Sapla Samanın Karıştığı Bir Dünya Burası. Hububatı Keşfedenlere Ne Mutlu!

69

Bir siyasi parti, yerel seçimlere katılacak adaylarını belirlemede yapay zekâdan yararlanmış. Bu bilgi, kamuoyuna düşünce rakip partiler tarafından alay konusu edildi.

Ben, işin siyasi tarafında değilim. Yapay zekâ, günümüzün ve geleceğimizin bir gerçeği, bundan kaçınmak mümkün değil. Yapay zekâ sistemi algoritma üzerine kurulmuş. Algoritma, bir bilim dalı ve disiplin olarak yeni, aslında insanın olduğu her yerde var.

İnsanın ilerlemesi; kendi bedenini, işlevlerini, değerlerini keşfetmesiyle başladı. İnsanoğlu; kas, kafa ve gönlün birer güç merkezi olduğunu gördü, anladı.

İnsanın toprakla ilişkisinde kas gücü önemli bir sermayeydi. Ayağı, bacağı, eli, kolu, bedeni güçlü olanlar, toplumda değer görüyorlardı. Olimpiyatlardaki yarışlar halen bu güçlerin gösterisi üzerine yapılmaktadır. Başarılı güreşçi, başarılı yüzücü, başarılı boksör vb olmak, tamamen fiziki güçle ilgilidir.

Düşünmenin membaı beyin gücünün değeri, insanın daha sonraki sürecinde anlaşıldı. Beyin-bilgi ilişkisi teknolojiyi doğurdu, teknoloji, hayatımızın bir gerçeği; hatta patronu olarak kas gücünü geriye attı. İçinde bulunduğumuz çağda, kas gücü, beyin gücünün aparatı durumundadır.

Beyin gücünün eseri olan teknoloji hayatımızı hem kolaylaştırmakta hem de bizi, maalesef, yönetmektedir.

Yapay zekâ, beyin gücünün, insanlığı getirdiği son noktasıdır. Kontrolsüz güç, güç değildir. Beyin gücünün sonucu ortaya çıkan ürünler denetlenemezse veya kontrol edilemez noktaya gelinirse ne olur? Bu sorunun cevabını, kimse bilmiyor. Pascal’ın “Kuvvete dayanmayan adalet, aciz; adalete dayanmayan kuvvet, zalimdir.” sözünü hatırlamakta fayda var.

İnsanoğlu, ilk günden beri var olduğu halde, bir güç merkezi olarak kalbi, hep öteledi. Kalp; sevginin, merhametin, aşkın, kardeşliğin, cömertliğin, yardımlaşmanın, iyilik duygularının merkezidir, kaynağıdır. Kas, gücünü arenalarda; beyin, teknoloji sahasında; kalp de kendini sanatta, sosyal ilişkilerde, edebiyatta gösterir.  Musikinin, edebiyatın, güzel sanatların, folklorun her bir türü kalp ya da gönül gücünün eseridir.

İş hayatımın bir döneminde bir patronum olmuştu. Sohbetimizde, sosyal ilişkilerinde dengesiz birine gıyabında “O, son derece akıllı biridir.” demişti. Niye böyle söylediğini sorunca “Para kazanmayı biliyor.” cevabını vermişti.

Herkesin bir “başarı” putu var. Siz buna ilahı da diyebilirsiniz. Kimine göre, para kazanmayı bilen, kimine göre bedenindeki herhangi biz uzvun gücünü iyi kullanan, kimine göre de zekâsının gücünü gösterebilen ve bu güçle diğer insanlara karşı ezici olarak öne çıkabilen kişiler başarılı sayılıyor. Ancak, bu başarılar, insanlığı hiç mutlu etmedi, insanlığın gözyaşını dindirmedi, akan kanın miktarını azaltmadı. Filistin hala feryat ediyor, bu feryadı duyması gereken kulaklar duymuyor, görmesi gereken gözler görmüyor. Güç merkezi olan kalpler, çaresiz, değersiz.

Yapay zekânın egemen olacağı, bizi yöneteceği belki de nesnesi yapacağı zamanlara hızla ilerliyoruz. Bunu inkâr etmek, bundan kaçınmak mümkün değil. İnsanoğlu, kendi efendisini, kendi putunu yaptığını anladığında vakit çok geç olabilir. “Kalp” adlı güç merkezini yeşertmek zorundayız. İnsanlığın insanca yaşaması bu güç kaynağının harekete geçirilmesiyle mümkündür.

Algıların, değerlerin tanımı yenide yapılmalı, bunların insan ve toplum hayatındaki önem sırası yeniden belirlenmelidir. “İnsanı insan yapan, bedeni değil, ruhudur; ruhu ruh yapan aklı değil, kalbidir; kalbi de kalp yapan hisleri değil, niyetidir.” der Nevzat Tarhan. Peygamberimiz, “Vücutta bir et parçası vardır, şayet o sağlamsa bütün vücut sağlam olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. İyi bilin ki, işte o et parçası, kalptir.” demiştir.

İnsanoğlunun, güç kaynağı olarak “Kalp”in merkeze alındığı bir değerler sistemine ihtiyacı var. Diğer güç merkezleri sadece birer motor, kalp lokomotif olmalıdır.

Ülkemizde uygulanan tektipleştirici eğitim sisteminde hep sayısal zekâ önemsendi, sosyal zekâ sahipleri küçümsendi. Bir yanlışlıktı bu. Bu yanlışlık hala devam ediyor. Psikologlar, şimdilerde sosyal zekânın öneminden bahsediyorlar. Geç de kalınsa doğruyu dillendiriyorlar. Ancak sosyal zekânın da bireysel ilişkilerle sınırlandığını görüyorum. Sosyal zekânın kapsamını genişletmekte fayda var. Sanatta, insan ilişkilerinde, kültürde her türlü beceri birer sosyal zekâ eseri olarak kabullenilmeli, bunun da tükenmeyen madeni olan kalp, diğer adıyla gönül merkeze alınmalıdır.

İnsanın mutluluğu yapay zekâda değildir, yapay zekâyı gelişmişlik ölçüsü almak, bir yanılgıdır. İnsanın mutluluğu doğal zekâ olan kalptedir. Gelişmişlik ölçüsü, Yaratan’ın bir lütuf olarak bizde var ettiği kalbi kendimize kılavuz yapmaktır. Kalbin verdiği ilhamla cisimleşen eserlerle hayatımızı süslemektir.

Sapla samanın karıştığı bir dünya burası. Hububatı keşfedenlere ne mutlu!