Parti Tabanı

415

Siyasi söylemlerde çok sık kullanılır, “partinin tabanı”. Oldum olası bu “parti tabanı” sözüne alışamadım. Muğlak bir ifade. Sanki gerektiğinde taşınabilir/aktarılabilir monte edilebilir bir aparat gibi. İnsanın hür düşüncesine de, bireysel tercihlerine de uygun değil. Doğrusu bu anlamda “bir partinin tabanı” olmayı zül, zayıflık olarak kabul edenlerdenim. Diyelim ki siz bir taban elemanısınız. En tavandaki kişi ya da yönetim grubu bir konuda ipe-sapa gelmez sözler beyan etti. Yani saçmaladı. Siz de mi saçmalamak zorundasınız?. Ya da bir sosyal ortamda, “Merhaba efendim, ben sizin tabanınızım. Hani üstümüze basıp gerilerek oturduğunuz, ‘yüzde şu kadar’ diye pazarlık ettiğiniz, üstümüzde tepindiğiniz  taban var ya işte ben o’yum”mu demek? Adeta “siz sayın tavandakilerin takdir ve tensibinize layık olmak..” tavırlı ve oldukça ezik mi?. Oysa bireysel haklarının ve sorumluluklarının farkında olan uygar toplum bunu reddeder. Seçtiği kişilere “dikkat ediniz, siz bizim çalışanımızsınız. Biz asılız, ancak siz vekilsiniz” diyecek kadar hukukunu bilir. Her fikre angaje olmaz. Bilir ki fikirler mutlak değil, değişebilir. Dünün şartlarıyla bu günü yargılamak olmaz.

Siyasi partiler sonuçta bir sivil organizasyondur. Siyaset kurumunun ve demokrasinin vazgeçilmez unsurudur. Anayasaya göre tüzükleri- kurulları var. İktidar ve muhalefet, sorunlara çözüm için işletilen ve denetlenen bir sistemin içinde olmalıdır.  Ancak taban kavramı sanki demirbaş bir eşya gibi anlamsız. Oysa ki insanların hayata bakışları, tercihleri değişebilir. Bu değişim, sadece ekonomik bazlı da olmaz. Güvenlikle ilgili, yaşam tarzıyla, geçen zamanla, aidiyet duygusuyla da ilgili olabilir.  İletişimin saniyede dünyayı birkaç kez dünyayı turladığı bir ortamda, insanların hiç değişmeden  kilitlenip öylece kalması gerçeğe uymuyor. Hal böyle iken siyasi yönetimlerin darası alınıp kayda geçmiş gibi “taban” tarifleri yersiz. Kaldı ki, siyasetçilerin niceliği belirsiz, müphem bir kitle adına pazarlık yapması zaten gerçekçi değil. Neden meydanlarda velinimet, pazarlıkta bizim taban?. İşte siyasetin bu “kolaycı” tavrını halk artık düzeltmeli. ‘Beni tabanın sayıp olmadık hokkabazlık yapamazsın’ demeli. Taraf olmayarak bunu göstermeli. Halkın derdine çare olmak yerine öz ikbaline alet edenler bugün de yarın da itibarsız olacaklar. Elbette siyaset kurumsal olarak kötü değil. Bir bilimdir. Ahlaki esaslara dayanır. Kötü olan siyaseti seviyesiz kullanmaktır. Bununla birlikte,  siyasi ahlaka sahip onurlu siyaset adamlarını tenzih ederiz. Asıl insanı yoran bir ipte olmadık cambazlıklar yapanlara. Düz yolda akrobatik dönüşlerle viraj alıp milletin vaktini çalanlara. Bildik yalanlara. Bu kadar sorumsuzluk hangi meslek grubunda olabilir, düşünmek lazım.

Sonuçta, parti yönetimlerinin halkın vekâleti duygusundan uzaklaşıp seçimlerde popülist, sonrasında da genel bir buyurganlık yapmaları sorunu var. Oynak-omurgasız siyaset yapmak, sorumsuzca hamaset yapmak, içeriği boş ve beylik laflar üretmek adeta revaçta. Nitekim siyasi partiler yasasıyla, parti tüzüğüyle, mevcut delegeler sistemiyle bunu değiştirmek için bir eğilim de yok. Günümüz delege sistemi ile parti yönetimleri zaten “ben sana, sen bana” anlayışıyla mutabık durumda. Bu sarmaldan çıkmanın yolu, “değerli tercih” olmalı. Yani bireysel irade kullanarak bir “taban” olmayı değil, akıl ve adalet ölçüsüyle gerektiğinde değişerek beyan edeceği “dinamik bir irade” olmalı. Saplanıp kalan değil. Selam ve sağlıkla.