“Ölüm Terbiyesi” Ve Tedaileri – II

64

Ölüm
mürebbisi Zeynep Sayın’ın kitabını önceki yazıyla tanıtmaya çalışmıştık.
İmdiyse bizdeki çağrışımlarına bakalım ve biraz da terbiyenin tedailerine
takılalım:

*
Muska bir maskedir.

*
Din uygarlıktır.

*
Düşünmek mekândan münezzeh olmak demektir. Düşünmek varlığa konuşlanmaktır.

*
Ezan ezgi değildir, uzun hava değildir; müzikal okumalarla
anlamsızlaştırılmamalı. Ezan bir iz’andır, ilândır; mesajı, özü vakitler üzerinden
zamansızlaştırılmamalı.

*
Geçmiş güzelliklere yenileri eklemek ve eskinin hatalarını tekrar etmemek mi; ecdat
– mecdat diyerek cedlerimizin tüm medeniyet birikimini / uygarlık tasavvurunu
haklamak ve günümüzün belleğini heklemek mi; getirin seçmene soralım.

            * ‘0’ (sıfır) Osmanlı simülasyonu: Sermayenin
Sünnîlasyonu

*
Rüya, belki de insanlığın şifreleri.. Belki levh-i mahfuzdan pasajlar… Korunan
levha ne ola; amigdala mı?

            * Hac, kendinden hicrettir. Öteye muhacerettir.

            * Tavaf, anne karnındaki boşluğa dönüştür. Dokunmak,
resetlenerek yeniden doğmaktır.

            * Siyahî Hacer, Hacer-i Habeşî; kara budundan kara
hacer/taş, kara delik

            * Paraya bok muamelesi yapmak (Kalenderîler) para-hümaniter
düzeni bozmaktır. En boktan adamlar paradan en çok hoşlananlardır.

            * BALÇIK (İnsan) boklaşacak mı, pâklaşacak mı? Pak-istan/land
or Bok-istan/land.. İşkembevîler ile infakîler…

            * Erkekte temel içgüdü: iktidar. Kadında çocuk; çocuk
üzerinden iktidar. Hükmetme ereği, acziyetin gereği.

            * Yok olmaktan (varlığın sonluluğu) korkan insan,
ötekileri yok ederek varlığını çoğaltmak ister. Cinayet: insanın kendini var
etmesi için başkasını yok etmesi.

            * Kader seçimdir, seçilendir, seçilimdir. Demokrasi
kaderdir; seçilmiş kaderokrasi.

            * Ejder; yerleşiklerin değil konar-göçerlerin
muhayyilesidir. Bozkır ve vahşi hayat ortaklığıdır. Türklerin – Moğolların
içtimaî ve ihtiyacî edebiyatıdır, anlam arama anlatısıdır.   

            * Yerleşiklerin hasmı ve hayaleti böceklerdir. Ha insanı
ha insanın rızkını yeme hatta kemirme kan davasıdır, can davasıdır. Düşmanından
nefret eden onu yer, içer. Düşmanına saygı duyan ona kimlik yani kişilik verir.

            * Tük kozmolojisiyle Çin kozmolojisinin bakış farkı
bugünden yarına ne yapabileceklerinin de potansiyel bilincidir. Ejder
destanlaştırılır, böceklerse atıştırmalıklaştırılır. Hayâl (olumlu) ile hayalet
(olumsuz) farkı..

            * Türklerde yabancı, bilinmeyen hatta yağı/düşman
ejderhalaştırılır; hem korkulur hem saygı duyulur, hem de merak edilir. Can
alırsa kanı dökülür yoksa kontrollü bir yaşam alanı bırakılır. Çinlilerdeyse
düşman böcekleştirilir ve ya yenir ya imha edilir; insan yahut canlı değil
haşerat muamelesi görür. Vefayât değil telefâttırdırlar.

            * Türkler, bilip tanımadıklarıyla dostluk kurmaya
çalışırlar, yabanıl olsalar da. Çinliler düşmanı düşman bile görmezler; ezer,
eza ederler.

            * KISA KISA – İş insanı: amelatör, maneviyât: anlamsal
mülkiyet, vecd: vücutlanma, mahya: haya sözü, Babaîler: Müslümcüler

*
Kendime bile mâlik değilim; mülkiyet dediğin nedir! Bırak maddiyatı, maneviyatı
bile mülk edinme; taşıyamazsın. Kimliksiz ve çırılçıplak geldiğin dünyadan gene
öyle gitmeye bak.