”Mübalağa İhtilalcidir”

37

 

Bediüzzaman’ın dediği gibi: “Mübalâğa ihtilâlcidir.”

Yani aşırılıkta işi bozmak vardır.

Bir bakıma mevcuda isyan ve tabii hâline karşı çıkmak vardır.

Var olanı beğenmemek hâli kendini gösterir.

Daha iyi; iyinin düşmanı olduğu gibi, aşırılık da iyinin düşmanıdır.

İyinin yok olmasını istemektir.

İşte asıl o zaman düzensizlik başgösterir.

Zaten aşırılık; iyilik zannıyla kötülük yapmaktır.

İyinin hayatına son vermektir.

Gerçekten sevgili okur!

Aşırılık ve taassup yani bir şeyi lüzumundan fazla ileri götürmek veya gereğinden çok geri bırakmak doğru değildir.

Kaldı ki, bunun dinde de yeri yok.

Bir bakıma  “Lâ ikrâhe fi’d-dîn.”  /  “Dinde zorlama yoktur.” Ayeti kerimesine de ters düşmektir.

Nitekim kraldan çok kralcı geçinmenin ne kadar yanlış olduğunu, şu somut örnekle de açıklayabiliriz:

Fatih Sultan Mehmed hazretleri, İstanbul’u fethettikten, aldıktan sonra, Hristiyanları, kendi din ve âyinlerinde, tamamen serbest bırakmıştı ya.

İşte bu serbestiyeti tam anlamıyan kimi devletlular; Fatih Sultan Mehmedi, rahatsız etmeye başladılar!

Diyorlardı ki: Fatih İstanbul’un fethini tamamlasa ya! Bu kadar şehit verdik, şu kadar gazi olduk. Ama hıristiyanlar, hıristiyan olarak can, mal ve ırz emniyeti içinde şahâne yaşıyorlar!

Peki ne olacaktı? Ne istiyordu bunlar? Fatih’ten şunu istiyordu, bu mutaassıp zümreler:
Fatih, hıristiyanlara dayatsın! Neyi? İslâmı. Ya İslâm olsunlar veya İstanbul’u terk etsinler.

Koca Fatih’in bu mutaassıplara verdiği cevap, gerçekten  şahânedir.

Şahlığına lâyık, şahcasına bir cevaptır.

Nedir o cevap derseniz, şudur:

“Sizler Allah’ın dinini ibkaada, yerleştirmek ve yaymakta, Allah’tan daha mı gayursunuz, daha mı gayretlisiniz?

“O, böyle istiyor. Herkes dîninde, inancında serbesttir. Dinde zorlama yoktur. Hıristiyanlar, verir, gereken resmî vergileri  ve  eman içinde oturur, oturdukları yerde…”

Bu şahâne cevap karşısında, utanırlar ve geri çekilirler. Bu taassup içinde olan kişiler.

 

1029

 

 

Önceki İçerikTabii ki MHP Mitingi
Sonraki İçerikGerçekten Osmanlı’nın Devamı Oluyor muyuz Ne?
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.