Yahnici

 

 

Önceki İçerikSayın Bahçeli ve MHP Genel Başkan Adaylarına Açık Mektup
Sonraki İçerikTürk’ün de Yaptırımı Olmalı…
Avatar photo
Bulgaristan göçmeni bir ailenin oğlu Sâkin Öner 05.10.1947 tarihinde Denizli ilinin o zaman Çal ilçesine bağlı bulunan Dedeköy bucağında doğdu. Bugün Dedeköy 'Baklan' adıyla Denizli'ye bağlı bir ilçedir. Babası Emniyet Komiseri merhum Celalettin Öner, (1922-16.12.1970) annesi Denizli'nin Honaz ilçesinden ev hanımı merhume Ulviye Öner (Akkuş)'dir. Annesi 1951yılında vefat etmiştir. Babası 1953 yılında Polis Memuru olarak görev yaptığı Aydın ilinin Nazilli ilçesinde Zarife Öner (Meriçoğlu) ile ikinci evliliğini yapmıştır. Sakin Öner 1951-1953 yılları arasında Dedeköy (Baklan)'da dedesinin ve babaannesinin yanında kalmıştır. İki yıl köy ortamında kalan Öner, burada kırsal kesimdeki Türk insanının yaşantısını, gelenek ve göreneklerini, zengin halk kültürünü tanıma imkânını bulmuş ve bu döneme ait izler şiirlerine ve yazılarına yansımıştır. ÖĞRENİM HAYATI Babasının memuriyeti sebebiyle 1954-1955 der yılında Manisa'nın Kırkağaç ilçesinde başladığı İlkokul hayatı; Manisa'nın merkezinde devam edip Afyon'un Sandıklı ilçesinde tamamlandı. 1959-1960 Öğretim yılında Sandıklı Ortaokulu'nda başlayan ortaokul tahsili, Bandırma'da devam edip Van'da tamamlandı. Lise'ye Van'da başlayıp Yozgat'ta tamamladı. 1965 Haziranında girdiği Üniversite Giriş sınavı sonunda birinci tercihi olan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni kazandı. Burada öğretimini sürdürürken Babıâli'de Sabah Gazetesi'ne muhabir olarak çalıştı. 1966 yılında Bugün Gazetesi'ne teknik sekreter olarak transfer oldu. Bu arada Hukuk Fakültesi'nden ayrıldı. 1967'de yeniden girdiği Üniversite Giriş İmtihanı'nı kazanarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne kayıt oldu. 1967-1972 yılları arasında bu bölümde okudu. Bu süre içinde dergicilik, kitapçılık ve yayıncılık yaptı. 1972 yılı Şubat ayında diploma aldı. Babasının vefatı sebebiyle Denizli iline tâyinini istedi ve aile fertlerinin sorumluluğunu üstlendi. 1981 yılında doktora çalışmalarını başlatan Öner, 1987 yılında doktora yeterlik sınavını verdi. Ancak, idarî görevleri sebebiyle doktora çalışmalarına uzun süre ara vermek mecburiyetinde kaldığından, 2003 yılında Türk Dili ve Edebiyatı Doktoru oldu. MEMURİYET HAYATI Denizli Lisesi Edebiyat Öğretmeni olarak memuriyet hayatına başladı. 17.02.1973 tarihinde Denizli ilinin Acıpayam ilçesi Darıveren bucağında Fidan Oymak ile evlendi. 1975 yılı Temmuz-Ekim ayları arasında İzmir-Bornova'daki Topçu Taburu'nda kısa süreli askerlik görevini yaptı ve Topçu Asteğmen olarak terhis oldu. Memuriyet hayatı; İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü'ne Müdür Yardımcısı ve Edebiyat Öğretmeni, Tahakkuk Müdür Yardımcısı ve Türkçe Bölümü Öğretim Görevlisi, Sinop Lisesi'nde edebiyat öğretmeni olarak devam etti. Çalışma şartlarının uygun olmaması ve ailesinin İstanbul'da kalması sebebiyle, çok sevdiği meslek hayatına Mayıs 1977 tarihinde istifa ederek İstanbul'daki günlük Hergün Gazetesi'nde önce Haber Müdürü sonra da Yazı İşleri Müdürü oldu. 01 Ocak 1980 tarihinde yeniden öğretmenlik mesleğine dönek için başvurdu. Görev emri gelinceye kadar büyük düşünür ve yazar S. Ahmet Arvasi'nin kurduğu Türk Gençlik Vakfı'nın müdürlüğünü yaptı ve bu vakfın yayın faaliyetlerini yürüttü. 23.03.1970 tarihinde İstanbul Kız Lisesi'ne tâyini çıktı. 07.04.1980 tarihinde İstanbul Şehremini Lisesi'ne Edebiyat Öğretmeni ve müdür yardımcısı oldu. 13.12.1982'de İstanbul Pertevniyal Lisesi'ne Edebiyat öğretmeni olarak nakledildi. Bu okulda 23.08.1983'te Müdür Başyardımcısı oldu. 05.12.1984'te de İstanbul Behçet Kemal Çağlar Lisesi'nde Müdür olarak vazifelendirildi. 27.06.1987 tarihinde İstanbul Millî Eğitim Müdürlüğü'ne Müdür Yardımcısı olarak görevlendirildi. 16.10.1992 tarihinde Vefa Lisesi Müdürlüğü'ne. 29 Haziran 1995 tarihinde ikinci defa İstanbul Millî Eğitim Müdür Yardımcılığına, 01.07.1998 tarihinde Vefa Lisesi camiasının umumi isteği üzerine ikinci defa Vefa Lisesi Müdürlüğüne, 18.08.2010 tarihinde İstanbul lisesi Müdürlüğü'ne kâyin edildi. Mart 2012'de yaş haddinden emekliye ayrıldı. EDEBİYATTA 50 YIL Sâkin Öner'in edebiyatla ilgisi, 1957 yılında şiir yazmakla başladı. Merakı gelişerek, dosya kâğıdından dergiler yaptı. İlk şiirini 1957 yılında, ilkokul dördüncü sınıfta iken yazdı. "Gurbet" başlıklı bu şiir aynen şöyleydi: Gurbetteyim bugünlerde Geziyorum sahillerde Oturup ağlıyorum Hicran dolu bahçelerde Sızlar gizli yaralar Gönlümde hatıralar Günler geçer de sonra Yaşlar gönlüme dolar Ayrı düştüm sıladan Kan damlıyor yaradan Gurbet ayırma beni Yurttan, eşten ve dosttan. Ortaokul 2. sınıfa Bandırma'daki dayılarının yanında okurken ilk şiiri, Bandırma Ufuk Gazetesi'nde yayınlandı. Öğretmeni Münevver Yardımsever her dersine, Sâkin Öner'e bir şiir okutarak başlardı. Böylece şiir okuma sanatını öğrendi. Şiir okuma görevi Van Lisesi'nde de devam etti. Millî bayramlar ve törenlerin değişmez elemanı idi, okul adına günün anlamına uygun şiiri o okuyordu. Şiirleri Van'da çıkan gazetelerde yayınlandı. Şiir yarışmalarına katılıp dereceler aldı. Ortaokul 3. sınıfta okul idaresinden izin alarak şahsı adına 'Doğuş' adıyla bir duvar gazetesi çıkardı. Bu gazetedeki bütün yazı ve şiirler kendisine aitti. Lise 1. sınıfa geçtiğinde Okul Müdürlüğü, okulun Kültür ve Edebiyat Kolu Başkanlığına Öner'i getirdi. Okulun camekânlı büyük bir duvar gazetesi vardı. Artık onu o çıkarıyordu. Gazetede makale, deneme, röportaj, hikâye, şiir, haber, karikatür, bulmaca ve spor olmak üzere çok çeşitli türlere ve konulara yer veriliyordu. 15 günde bir değişen bu gazetede kendisine çeşitli haberler ve spor haberlerinde Cafer İpek, karikatür ve bulmacada da Metin Haldenbilen isimli bir arkadaşı yardım ediyordu. 1962 yazında Ağrı'da bulunan teyzesinin yanına gittiğinde orada yayınlanan günlük Mesuliyet Gazetesi ile temasa geçti. Bu gazetede de 'GÜN-KİN' isimli şiiri yayımlandı. Lise 1. sınıfta iken 1963 yılında Sakin Öner Yeşil Van gazetesinde 'Bahçemin Çiçekleri' başlıklı bir sütunda 'Bülbül' mahlasıyla günlük fıkralar yazmaya başladı. Mahlas kullanmasının sebebi, ailesinin bu tür çalışmalara, derslerini aksatacağı gerekçesiyle karşı olmalarındandı. İçindeki yazma aşkını frenleyemeyen Öner, takma isimle de olsa yazmayı sürdürüyordu. Artık yazma işini, gazetelerdeki kendisinden yaşça büyük ve deneyimli köşe yazarlarıyla polemiğe girmeye kadar götürmüştü. Bu arada Yeşil Van ve diğer gazetelerde sık sık şiirleri yayımlanıyordu. Bu arada Serhat Postası isimli gazetenin açtığı şiir yazma yarışmasında üçüncü oldu. Bir gün, yeni taşındıkları evin sahibiyle girdiği polemiği içeren 'Ev, ev, yine ev...' başlıklı bir yazıya rastlayan babası, 'Bülbül' mahlaslı yazıları onun yazdığını anladı. Fakat hayret ki, hem fazla yüzgöz olmadı, hem de kızmadı. Belki de gizli gizli gurur duydu. Bu süreç, Van'dan Yozgat'a tayin oldukları 1964 yazına kadar devam etti. Babasının 1964 yazında Yozgat'a tâyin olması üzerine Öner, Lise 3. sınıfı Yozgat Lisesi'nde okudu ve buradan mezun oldu. En yakın sınıf arkadaşı Cemil Çiçek'ti. Sakin Öner, ailesinden, Van ve Yozgat'taki arkadaşlarından aldığı etkilerle milliyetçi ve maneviyatçı duyguları ağır basan, fikrî ve siyasî hareketlerle ilgilenen, şiir ve nesir alanında epey deneyim kazanmış bir genç olarak İstanbul'a gelince Yine şiir, edebiyat dergi yayıncılığı ile ilgilendi. Gazetelerde, muhabir, sayfa sorumlusu ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. Yayınevi kurdu, kitap yayınladı, kitaplar yazdı. Üçdal Neşriyat'ta sekreter ve musahhih olarak çalıştı. Bu arada, 1 Kasım 1966 tarihinde Ali Muammer Işın ve Ahmet Karabacak tarafından Millî Hareket adıyla Alparslan Türkeş'in lideri olduğu Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP)'ni destekleyen milliyetçi düşünceyi temsil eden 15 günde çıkan dergi yayımlanmıştı. Bu derginin 15 Aralık 1966 tarihli 4. sayısında Öner'n 'Bekamız İçin Birleşmeliyiz' başlıklı ilk yazısı yayımlandı. Ali Muammer Işın'ın ayrılması üzerine 8. sayıdan itibaren derginin sahibi Ahmet B. Karabacak oldu. Bu sayıdan itibaren Öner de, derginin Teknik Sekreteri, 48. sayıdan itibaren derginin Genel Yayın Müdürü oldu. Dergi, Eylül 1970'de yayımlanan 50. sayısı ile kapandı. 1969 yılında kurulan Ülkü Ocakları Birliği'nin de Genel Sekreteri olan Öner, bu dönemde, Birlik tarafından düzenlenen konferansı kitap hâline getirerek bastırdı. Erol Kılıç'ın başkanlığı döneminde de Birlik adına 'Ergenekon' adıyla bir dergi yayımladı. Bu arada, Cavit Ersin'in 'Millî Ekonomi ve Ziraat', Mustafa Eşmen'in 'Türk Köyü' ve Öncüler Dergisi'nde fikrî yazıları yayımlandı. Millî Hareket Yayınevi, 1970 yılında Cağaloğlu'na taşınınca Beyazsaray 41 numarada Öner, Ergenekon adıyla bir yayınevini kurdu ve Alparslan Türkeş'in Genişletilmiş Dokuz Işık kitabını yayımladı. 1972 yılı başında Ömer Seyfettin'in 'Millî Tecrübelerinden çıkarılmış Ameli Siyaset' isimli eserini Osmanlıca'dan yeni yazıya çevirerek sadeleştirdi. Bu çalışması Göktuğ Yayınevi tarafından 'Amelî Siyaset' adıyla bastırıldı. Bu, Öner'in basılan ilk kitabıdır. 1972 Mayıs'ında Denizli Lisesi'nde öğretmenliğe tâyin edilince Ergenekon Yayınevi'ni gençlere bıraktı. Denizli Lisesi'ndeki görevi sırasında sınıf ve okul gazetelerinin çıkarılmasına öncülük etti, Mevlana ve Âşık Veysel'le ilgili yazdığı senaryoları sahneye koydu, önemli şairlerimizin anma günlerini yaptı. Okula edebî ve kültürel faaliyetler yönünden bir hareket getirdi. Orada iken yazdığı Abdülhak Hâmit Tarhan isimli biyografi çalışması, 1974'te Toker Yayınları'nca basıldı. Ömer Seyfettin'in 'Türklük Mefkûresi' isimli eserini de Osmanlıca'dan yeni yazıya çevirerek 'Türklük Ülküsü' adıyla 1975'te Türk Kültür Yayınları arasında yayımlattı. 1975 Kasımında İstanbul'a Atatürk Eğitim Enstitüsü Müdür Yardımcısı ve Öğretim Görevlisi olarak döndükten sonra, bir taraftan anarşinin at koşturduğu okulda düzeni sağlamaya ve derslere girmeye çalışırken, bir taraftan da edebî çalışmalarına devam etti. Burada görev yaptığı üç yıl içinde 'Ülkücü Şehitlere Şiirler' (1975), 'Ülkücü Hareket'in Şiirleri ve Marşları' (1976) isimli antolojileri, 'Ârif Nihat Asya' (1978) isimli biyografi kitabını, Müslim Ergül ve Osman Nuri Ekiz'le birlikte Eğitim Enstitüleri Türkçe Bölümü 2. sınıf Yeni Türk Edebiyatı (Servet-i Fünûn'dan Cumhuriyet'e kadar) isimli ders kitabını hazırladı ve yayımlattı. Ortadoğu gazetesinde de bazı edebî makaleleri yayınlandı. Bu arada, aralarında S. Ahmet Arvasi'nin de yer aldığı bu okulda görev yapan yirmi arkadaşıyla 'Dokuz Işık' adıyla bir yayınevi kurdu ve bu yayınevi iki yılda on kitap yayımladı. Öner, şimdi geriye dönüp baktığında, her gün anarşik olayların yaşandığı arada öğretmenlerin ve öğrencilerin dövüldüğü ve yaralandığı hatta öldürüldüğü saat 08.00'den 24.00'e kadar devam eden bir mesai sırasınca bu kadar çalışmanın nasıl yapılabildiğine şaşırmakta, bunu gençliğine, dâvâsına olan inancına ve heyecanına bağlamaktadır. 1978 yılı ortalarında, Sinop'a tâyin olduğu ve orada anarşi nedeniyle güvenli bir çalışma ortamı bulamadığından çok sevdiği mesleğinden istifa etmek mecburiyetinde kaldı. Bu yıl içinde mezuniyet tezi olan Yusuf Akçura'nın Türk Yılı (1928)'nda yer alan 'Türkçülük' isimli 128 sahifelik uzun makalesini Osmanlıca'dan yeni yazıya çevrilmesini, sadeleştirmesini, önemli kişi, kurum ve kavramlarla ilgili notları içeren çalışmasını Türkçülük adıyla Türk Kültürü Yayınları arasında yayımlattı. Bu arada, hayatının üçüncü gazetecilik dönemi olan Hergün Gazetesinde Haber Müdürü olarak göreve başladı. Gazetede, bir taraftan bu görevi yürütürken, bir taraftan da haftada üç gün 'Ülkücünün Gündemi' isimli köşede güncel siyasî konularda fıkralar ve önemli olaylarda 1. sahifede imzasız yorumlar yazıyordu. 'Öz Yurdumda Garibim' başlıklı yurtlardan atılan milliyetçi öğrencilerin dramını anlatan röportajı ile 1978 yılında Ülkücü Gazeteciler Cemiyeti'ne 'En İyi Röportaj Yazarı' seçildi. 1979 yılında yine bu gazetede çalışmasını sürdürürken Toker Yayınları'ndan 'Nihal Atsız' isimli biyografik çalışmasını, Su Yayınları'ndan 'Köy Enstitülerinden Eğitim Enstitülerine' isimli araştırma kitabını yayımlattı. 1979 yılı başlarında gazetenin boşalan Yazı İşleri Müdürlüğü'ne getirildi. Dokuz ay bu görevi sürdürdükten sonra yıl sonunda öğretmenlik görevine dönmek için Millî Eğitim Bakanlığı'na başvurdu. 1980 yılı Mart'ında İstanbul Kız Lisesi'nde depo öğretmeni olarak göreve döndükten sonra Nisan ayına da Şehremini Lisesi'ne tâyin edildi. Sakin Öner 12 Eylül 1980 İhtilâli'den sonra, Şehremini Lisesi'nde Müdür Yardımcısı olarak yeniden idarecilik görevine başladı. Burada okulun Kültür ve Edebiyat Kolu çalışmalarını yürüttü. Doğa isimli bir okul dergisinin yayınlanmasına öncülük etti. Bu arada Eğitim Enstitüsü'nde iken hazırlamaya başladığı Kompozisyon Sanatı (Düzenli Konuşma ve Yazma Sanatı) isimli kitabı tamamladı. Bu kitap, 1981 yılında Veli Yayınları tarafından yayımlandı. Ortaöğretim ve Yüksek Öğretim kurumlarında ders kitabı olarak okutulan bu kitap, Öner tarafından ancak 2005 yılında güncelleştirildi ve genişletildi. Okulun Tiyatro Kolu Başkanlığı'nı da yürüten Öner, 1981 yılında 'Gün Işığı' isimli oyunla Millî Eğitim Vakfı 1. Tiyatro Yarışması'na katıldı ve başarı kazanıldı. Aynı yıl Veli Yayınları'ndan İmla-Noktalama ve Cümle Bilgisi, Örnek Açıklamalarla Atasözleri ve Özdeyişler isimli kitabını yayımlattı. 1992 yılında Prof. İskender Pala ve Rekin Ertem'le birlikte Ortaokul 1., 2. ve 3. sınıflar için Türkçe ve Dil Bilgisi kitaplarını hazırladı. Bu altı kitap Deniz Yayınları tarafından yayımlandı. Beş yıl süre ile okutulan bu kitaplar eğitim camiasında büyük ilgi gördü. 'Millî Eğitimin İçinden' adıyla bir kurum içi halkla ilişkiler dergisi çıkardı. 1997 yılında Vefa Lisesi'nin 100. kuruluş yılı anısına bir anı kitabı hazırladı. Bu kitap Vefa Eğitim Vakfı yayını olarak 'Vefa Lisesi 125. Yıl Anısına' adıyla yayımlandı. 1997 yılı sonlarında seçtiği öğretmenlerle Milli Eğitim Bakanlığı'nın talimatıyla Lise 9., 10. ve 11. sınıfların Edebiyat, Kompozisyon ve Türk Dili kitaplarının yazımını sağladı ve editörlüğünü yapı. 2005 yılında da yeni öğretim programları ve tekniklerine göre hazırlan Lise 9. sınıf Türk Edebiyatı kitabının da editörlüğünü yaptı. Özlü Sözler isimli kitabı da1998 yılında Yuva Yayınları tarafından basıldı. 1998 yılı ortalarında yeniden Vefa Lisesi Müdürlüğü'ne dönen Öner, Kırk yılı aşkın bir süredir yazdığı şiirlerini topladı. Değerli Şairlerimiz Mehmet Zeki Akdağ, Ayhan İnal, Bestami Yazgan ve Yusuf Dursun'un beğenisi üzerine ilk şiir kitabını 2002 yılında 'İlk Dersimiz Sevgi' adıyla yayımladı. Sakin Öner, son olarak Vefa Lisesi'nin 13. kuruş yıldönümü münasebetiyle Edebiyat Öğretmenleri Hayri Ataş ve Hatice Gülcan Topkaya ile birlikte 'Vefa Lisesi 135. Yıl Anısına' isimli kitabı hazırladı. Bu arada 2001 yılından bu yana Yeşil-Beyaz isimli okul dergisinin yayınlanmasına öncülük etti ve bu derginin her sayısında bir yazısı yer aldı. 12 Eylül 1980'den sonraki dönemde başta Güneysu, Türk Edebiyatı, Dil ve Edebiyat olmak üzere çeşitli dergilerde yazıları ve şiirleri yayımlandı.