Ne İçin Okumak?

23

Günümüz yazarlarından Murathan Mungan “Tek İşim Kitap Okumak
Olsaydı” başlıklı yazısında şunları söylüyor: “Tek işim kitap okumak
olsaydı, hayatımı kitap okuyarak kazansaydım. … beni her yıl düzenlenen
dünyanın belli başlı bütün kitap fuarlarına götürseler, böylelikle her
çıkan yeni kitabı görsem, … Kitapların birçoğunu kendi yazıldıkları
dilde okuyacak kadar dil bilsem, fena mı olur? … Sofokles, İbsen,
Horatius, Hayyam, Farabi, Shakespeare, Tagore, Mahabarata, Nietzsche,
İbni Haldun, Moliere, Konfüçyüs, Çiçero, Tolstoy… bütün bunları kendi
dillerinde, dönemlerinin dillerinde okayabilsem. … Bin Bir Gece
Masalları’nın Arapçası, İncilin Aramicesi, ipek kâğıtlara yazılan on
birinci yüzyıl harikaları, Süryanice dualar, Sümer yazıtları, çivi
yazısı, mühürlerde ve paralarda gömülü bütün sözcükler, lahitlerde
saklı sözler, Afrika maskelerinin gizli ve kutsal işaretleri, ceylan
derisine yazılmış kitaplar, Pehlevice masallar, Mayaların gün
işaretleri, Azteklerin simgeleri, hepsi, hepsi gözlerimin önünde
sırlarını bir bir açsalar, Hitit kraliçesi Puduhepa’nın rüyalarını
yazdırdığı kil tabletleri okuyabilsem. Medce türkü söyleyebilsem, Kalt
dilinde şiirler, aşk ve rüzgar sözcükleri bilsem, Uygurca rüya görsem,
Latince ilahiler okusam, Platon’un mağarasında gölgelere karışsam,
Arjantin tangolarının argosunu bilsem, Çingenelerin, yüzyılların
yollarına bıraktıkları sözcükleri derlesem. Aristo’nun komedyasını
bulsam, … Biriktirdiğim bütün el yazmalarından, en yeni kalın ciltli
güzel kitaplara varana dek hepsini raflarına dizdiğim bir ilkçağ
tapınağına benzeyen kitaplığımın serin, küçük, yeşil avlusunda sonsuz
uykuma yatsam, ardımdan insanlar, ne güzel mesleği vardı deseler,
yazık, okuyacak ne çok kitabı kaldı geride.”

Murathan Mungan’dan yaptığım bu uzun alıntıya bir de öğrencisi
olduğum hocamız Prof. Mehmet Kaplan’dan kısa bir alıntı yapmak
istiyorum: “Kitap okumayanlar, belli bir noktada durmuş saate
benzerler. Zaman ilerledikçe onlar geriler. Kitapların dünyası, beni
boğan ve ezen dar ve kapalı çevreden çok geniş ve derindi… Dünyada bana
varlığın sırlarını açacak bir kitap vardı. Yıllarca onu aradım ve
maalesef bulamadım.” Keşke, M. Kaplan Hoca, bu itirafı yapmak durumda
kalmasaydı!

Bir düşünüre göre de okumak, en faydalı, hoş bir eğlencedir. Kitap,
zararsız dosttur, diyenler de var. Bir başkası: “Tanrım! Senden çiçek
dolu bir bahçe ile kitap dolu bir kütüphane isterim.” diyor.

Kuran’daki ilk ayetin “Oku” diye başladığını hepimiz biliyoruz.
Okumanın yararlı bir eylem olduğuna hatta farz olduğuna kimsenin
itirazı yok. Peki ne okumalıyız? Okumak üzerine düşünenler, yazanlar
farklı şeyler söylemişler. Kimisi duyduğu hazzı tatmin etmek için,
kimisi varlığın sırlarını bulmak için, kimisi zamanı hoş geçirmek için
önermiş okumayı. Murathan Mungan ve diğerlerinin okumaları dar bölge
müsabakalarına benziyor. Yalnız kendileri için okuyorlar. Mehmet
Kaplan’ın okuması varlığın sırrını anlamaya yönelik yani daha
derinlikli bir okuma. Ancak, okudukları, maalesef onu bu dünyadayken o
sırra ulaştıramıyor. Akıntıya gitmiş emek ve heba edilmiş bir ömür.
Yunus Emre, okumanın amacını yedi yüzyıldır haykırıyor: “Okumaktan mana
ne / Kişi Hakk’ı bilmektir / Çün okudun bilmezsin / Ha bir kuru emektir”

Bir tarihte “Bütün kitaplar, tek bir kitabı anlamak için okunur.”
cümlesini okumuştum. Beni etkileyen bu cümle hafızamda tazeliğini
koruyor. Amaç, o kitabı anlamaksa, okumak, kutlu bir uğraş. Mehmet
Kaplan’ın ömrü buna yetmemiş, Murathan Mungan’ın böyle bir amacı yok.
Ben bu yaşımda bir şey anladım: Okumaya o Kitap’tan başlamak, okuyarak
o Kitap’a varmaktan daha doğru.