Anadolu’nun bağrında sessiz, derinden ve hepimizi yakacak büyük bir sosyolojik yangın büyüyor. Siyasetin yapay ve kısır gündemlerine (kayyımlar, “mutlak butlan” tartışmaları) hapsolmadan gerçek ve can yakıcı toplumsal gerçeğimize odaklanmamız gerekli. Çünkü siyaset geçici, sosyolojik çürüme kalıcıdır.
MAK Araştırma’nın yaptığı bir anket çalışmasının sonuçlarını Fatih Altaylı’nın Mehmet Ali Kulat ile yaptığı programda izledim. Bu araştırma Türkiye’deki genç kuşakların içinde bulunduğu sosyo-psikolojik durumu ve yapısal krizleri çok çarpıcı verilerle ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçları geleceğimizi, yani gençliğimizi kaybetmekte olduğumuzu gösteren bir alarm niteliğinde.
Önce anketin bazı sonuçlarını özetleyelim:
Demografi ve Aile Yapısındaki Büyük Çözülme: MAK Araştırma, aynı yöntemle 2004 yılında (AK Parti iktidarının başında) ve Mayıs 2026’da, 18-33 yaş arası 8.000 gençle yüz yüze görüşerek iki araştırma yaptı.
2004’te gençlerin tamamı evlenmek ve çocuk sahibi olmak istiyordu. %80’i 3, 4, 5 veya 6 çocuk hayal ediyordu. Nüfus artışı güçlüydü.
2026 anketinde (önceki araştırmadan 22 yıl sonra) değişim korkunç: Gençlerin yaklaşık %10’u artık hiç evlenmek istemiyor. Evlense bile çocuk istemeyenlerin oranı da yaklaşık %10. Genç nüfusun 5’te 1’i (aile ve çocuk kavramından) tamamen uzaklaşmış durumda. Artık evlenen ve çocuk isteyenlerin %80’i sadece 1, 2 veya 3 çocuk istiyor. Türkiye Batı gibi nüfus gerileme trendine geçti, en büyük güç olan genç nüfus kaybediliyor. Nüfus artışımızın negatife dönmesi, yakın gelecekte yaşlı, dinamizmini kaybetmiş ve sosyal güvenlik sistemi çökmüş bir Türkiye demektir
Ev Genci Oranı: “Ev Genci” (Ne eğitimde ne istihdamda olan- NEET) oranlarında Türkiye, %28-30 bandı ile OECD ülkeleri arasında maalesef ilk sıralarda yer almaktadır.
Beyin Göçü ve Gelecek Kaygısı: Gençlerimizin %64’lük kesimi başka bir ülkeye “kalıcı olarak gitmek isterim” diyor. Özellikle tıp, mühendislik ve yazılım alanındaki yeni mezunların Avrupa ve Kuzey Amerika’ya göçü, Türkiye’nin beşerî sermayesinde ciddi bir kan kaybına işaret ediyor..
Liyakat ve Torpil Algısı: Gençlerin %74,7’si işe girebilmek için liyakatin değil, kayırmacılık ve torpilin etkin olduğunu düşünüyor (Devlet-özel sektör ayrımı yapmaksızın). Uluslararası şeffaflık örgütlerinin Yolsuzluk Algı Endeksi’nde veriler de aynı gerçeği gösteriyor. Gençler arasındaki en büyük adalet kırılması “mülakat sistemi” ve “akraba/parti kayırmacılığı” üzerinden yaşanmaktadır.
**********************************
Gençlerimizin Ruh Hali
Araştırmada gençlerimizin ruh haline dair veriler de şöyle:
Duygu Durumu: Gençlerin %50’si mutsuz, “Çok mutluyum” diyenler sadece %7,8.’si. Çok sık hüzün ve umutsuzluğa kapılanların oranı %82. TÜİK Gençlik Araştırmaları ve Dünya Mutluluk Raporu verileri de Türkiye’nin genel “mutluluk endeksinde” her yıl gerilediğini göstermektedir.
Antidepresan Patlaması: Sorunlar aile içinde çözülemediği için üniversite gençliği dahil antidepresan kullanımı patlamış durumda. 15-24 yaş arası gençlerde antidepresan kullanım oranları son 10 yılda yaklaşık 3 kat arttı.
Sanal Kumar ve Uyuşturucu: Niğde, Nevşehir ve Şereflikoçhisar gibi dışarıya kapalı, muhafazakâr Selçuklu kentlerinde yapılan araştırmalarda bile; sanal kumar ve madde kullanımı halkın gözünde ilk 3 sorun arasında çıkıyor (5-10 yıl önce ilk 10’da bile değildi).
Değerlerin Erozyonu: Para en güçlü mutluluk kaynağı sayılıyor. Gençlerde en önde gelmesi beklenen “Aşk” %15’lere gerilemiş durumda. Saygınlık ve maneviyat çok aşağılarda.
Toplumda parası olan ahlaksız adamlar “saygın” hale getirildiği için gençler de saygınlığın ve statünün parayla satın alınabileceğini düşünüyor. Alın terinin, helal kazancın ve karakterin paranın gerisine itilmesi bir alarm olmalıdır.
Gençlerin aşk/maneviyat yerine “parayı” tek değer görmesi, hamaset ve şekilcilik üzerine kurulan samimiyetsiz maneviyat eğitiminin iflası değil midir?
**********************************
Gençlerin Kültür Kimliği
MAK Araştırmanın 2026 çalışmasında çıkan diğer bazı sonuçlar şöyle:
Kimlik ve Siyaset Algısı: (18-33 yaş arası) Gençler kendilerini en çok Atatürkçü olarak tanımlıyor. Milliyetçisi, dindarı, liberali Atatürk noktasında buluşuyor. M. Ali Kulat’a göre bunun nedeni: Atatürk kavramı, gençler için bir devlet ideolojisi değil, “sivil ve birleştirici” bir sığınak.
Siyasete İlgi: “Siyasetle ilgilenmiyorum” diyenler sadece %19. Gençlerin %75’ten fazlası siyasetle ilgili ancak siyasilerin istediği gibi (parti binalarında) değil; dijital dünyada ilgileniyorlar. Mobbing görmemek için kendilerini “ilgisizmiş gibi” kamufle ediyorlar.
Partilere Güvensizlik: Gençlerin %77,9’u mevcut 188 partinin gençlerin ve ülkenin sorunlarına yönelik yeterli politika üretemediğini düşünüyor.
Özgürlük Algısı: “Ülkede kendimi özgürce ifade edemiyorum” diyenler %43,2. Sosyal medyada düşüncesini özgürce ifade edemediğini söyleyenler %53,2.
Kaçış Arzusu: Yaklaşık her 3 gençten 2’si, başka bir ülke vatandaşlığı verilirse Türkiye’yi terk edeceğini söylüyor (5-6 yıl önce bu oran %56’ydı). Eskiden aileler “çocuğum yurt dışına gider de dönmez mi” diye korkardı, şimdi aileler “aman kal orada, dönme” diyor.
Gönül Coğrafyasının İflası: Gençlerin gitmek istedikleri yerler, Avrupa (%43), Amerika-Kanada (%39,8), İskandinav ülkeleri (%14,3). Ortadoğu ve İslam ülkeleri ise sadece %0,4. Gençler huzur, adalet ve iyi bir gelecek için “emperyalist coğrafya” dedikleri Batı’ya gitmek istiyor. “Gönül coğrafyası” teoride kalıyor.
**********************************
Çaresiz Değiliz
Gençler devlete küsmüş değil, devleti yönetenlerin adaletsizliğine, torpil düzenine ve liyakatsizliğe isyan etmekteler.
“Devletleşen parti, partileşen devlet” istemiyorlar. Valilerin, Kaymakamların parti temsilcisi gibi davranmasına karşılar.
Siyasetin asli görevi “seçim kazanmak” değil, “halkımızı ve gençlerimizi kendi toprağında mutlu etmek” olmalıdır.
Evlatlarımızı yabancı ülkelerin cazibesine kaptırmak istemiyorsak kendi ülkemizi hukukuyla, adaletiyle, eğitim kalitesiyle, refahıyla ve özgürlük ortamıyla gıpta edilen bir ülke haline getirmek mecburiyetindeyiz.
Karamsar olmaya hakkımız yok; bu toprakların mayası sağlamdır. Yeter ki idarecilerimiz kısır kavgaları bıraksın ve bu ülkenin asıl beka meselesi olan “mutsuz ve umutsuz gençlerimize” kulak versin.
Geleceğimizi kurtarmak için vakit hâlâ var; ama çok daralıyor.


