Operatör Dr. AHMET YÜCETÜRK Todor Jivkov Döneminin BULGARİSTAN’ını Anlattı.

50

Oğuz Çetinoğlu: Bulgaristan’da iken şiddete mâruz kaldınız, size kaba
kuvvet uyguladılar. Şiddet ve kaba kuvvetle alâkalı bir değerlendirme yapar
mısınız?

Dr. Ahmet Yücetürk: Çağımızın
en etkili felsefecilerinden biri sayılan Friedrich Nietzsche’nin (1844 –1900)
bir fikri geldi aklıma. Kaba, hiç utanmadan uygulanan şiddet ile ilgili.

Nietzsche’ye göre, insan yaratıcı olmak ister. Bu çalışmasında başarılı
olmadığı ve kendini bu başarısızlığa teslim ettiği zaman, bunu telâfi edermiş
gibi diğer insanlar üzerinde, kaba kuvvet kullanmaya eğilimlidir. Mükemmelliği
yaratıp meydana getirmekte kabiliyetsiz olanlara has özellik, kaba zorbalığı
uygulamaya muktedirdirler. Nietzsche böyle diyor.

Çetinoğlu: Bulgaristan’da insanlara şiddet, kaba kuvvet
uygulanmasının sebepleri nelerdi?
 

Dr. Yücetürk: Todor Jivkov,
kendi kafasına göre Marksizm’i Leninizm’i sürekli tamamlayıp, geliştirdiğini
düşünerek hareket etmişti. Fakat sözde ‘sosyalizm
denen meret hep patinaj yapıyordu. Sosyalist sisteminin ve yöneticilerinin
kabiliyetsizliğinden ve başarısızlıklarından dolayı teknolojinin, üretimin ve
kapitalist sistemi ile gerçek hayatta rekabette geri kalmalarını örtbas etmek
için Bulgar halkının dikkatini Slav milliyetçiliğinin en aşırı şeridine çekti.
NATO ve T.C.’yi suçladı. Bulgaristan’daki Türkleri sürekli kışkırtırlarmış da,
Türkler de engelmiş. Bulgaristan Türklerini Bulgarlaştıramazsa, sosyalizmi
kurmak zorlaşacakmış.

Jivkov kaba zorbalığı uygulamaya muktedirdi. Biz-Bulgaristan
Türklerini, tank, top ve silâh gücü ile Bulgarlaştırmaya çalıştı. Jenosid ve
etnik temizliği yaptı. 25 Ocak 2006 târihinde Strasburg, Avrupa Konseyi
Kurulunda, Bulgar Heyetinin Başkanı sıfatı ile (aynı zamanda Bulgaristan Cumhuriyeti
parlamento Başkan yardımcısı idi!) Lütfi Ünal jenosid ve etnik temizliği
yapıldığını itiraf etti.

Çetinoğlu: Yaptığı kötülüklerin
cezâsını çekti mi?

Dr. Yücetürk: Todor Jivkov kaderinin kurbanı oldu. 10 Kasım
1989’da Bulgar Komünist Partisi Genel Kurulunun Politbüro Toplantısında Parti
Genel Sekreterliğinden ve Devlet Başkanı görevinden istifa ettirildi.

Çetinoğlu: Nasıl oldu?

Dr. Yücetürk: Kansız kızıl
darbeyi Mihail Gorbaçov’un yakın dostu ve KGB de üst düzey bürokratlarından
biri, SSCB’nin Sofya Büyükelçisi Viktor Şarapov teşkilâtlandırmıştı.

Bulgaristan artık Batı kapitalizmine teslim oluyordu. Sosyalist
sisteminin dağılması kaçınılmazdı.      

M.Ö. (580) yıllarında, Hristiyanlık ve Bahâîlik tarafından peygamber
olarak kabul edilen Hazreti Daniel, Babil Kralı Belşatsar’ın saray duvarında
bir el belirip, ateşle yazılan (Mane, Tekel, Ufaris) üç kelimeyi okuyup,
yorumlamıştı. Yaklaşık 25 asır sonra (1980’lerde) okuyabilen ve yorum yapabilen
bir kişi daha vardı. İlgi çekicidir, o da Yahudi asıllıdır. Amerikalı siyâset
bilimcisi, Zbignew Kazimierz Brzezinski…

Büyük Çöküş’ isimli
kitabında sosyalizm ve komünizmin büyük çöküşünün ortaya çıkacağın ıispatladı
ve daha sonra, 1991’de kitabını yazdı. Artık dünya değişmişti. İnsanlar da,
siyâsî katmanlar da…

19 yaşında bir genç – Mathias Rust, Hamburg’da kiraladığı ‘Çesna 172’
tipi küçük uçakla havalanıp, 28 Mayıs 1987’de Sovyet radarlarını atlatıp,
Moskova’nın göbeği sayılan Kızıl Meydan’a indi. Sosyalizm kalesi ve efsanesi
çökmüştü.

Çetinoğlu: Sizin durumunuza bakabilir miyiz?

Dr. Yücetürk: Hiçbir suçum
yoktu. 24 Haziran 1985 günü sabahın köründe, Eskicuma Emniyetinden 7-8 kişi
beni kelepçeleyerek tevkif etti. Tam 108 gün Bulgaristan Emniyet Teşkilâtının
hücrelerinde sorgulandım ve işkencelere mâruz kaldım.      

Çetinoğlu: Neler yaptılar?

Dr. Yücetürk: Tutuklanıp,
Bulgar Emniyeti hücrelerinden geçenler hücreleri ve işkenceleri anlatmakta
zorluk çeker. Kelimeleri telâffuz etmekte zorlanır, sıkılır; doğrusu ya, pek
konuşmak istemez.

   Hücre zâten bir zorbalık
ortamıdır. Meçhul bir yolculuk var.

   Beni, Kıdemli Sorgulama Hâkimi
Veliko Radev sorguladı. Türkiye istihbaratına çalışmakla suçladılar.

   Eskicumada güya grup teşkil
etmişim ve bilgi toplayıp Türkiye istihbaratına teslim ediyormuşum.

 Suçlamaları reddettiğimden, bir
sorgulama esnasında sorgulama hâkimi polise emretti: ‘Hücrede buna en ağır rejim uygulansın!’

Çetinoğlu: Neler oldu?

Dr. Yücetürk: Sabah 5
sularında uyandıran, güçlü zil sesi ile ayakta durmak başlıyordu ve saatlerce,
gece 22.00’de mecbûrî olarak yatana kadar. Yalnız yemek için oturabiliyordum.

Siz saatler boyu ayakta durmak ne demek olduğunu bilir misiniz?

Çetinoğlu: Istırap verici olsa gerek…

Dr. Yücetürk: Ayaklarım
şişmeye başladı. Yerimde yürümeye başladım. Yoruluyordum, kalbimde bir değişme
fark ettim. Hafta sonunda kalp bölgemde ağrı başladı. Anladım, kalp krizi
geçiriyordum Kapıyı yumruklayıp bağırmaya başladım; doktor istedim.

Gelen doktor hücrede ağır rejimi sonlandırdı.

Çetinoğlu: Geçmiş olsun…

Dr. Yücetürk: Benim paralarımla
alınmış ilâçları gardiyanlar sırasınca vermediler.

Çetinoğlu. Hep hücrede mi kaldınız?   

Dr. Yücetürk: 09 Ekim
1985’de ellerimiz birbirine kelepçeli halde talihdaşım Şerif Ataer ile
Belene-Persin cehennemine götürüldük.

Çetinoğlu: Nasıl bir yer?

Dr. Yücetürk: Belene-Persin
Toplama Kampı adı söylenince, duraklarım. Burası, yüzlerce Türk münevveri ile
birlikte çile çektiğim cehennem… O günden bu yana 30 yıl geçti. Aramızdan
birçokları birer yıldız gibi kayıp gitti, kayboldu. Allah rahmet eylesin! Ruhları
şad olsun!

Çetinoğlu: Belene-persin toplama kampına götürülmenizdeki maksat
neydi?
 

Dr. Yücetürk: Birkaç maksadı
vardı.

1-Türkleri teşkilâtlandırıp, arkasına takarak totaliter rejime karşı
yönlendirecek Türk münevver tabakayı kelepçeli ellerle öldürmekti.

2-Dünya konjönktürüne göre hareket edebilmek için bu münevver tabakayı
ve büyük Türk kitlelerini birbirinden ayırmak, izole etmek.

3-Bütün Türkleri Belene Toplama Kampına sığdıramayacaklarından,
dışarıda kalan Türklere korku saçmak.

4-Gerektiğinde, büyük Türk kitlelerinin başına kendi totaliter
politikalarının ve Devlet Emniyet Servisinin (DS – Gizli Polisin) yetiştirdiği
uygun kukla Türkleri getirip, Belenelileri kolay pasifize etmek ve yine Bulgaristan
Türklerini burnundan ayı gibi çekmek. Örnek mi? İşte HÖH!

 Çektiğim çileler, zulüm ve
zorbalıkları anlattığım iki kitap yazdım. ‘Kötülük
Unutulmaz
’ ve ‘Kızıl Cehennem’,
ikisi toplam 840 sayfa. Belene-Persin Toplama Kampı için yazılan, başka
kitaplar da mevcut.

Çetinoğlu: Sizin dışınızda Bulgar zulmüne mâruz kalanlar var mı?

Dr. Yücetürk: Var.
Yazarların hepsi sayfalarca, ciltlerle kitaplarında büyük ‘Belene’ konusunu
bitirememişler. Bazıları da lehinde yazdı. Belene ile ilgili kitap yazan bâzı
kişiler,  ‘1950’lerde orasının daha beter bir cehennem olduğunu, 1984-1986
yıllarında ise güllük gülistanlık
’ olduğunu iddia ediyor. Böyle yazanlar,
1984–87 yıllarında ‘Orası Modern Danslar
Okuluydu’
diye yazsalardı, daha ciddîye alınırlardı.

Böylelerine cevap Bulgar yazar Skoçev’in kitabında var. KGB memuru
konferans verirken, bir tutukluya: ‘Kampın
esas amacı nedir
?’ diye sorduğunda, tutuklunun ‘yaranmak’ maksadıyla konuştuğunu anlayan Rus: ‘Saçmalık! Aptalca konuşma! Bu kampın esas amacı, düşmanın önce mânen
yok edilmesidir
’ diyor.

1985’de General Grigor Şopov Belene’yi 
hafiye ağı kurmak için ‘kuluçka
makinesi/ inkubatör’
gibi belirliyor.

Strasburg’da Avrupa Konseyinin Parlamenterler Kurulu’nun 25 Ocak 2006
târihindeki toplantısında Bulgaristan Delegasyon Başkanı Lütfi Ünal,
Bulgaristan’da etnik açıdan temiz devlet kurmak için ‘Bulgaristan Türklerine Etnik Jenosid uygulandı’ dedi ve
öldürülenlerin ve tutukluların, toplama kamplarına gönderilenlerin sayısını da
belirterek itiraf etti: ‘Bu durum bir
azınlığın, dîni, siyâsî ve etnik kimliğini yok etmeyi amaçlayan etnik bir
SOYKIRIMdı

Strasburg’da 02 Ekim – 05 Ekim 2006 târihleri arasında yapılan Avrupa
Konseyinin Parlamenterler Kurulu toplantısında Post-Monitoring Komisyon Başkanı
Frunda, Lütfi Ünal’ın bu ifâdeyi kullandığını doğruluyor.

1944–1950 arasındaki zamanlar ve 1960’lı yıllar, ‘Bulgaristan’da Proletarya diktatörlüğü’ yıllarıdır. Komünistlerin
Bulgaristan’da iktidarı yeni ellerine aldıklarında, rejimi oturtmak için,
iktidarı kaybetme korkusundan, göz kırpmadan insan öldürüyorlardı.

1984-85-89 yılları döneminde ise dünya değişmişti. Şimdi dünyada
Helsinki rüzgârı esiyordu.

Çetinoğlu: Dünya değişti
diyorsunuz. Bulgaristan’da Türklere zulümden vazgeçildi mi?
  

Dr: Yücetürk: Bulgaristan’da
Türkler hâlâ millî azınlıktır. Bulgaristan yönetimi Bulgaristan’daki Türklere
asimilasyon uygulamaya devam ediyor. ‘Bizde
Türk yok! Onlar Bulgar Müslümanları
’diye diretiyor. 

 Çetinoğlu: Sizce Bulgarların Türk
düşmanlığı nereden kaynaklanıyor?

Dr. Yücetürk: Bu düşmanlığın
kökü taa 1877 – 1878 Osmanlı – Rus Harbi’nden geliyor! Bu harbin neticesinde
Bulgaristan târih sahnesinde 3. defa, Rus askerinin süngüsü ve postalı sâyesinde
devlet oluyor. Ruslar, harp esnâsında olduğu gibi, daha önceki yıllarda Türk
düşmanlığını devamlı körüklemiştir. Bulgaristan devleti oluşturulduğunda, Millî
Devlet politikalarında millî iki prensip ağır basıyor: 1-Büyük Bulgaristan’ı
kurmak. 2-Azınlıklar prensibi…                                  

Büyük Bulgaristan’ı kurmak hayalleri ve istekleri, Çar Simeon’un
dönemindeki 9. yüzyılın sonunda, 10. yüzyılın başlarında ulaşılan en geniş
topraklardan söz ediliyor. 

Azınlıklar prensibine gelince: Bulgarların en çok korktuğu azınlık Türk
millî azınlığıdır. Biz Türkleri âdeta düşman olarak görürler; Binaenaleyh,
Rus-Osmanlı savaşından beri bu azınlığı sıfıra indirmek her Bulgar
yöneticisinin ‘demografik rüyalarında
eksik olmaz.

Çetinoğlu: Kendilerinin Türk soylu olduklarını bilmiyorlar. Bilseler
belki farklı bir durum olabilirdi…

Dr. Yücetürk: Bu sebeple
onlar, Yaradan’ın nezdinde ‘küçük millet
olmayı hak etmiş oluyorlar.

Çetinoğlu: Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim.

 

Dr. AHMET YÜCETÜRK:

     4 Temmuz 1941’de Bulgaristan’ın Eski
Cuma (Tırgovişte) iline bağlı Avdallar (Lovets) Köyü’nde doğdu. İlkokulu
köyünde okudu. Sonra Eski Cuma Türk Ortaokulu’na devam etti. Doktor olmak
istediği için Bulgar Lisesi’ne kaydını yaptırdı. Bu liseyi dördüncülükle
bitirdi.

     Bulgaristan’da her Türk gibi askerliğini
iki yıl işçi asker olarak yaptı.

     1961-1967 yılları arasında Sofya Tıp
Fakültesi’nde okudu. Mezuniyetten sonra Eski Cuma İhtisas Hastanesi’nde genel
cerrahî uzmanı olarak çalıştı ve ortopedi-travmatoloji ihtisası yaptı.

     1978 yılında Türkiye’ye göç etmek için
müracaatta bulundu. Eski Cuma makamları, bu talebi siyâsî suç olarak gördü.
Bunun üzerine 21 Eylül 1978’de işinden kovuldu. Bunu da Türkiye’ye göç etme
sebebi olarak siciline işlediler. Daha sonraki yıllarda idârî makamların
baskısına maruz kalarak yaşadı. Dinî mensubiyetinin işâretlerinden biri olan
Türk ismimin zorla değiştirilmesine karşı koydu.

     Hiçbir suç işlemediği halde 24 Haziran
1985 târihinde kelepçelenerek tevkif edildi. 108 gün Bulgaristan Emniyet
Teşkilatı’nın hücrelerinde sorgulandı ve işkenceye mâruz bırakıldı. Buradan
Belene Toplama Kampı’na götürüldü. Kampta altı ay, suçsuz 570 Türk
münevveriyle birlikte zulüm gördü. Ardından Bulgar nüfusunun yaşadığı
bölgelere sürgün edildi. 10 Haziran 1988 târihinde serbest bırakıldı.

     Jivkov rejimi Bulgaristan Türklerini
etnik bakımdan yok etmek istedi. Bu istek üzerine Bulgar Emniyeti, Dr. Ahmet
ve ailesine (eşi ve iki çocuğuna) Bulgaristan’ı 6-7 saat içinde terk etmesini
emretti. Bunun üzerine 29 Haziran 1989’da ailesiyle beraber Türkiye’ye göç
etti. Hâlen Türkiye’de yaşamaktadır.

 

Önceki İçerikÖğretmen Yetiştirme Süreci
Sonraki İçerikKızılay Holding AŞ.
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.