Ruh Adam

54

Türkçü-Milliyetçi düşüncenin önde gelen ismi, Hüseyin Nihal
Atsız; başlangıçta şâir olarak dikkatleri üzerine çekmiştir. Hece ve aruz vezni
ve temiz bir Türkçe ile yazdığı şiirlerinin çoğu Türk kahramanlığını anlatır.
Aşk şiirleri de ince duygularını yansıtır ve son derece başarılıdır. Seçkin bir
edebiyatçı, mükemmel bir târihçi, idealist bir fikir adamı olan Atsız, Ruh Adam
isimli, son derece sürükleyici eserinde, sembollerden faydalanarak büyük ölçüde
kendi hayatını anlatıyor.

Romanın kahramanı Selim Pusat’ın eşi Ayşe Pusat, kız
lisesinde edebiyat öğretmenidir: Öğrencisi Güntülü ile konuşması, müellifin
edebiyata vukufiyetini bütün haşmetiyle gözler önüne serer:

-Edebiyat hakkında ne düşünürsün Güntülü?

-Ders olarak da sanat olarak da çok severim.

-Niçin seversin Güntülü?

-Sevginin niçini olmaz ki Efendim… Düşünsem belki mâkul bir
sebep bulabilirim. Fakat bu hakîki sebep olmayabilir. Çünkü biz önce severiz, sonra
sevdiğimiz şeyin güzel taraflarını bulmaya çalışırız. Bu da hodbinliğimizden
doğar Efendim.

Ayşe Pusat, kızın cümlelerine dalmıştı: Çok düzgün, gramer
bakımından yanlışsız cümlelerle konuşuyordu. Hele şimdi gözleri yine değişmiş,
dalgın bir hal almıştı. Rengi de galiba yeşildi. Nereye baktığı belli olmuyor,
fakat büyük bir ruh kudreti taşıyordu. Onu bütün sınıf da hayranlıkla dinliyor,
bilhassa samimî arkadaşları olan Aydolu ile Nurkan bu güzel konuşma karşısındaki
memnuniyetlerini yüz çizgileriyle belli ediyorlardı.

Ayşe, böyle bir talebesi olduğu için sevinç duydu. Gittikçe
artan bir merak içinde sualini yeniledi. -Peki Güntülü, bildiğin şiirler
arasında en çok beğendiklerinden birkaçını sayar mısın?

Genç kız, başını biraz kaldırarak düşündü.

Sonra öğretmenine bakarak yavaş yavaş anlatmaya başladı:

-Efendim! Fuzûlî’nin şiirleri arasında:

Can verme gam-ı aşka ki aşk âfet-i candır; / Aşk âfet-i can
olduğu meşhûr-ı cihandır. diye başlayan gazeli beğeniyorum. Fuzûlî’nin en güzel
şiiri, şüphesiz bu değildir. Fakat bunu anlayabildiğim ve âhengine kapıldığım
için olacak, tercih ediyorum. Tasavvuf hakkında bilgim olmadığı için
şiirlerinden birçoğunu anlayamıyorum. Nedîm’i daha kolay anlıyor, fakat umumî

telâkki hilâfına şarkılarından zevk almıyorum.

Bir nîm neş’e say bu cihânın bahârını, / Bir sâgarı keşideye
tut lâlezârını. diye başlayan gazelini çok beğeniyorum. Nâmık

Kemal’in meşhur Vatan Kasidesi güzel olmakla beraber bana
beyitler arasında bir vahdet yok gibi geliyor. Her beyit ayrı ayrı güzel. Fakat
terkip kuvvetli değil. Onun için ben Nâmık Kemal’in şiirleri arasında:

Değişmez fen mi vardır, / Müstakar eşya mı kalmıştır diye
başlayan murabbaı seviyorum. Hâmid’e gelince, O’nun eserleri arasında pek azını
görüp okuyabildim. Bâzılarını hiç anlamadım. Eşber’in İskender’le konuşmasını
güzel buluyorum…

Buraya gelince Güntülü birdenbire sustu. Hâlbuki

Ayşe O’nun konuşmaya devam etmesini istiyordu. Trende hızla
giderken bâzen güzel manzaralar görülür. Yolcu biraz sonra bu manzaranın değişeceğini
ve onun yerine ruhsuz bir görünüş geleceğini bilerek üzülür; güzel manzaranın
hiç bitmemesini temenni eder. Onun gibi, Ayşe de bu kızın susmamasını, hep
konuşmasını istiyordu.

Bir öğretmen için en büyük haz çalışkan, akıllı ve kavrayışlı
bir talebenin sorulara cevap vermesidir.

Bu hazzın devamı isteğiyle yeniden sordu:

-Hâmid’den sonrakilerin şiirleri arasında beğendiklerin yok
mu Güntülü?

-Var efendim. Tercih yapmak için düşünüyordum.

Bunların pek çoğunu okudum. Bir haylisi de ezberimdedir. Çokluk
arasından tercih yapmak güç oluyor. Müsâade ederseniz şiir ismi değil de şâir adı
söyleyeyim: Önce Yahya Kemal’le Faruk Nâfız’in, sonra da Ali Mümtaz’ın
şiirlerini beğeniyorum. Bunlardan başka tanınmış veya tanınmamış birçok
şâirlerin eserlerinden çok hoşuma giden parçalar da yok değil. Bâzen alelade
şâirlerden birinin bir tek şiiri, bâzen bir şiirin herhangi bir dörtlüğü veya beyti,
bâzen de tek mısra bende kuvvetli bir intiba bırakıyor, tesir yapıyor.
Ezberimde sahiplerinin adını bilmediğim epey mısra var. Meselâ şâirinin kim
olduğunu unuttuğum, nerde okuduğumu hatırlamadığım bir mısra var ki çok hoşuma
gider:

Bizi arza bağlayan: Yaratmak ihtiyacı…

Belki bu mısrada şiir sanatı bakımından bir üstünlük yoktur.
Fakat yaşamayı güzel bir sebebe bağladığı için benim çok hoşuma gidiyor
efendim.

Güntülü yine sustu. Ayşe takdirle gülümsüyordu:

-Bu mısra Osman Faruk Verim’indir. Bizi Arza Bağlayan
adındaki küçük bir şiir mecmuasının ilk manzumesidir, dedi ve bugünlere göre
daha kuvvetli talebelerin yetiştiği kendi zamanında bile bu kadar seçkin bir
kızın bulunmadığını düşünerek onu daha çok sevdi.

İlerleyen sayfalarda Güntülü ile Selim Pusat arasında hissî
bağlar oluşacak ve romanın önemli bir bölümünde bu bağlar, esrarlı olaylarla,
sürprizlerle, beklenmedik gelişmelerle kâh düğümlenecek, kâh çözülecek. Cam
kırıkları gibi dağılan sırların bilinmezlikleri ve aksiyon filmlerindeki gibi
gerginlik yüklü hâdiseler, okuyucuyu; değil satırdan satıra, sayfadan sayfaya
ve nefes nefese koşturacak.

Gecenin saat 24,00’ünde, diyelim ki Şişli’deki evinizin
önünden yarım saat önce geçen tanıdığınız bir şahıs tarafından, Erzurum PTT
merkezinden 3 saat önce çekilmiş bir telgraf alırsanız ne yaparsınız?

Ya parkta münâsebetsizlik yaptığı için oturduğunuz tahta
kanepeyi, kafasına indirdiğiniz adamın, tahta parçaları arasında veya dehşetle baktığınız
etrafınızda göremezseniz…

Kelime oyunlarıyla korku filmlerindeki efekt denilen film
oyunlarıyla seyirciye çığlık attıran sahnelerin benzeri, yazarın ifâde
ihtişamını ortaya koyuyor.

***

-Bu şiir sizin değil mi?

Pusat hayretle durarak Güntülü’ye döndü:

-Benim mi? Ne zaman yazmışım?

Kızın gözleri vahşi parıltılarla ışıldamaya başlamıştı.
Selim, çok iyi tanıdığı bu parıltılara bakarken, bakıp da unutulmuş bir noktayı
ezmek için bir ruh kasırgasında bunalırken, Güntülü, o geceki görünmeyen
kadının sesiyle cevap verdi:

-Unuttuğunuza göre bin yıl önce yazmış olacaksınız.

Bin yıl… Selim’in beynindeki karanlık yer aydınlanıyor
gibiydi. ‘Ben bin yıldan beri yaşıyor muyum?’ diye düşündü. Bu, korkunç bir şeydi…
Yanındaki kız tıpkı bir büyücü gibi onun aklından geçeni anlayarak cevap
veriyordu:

-Evet! Bin yıldan beri yaşıyorsunuz. Hatta belki de iki bin yıldan
eri! Mete’nin, askerlerini sadakat imtihanından geçirmek için sevgilisine,
nişanlılarına, eşlerine ok atmalarını emrettiği ve büyük sevgileri dolayısıyla
ok atmayanları idam ettirdiği zamandan beri…

Bu sözler ve bu ses Selim’in bütün gücünü, hatta irâdesini
alıp götürmüştü. Cevap veremiyordu. Düşünemiyordu da…

Ne kadar sürdüğünü kestiremediği duraklaması, genç kızın
‘yürüyelim efendim!’ demesiyle sona erdi. Yokuş bitmiş, Çamlı Koru’ya
girmişlerdi.

Çamlı Koru’nun havasından çok Selim üzerindeki tesiri ve
hâtırâsı kendine gelmesine yaradı.

Tekrar askerleşmişti:

-Hayır! Bu şiir benim değil! dedi.

-O halde belki benimdir…

Bu kız, sanki Selim’e darbe üstüne darbe vurmak için
gelmişti. Büsbütün perişan olmamak için alaycı tavrını takınmakta gecikmedi:

-Siz de iki bin yıldan beri yaşıyor musunuz?

-Niçin olmasın?

Pusat, yüzünün kızardığını yanmasından anladı.

Kendisiyle eğleniyor muydu? Bir çocukla başa çıkamamak, bir
manganın hakkından bölükle gelememeye benziyordu. Fakat bu kadar nâzik ve
terbiyeli bir kızın çok sevdiği öğretmeninin kocasıyla eğlenmeyeceği şüphesizdi.
Öyleyse o garip sözlerle ne demek istemişti?

***

Eserin son bölümünde Selim Pusat, milyonlarca insanın
bulunduğu büyük bir mahkemede yargılanır. Savcılar bölümünde:

Buda’dan Zerdüşt’ten ve peygamberlerden oluşan bir heyet vardır.
Mahkeme reisi makamında ise dünyayı aydınlatan müthiş bir ışık… Tanrı!

Şâhitler bölümünde Alper

Tunga’dan Atillâ’dan, İstemi

Kağan’dan Sultan Alparslan’dan, Cengiz Han’dan oluşan
yüzlerce ordu komutanı ve krallar, imparatorlar…

Büyük mahkemede şâhitler

ve müdâhil konumunda bulunanlar ‘adâlet’ istiyordu. Bir

tek kişi, cılız bir sesle ‘merhamet’ diledi.

O kişi kimdi?

Ve devamında karar…

‘Ruh Adam’, okuyucuyu kendisini okumaya mecbur eden bir
roman.

‘Mecbur’ yerine ‘mahkûm’ kelimesi de konulabilir. Daha uygun
olur.

Türkçesi bozuk, ne dediği anlaşılmayan layt, pembe ve uçuk
kaçık romanlardan sıkılanlar için…

Atsız Ata, romanın nasıl yazılacağını göstermek için yazmış
olmalı…

***

Haziran 2021’de yayınlanan eser,sert kapaklı cilt içerisinde
14 X 21,5 santim ölçülerinde 231 sayfadır. Romanda geçen ve günümüzde az
kullanılan kelimeler için bir lügatçe eklenmiştir. ÖTÜKEN NEŞRİYAT A. Ş.
İstiklal Caddesi, Ankara Han Nu: 63/3 Beyoğlu 34433 İstanbul Telefon: 0.212-
251 03 50 Belgegeçer: 0.212-251 00 12 e-Posta: otuken@otuken.com.tr
www.otuken.com.tr

12 Ocak 1905 târihinde İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Gümüşhâne’nin
Torul ilçesinden Deniz Binbaşısı Mehmet Nâil Bey, Annesi Trabzonlu Kadıoğlu
Ailesinden Deniz Yüzbaşı Osman Fevzi Bey’in kızı Fatma Zehrâ Hanım’dır. Asıl
adı Hüseyin Nihal Çiftçioğlu’dur. Atsız soyadını daha sonra aldı.

Tahsil hayatına İstanbul’da başladı. Kadıköy’deki Fransız ve
Alman okullarına bir müddet devam etti. Babası Süveyş’e tâyin edildi. Burada
kısa bir süre Fransız okuluna gitti. İstanbul’a döndükten sonra birçok okul
değiştirdi. 1922’de, günümüzdeki adı ‘İstanbul Erkek Lisesi’ olan İstanbul
Sultanisi’nden ve 1930 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden
mezun oldu. Çalışma hayatına, Fuat Köprülü’nün isteği ile Edebiyat Fakültesi Türkiyat
Enstitüsü’nde asistan olarak başladı. 1933 yılında,Millî Eğitim Bakanı Dr.
Reşat Galip ile Prof. Zeki Velidi

Togan arasında yaşanan bir tartışmada hocası Zeki Velidi
Togan’ı destekleyen bir telgrafı bakanlığa gönderince üniversitedeki görevinden
alınıp Türkçe öğretmeni olarak Malatya’ya gönderildi. Sonraki çalışma hayatı, yazıp
yayınladığı fikir yazıları sebebiyle devamlı sürgünlerle geçti. 1944

Türkçülük-Turancılık dâvasından mahkûm oldu ise de Askerî
Temyiz Mahkemesi’nde beraat etti. 1969 yılında öğretmen kadrosuyla çalıştığı Süleymâniye
Kütüphânesi’nden emekli oldu. Emeklilik hayatında bütün zamanını inandığı Türk
Milliyetçiliği dâvâsına ayırdı. Gazete ve dergilerde yazdı, dergiler ve
kitaplar yayınladı, konferanslar verdi.

Türk milliyetçiliği ile alakalı yazılarını: Türk Ülküsü,
Şiirlerini; Yolların Sonu isimli kitaplarda topladı. *Bozkurtların Ölümü,
*Bozkurtlar Diriliyor, *Deli Kurt, *Ruh Adam, Z Vitamini ve

*Dalkavuklar Gecesi isimleriyle 6 adet romanı yayınlandı.

Bunların dışında

*Âşıkpaşazâde Târihi,

*Türk Târihi Üzerine

Toplamalar, *Dokuz Boy Türkler ve Osmanlı Sultanları,
*Müneccimbaşı Şeyh Ahmed Dede Efendi Hayatı ve Eserleri, *Tevârih-i Cedid-i Mirât-ı
Cihan, *Osmanlı

Târihi 1, *Osmanlı Târihine Âit Takvimler, *Evliya Çelebi
Seyahatnâmesinden Seçmeler, Oruç Beğ Târihi. Ayrıca ansiklopedi maddeleri, Bibliyografya
Çalışmaları (4 Kitap), Edebiyat Târihi Üzerine Çalışmalar (3 cilt) isimli
eserleri vardır.

11 Aralık 1975 târihinde İstanbul’da kalp krizinden vefat
etti.

Hakkında yazılar kitaplar, lisans ve yüksek lisans, doktora
ve doçentlik tezleri çok zengin bir külliyat oluşturmaktadır.

KISA KISA… KISA KISA…

1-DELİLİK GEMİSİ: Ali Aktay / Ayrıntı Yayınları.

2-MÂNÂ ÂLEMİNİN ÜÇ EFSÂNESİ Şems-i Tebrizî –Mevlânâ – Yunus
Emre: Ziya Afşar / Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları.

3-SALGINLAR VE TOPLUM: Frank M. Snowden – Akın

Emre Pilgir / Tellekt Yayınları.

4-HÜZÜN SEBEBİYLE KAPALIYIZ: Kostas Mourselas –

Kosta Sarıoğlu / Kırmızı Kedi Yayınları.

5-SAKIN AÇMA YAPIŞIR: Charlotte Habersack – Anıl Alacaoğlu /
Bilgi Yayınları.

Gökhan Yılmaz üçüncü hikâye kitabında akıcı ve sürükleyici,
bir

üslûpla kıvrak, kırılmayan ama büküle büküle büyüyen
ilişkilenmeleri dillendiriyor.

Birbirine bakan aileler, bıçak kesiğiyle tutturulmuş
ölümler, zamanla geçmesi beklenen hayatlar, içeride bir kör kuyuya dönüşen
günler, dışarıda kanatları akılda büyüyen bir gökyüzü, ekmek yutan ve ekmek
kusan bir fırının ağzında hikâyeler…

13,5 X 21 santim ölçülerinde 88 sayfalık kitap Haziran
2021’de yayınlandı.

YAPI KREDİ KÜLTÜR SANAT YAYINCILIK: İstiklal Caddesi Nu:
161-161/A Beyoğlu 34433 İstanbul.

Telefon: 0.212-252 47 00

Belgegeçer: 0.212-293 07 23

www.ykykultur.com e-posta:
ykypazarlama@ykykultur.com

D ü n y a c a tanınmış Yahudi asıllı Fransız Filozof ve

S o s y o l o g

Edgar Morin

(1921-2011) karşı karşıya olduğumuz salgının Dünyâmıza
yayılmış

Batılı düşünce ve görüşlerinin yâni 16. Yüzyılda Avrupa’da
doğmuş, ferdî ve sosyal hayat alanlarındaki dönüşümlerden daha yaygın ve derin
krizinin bir belirtisi olduğunu ileri sürüyor ve bütün dünyâyı saran bu krizi,
fırsata çevirebilmenin yollarını araştırıyor.

Murat Erşen’in Türkçe’ye çevirdiği 12,5 X

20,5 santim ölçülerindeki eser, Mayıs 2012’d yayınlandı.

TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI: İstiklal Caddesi Meşelik
Sokağı Nu: 2

Kat: 4 Beyoğlu, İstanbul.

Telefon: 0.212 252 39 91

Belgegeçer: 0.212-243 56 00 bilgi@iskultur.com.tr İnternet: w

Önceki İçerik‘Talibân Devleti’ Mi? (-Iı)
Sonraki İçerikCin Fikir Çözümler
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.