Libya Bombalanırken

55

Başta Amerika ve Fransa olmak üzere Libya bombalanıyor. 40 yıldır Libya’ya zalimce ve diktatörce idare eden Kaddafi’ye karşı Libya halkı ayaklanınca olanlar oldu. Libya halkı yağmurdan kaçarken doluya tutuldular. Petrol ve doğalgazın kokusunu alan  Amerika ve Avrupa ülkeleri Libya üzerine bombalar yağdırmaya başladılar.
Bu yazıyı Libya bombalanırken kaleme aldım. Libya her hangi bir yer değil. Afrika kıtasını köprübaşı, İslam Medeniyeti’nin Peygamberimizden hem sonra geldiği Osmanlı’nın yüzlerce yıl hüküm sürdüğü bir coğrafya. Akdeniz’i Türk Gölü haline getiren Turgut Reis’in mezarının bulunduğu yer. Osmanlı’nın Trablus eyaleti. Sürgünün sembol ismi Fizan’ın bulunduğu yer. 1911’de İtalyanların vahşet ve soykırım yaptığı coğrafya.

Mustafa Kemal Atatürk dahil bir çok Osmanlı subayının Trablus ve Derne’de  İtalyanları hezimete uğrattığı bölge. Anadolu’da Kurtuluş Savaşı’na en büyük desteği veren din adamlarından birisi olan Şeyh Şenusi’nin memleketi. Kaddafi’nin darbeyle ele geçirdikten sonra İslami sosyalizmi yönetimini kurduğu yer. Dünya televizyonlarında büyük beğeni ile izlenen Ömer Muhtar ve çağrı Filmlerinin çekiminin yapıldığı ülke. Kıbrıs Barış Harekâtında Türkiye’ye her bakımdan destek olan Kaddafi’nin ülkesi.
On binlerce Türk asıllı insanın yaşadığı Türk Müteahhitlerin dünya piyasasına açılmasını sağlayan yer. Libya ile ilgili anlatılıp söyleyecek çok şey var. Libya halkı üzerine Kaddafi bahane edilerek Amerika ve Avrupa bombalar yağdırmaya başladı. Libya’da bir Irak ve Afganistan yapılmak isteniyor. Libya üzerine bombalar yağdırılırken bu satırları kaleme almak için araştırma yaptım.

Gazeteler, dergiler ve çeşitli kitaplardan Libya’nın geçmişi ile ilgili derlediğim yazıyı aşağıda sizlerin ilgisine ve bilgisine sunmak istiyorum.ayrıca Libya ile ilgili, Libya’nın eski başbakanlarından Sadullah Bey’in Oğlu olan Türkiye’nin tanınmış tarihçi ve yazarlarından Orhan Koloğlu ile ilgili yaptığımız söyleşinin belgesel video görüntüleri ile yazıyı www.gebzegazetesi.com/videolar  sitesinden hem okuyup hem izleyebilirsiniz.
Şimdi gelin Libya bombalanırken derlediğimi yazıyı ilginize sunuyorum.

Libya Bombalanırken

Libya’da  İslâm  Medeniyeti ve Osmanlı dönemi

Libya Akdeniz kıyısında, doğusunda Mısır, batısında Cezayir ve Tunus, güneyinde Nijer ve Çad, güneydoğusunda Sudan ile komşu olan bir Kuzey Afrika ülkesi. 647 yılında ise Abdullah ibn el-Sa’ad komutasındaki Arap İslam orduları Libya’ya girerek Bizanslılar’ı mağlup etti. Trablus (Tripoli) ve Cyrenaica Halifeye bağlanmakla birlikte Bizanslılar’a (İstanbul ve Şam) bağlı yöneticiler  bölgeyi yönetmeye devam ettiler. Sonraki dönemlerde
bölge halklarının Müslümanlığa geçişi ve Arap dilinin kabulü gerçekleşti. 1146’da Sicilyalı Normanlar Trablus’u istila etti. 14. ve 15. yüzyıllarda İslam egemenliğinden sonra, 16. yüzyılda tekrar Hıristiyan yönetimine geçti. 1553’te Hıristiyanlar Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı Turgut Reis tarafından buradan çıkartıldı.

Osmanlı Devleti’nin zayıflamasına paralel olarak Libya’daki yönetim de Dayı denilen ve görece bağımsız olan beylerin eline geçti. Dayılar birer devlet başkanı gibi başka devletlerle ikili antlaşmalar bile yapabiliyorlardı. 19.yy başlarında Libya’daki Dayılar da Tunus ve Cezayir Dayıları gibi Akdeniz’de Amerika Birleşik Devletleri ile mücadele etmiştir. Osmanlılar 1835 yılında Libya’daki kontrolü yeniden sağlayarak burayı merkeze bağladılar.

*Şeyh Ahmed Eş-Şerif Es-Sünûsî  Dönemi

Şeyh Ahmed Eş-Şerif Es-Sünûsî, 1873 yılında Jagbub’da dünyaya geldi. Senüsilerin önderlerinden olan Muhammed Şerif’in oğludur. Muhammed Şerif’in onun dışında dört erkek çocuğu daha vardı. 1902 yılında Muhammed Mehdi’nin vefatı üzerine Senusilerin başına geçti. Senusiler, Afrika’da önemli bir nüfuza sahipti. Özellikle Sahra ve Sudan bölgesinde geniş bir etki alanına sahiptiler.
Yaklaşık bir asırdan beri devam edegelen sömürgecilik hareketleri ve özellikle İslâm topraklarını ele geçirip sömürgeleştirme teşebbüslerinin hız kazandığı bir dönemde Afrika’daki bu güzide topluluğun başına geçti. Senusiler, İtalya’nın Trablusgarp’ı işgaline kadar, tamamen dinî hizmetlerle iştigal etmekte ve her hangi bir askerî harekâtın içinde yer almamışlardı. Ancak, özellikle 1900’leri başından itibaren İtalya’nın açık bir şekilde Trablusgarp’a göz dikmesi ve burayı işgal için fırsat kollaması Osmanlı hükümetini telaşlandırmaktaydı.

Osmanlı Devletine samîmî bir şekilde bağlı bulunan Senusiler, işgal girişimlerine karşı silâhlandırılmaya başlandılar. Devlet, herhangi bir saldırı durumunda buraya zamanında askerî yardımı ulaştıramayacağını hesap ettiğinden, özellikle devlete son derece bağlı bulunan ve bu bağlılıkları Şeyh Ahmed zamanında adeta zirveye çıkan yerli halkı işgaller karşısında harekete geçirdi.

Senusiler, önce Orta Afrika’yı işgal eden Fransızlarla büyük bir mücadeleye giriştiler. Büyük kahramanlıklar gösterdiler.

  1911 Trablusgarp işgali üzerine

Şeyh Ahmed Sunusi, 1911 Trablusgarp işgali üzerine, İtalyanlara karşı büyük bir mücadeleye girişti.  Enver Paşa ile yaptığı görüşmeden sonra Türk ve Arap subayların komutasında teşkil ettikleri kuvvetlerle direnişe geçtiler. Enver Paşa, hükümetin içinde bulunduğu şartları gereği İtalyanlarla barış antlaşması yapmaya mecbur kalındığını Senusi’ye izah ettikten sonra, yine de cihada devam etmeleri tavsiyesinde bulundu. Ayrıca, bu mücahitlerin elinde bulunan bölgelere yazılan resmî yazılarda “Senusi Hükümeti” başlığı taşıyan kâğıtların kullanılması da dikkate değerdir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıfladığı dönemde, 1911’de İtalyanlar bölgeyi işgal ettiler. Trablusgarp Savaşı akabinde yapılan Oshy anlaşması ile Libya’daki fiili Osmanlı Hakimiyeti sona ermekle birlikte, hukuken Osmanlıya bağlılığı benimsendi.

Libya Kahramanı Ömer Muhtar

İtalya’da faşist Mussolini’nin iktidarı ele alması üzerine Libya’nın tamamının kontrol altına alınabilmesi için takviye askeri birlikler gönderildi. Ömer Muhtar buna karşı kendi birliklerini yeniden organize etti. Ancak her türlü imkâna sahip İtalyan güçleri karşısında zor durumdaydı…

Osmanlı Devleti’nin zayıflamasına paralel olarak Libya’daki yönetim de Dayı denilen ve görece bağımsız olan beylerin eline geçti. Dayılar birer devlet başkanı gibi başka devletlerle ikili antlaşmalar bile  yapabiliyorlardı. 19.yy başlarında Libya’daki Dayılar da Tunus ve Cezayir Dayıları gibi Akdeniz’de Amerika Birleşik Devletleri ile mücadele etmiştir.

Mustafa Kemal Libya’da..

Osmanlılar 1835 yılında Libya’daki kontrolü yeniden sağlayarak burayı merkeze bağladılar. Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıfladığı dönemde, 1911’de İtalyanlar bölgeyi işgal ettiler. Trablusgarp Savaşı akabinde yapılan Oshy anlaşması ile Libya’daki fiili Osmanlı Hakimiyeti sona ermekle birlikte, hukuken Osmanlıya bağlılığı benimsendi. Ülkeyi işgal eden İtalyanlara
karşı Mustafa Kemal, Enver Paşa ve diğer bazı Osmanlı subaylarının örgütlediği milis kuvvetleri uzun zaman direnç gösterdi. Ancak her türlü üstünlüğe sahip olan İtalya, ülkenin tamamını kontrol etmeyi başardı. Halkı baskı ve zulüm ile sindirdi. Adeta bütün Libya’yı köleleştirdi.

Ömer Muhtar

Bu dönemde İtalyan sömürgeciliğine karşı Ömer Muhtar tarafından başlatılan direniş hareketi ise Ömer Muhtar’ın yakalanarak idam edilmesi sonucunda başarısızlığa uğradı. Libya anlatılırken, ülkenin manevi lideri ve bağımsızlık hareketinin önderi Ömer Muhtar’ı da hatırlamamak olmaz. Ömer Muhtar, en güvenilir tesbite göre 1862 yılında Defne’de dünyaya gelmiştir. Cağbub’daki medreselerde ve İslâmi İlimler Enstitüsü’nde tahsil gördü. İlk cihadını Fransız emperyalizmine karşı verdi. 29 Eylül 1911’de, İtalyan işgaline karşı mücadele eden Seyyid Ahmed Şerif’in komutasında yürütülen cihada katıldı. Başarılı eylemleriyle cihad da ön saflara geçti ve 1922’de mücahid kuvvetlerinin başkumandanlığına getirildi.

1922’de İtalya’da faşist Mussolini’nin iktidarı ele alması üzerine Libya’nın tamamının kontrol altına alınabilmesi için takviye askeri birlikler gönderildi. Ömer Muhtar da buna karşı kendi birliklerini yeniden organize etti. Ancak her türlü modern imkâna sahip İtalyan güçleri karşısında zor durumdaydı. Buna rağmen cihadı 1931’e kadar kararlılıkla sürdürdü. 1931’de İtalyan kuvvetleri Ömer Muhtar’ı esir ettiler ve sıkıyönetim mahkemesinde yargıladıktan sonra 15 Eylül 1931’de idam ettiler.

Kaddafi, 1969 yılında yeşil devrimini gerçekleştirdikten sonra iki önemli filmi dünya sinemasına kazandırmıştı. Bu filmlerden birincisi “İslam’a çağrı” ikincisi ise “Ömer muhtar” filmi idi. İslam’ı Çağrı filminde Hz. Muhammed(as) hayatı, mücadelesi ve asrı saadet dönemi bugünün insanına anlatılırken, Ömer Muhtar filmiyle de Libya’nın bağımsızlık mücadelesi ve bu mücadelede Şeyh Ömer Muhtar’ın yeri ve önemi anlatılmaktadır. Kaddafi bu iki film ile İslam’ın tebliğine önemli katkıda bulunmuştur.

Atatürk ve Libyalı Şeyh Senusi..

M. Kemal Atatürk, Müslüman toplumların Kuvay-ı Milliye hareketine sıcak bakmalarını sağlamak amacıyla alimlerin nüfuzundan faydalandı. Bu sırada Türkiye’de bulunan Senüsi’nin de katkısıyla 1 Şubat 1921 tarihinde, onun başkanlığında bir İslâm Kongresi topladı. Bu kongreden sonra İslâm dünyasının Kuva-yı Milliye hareketine olan ilgileri arttı. Şeyh Ahmed Senusi verdiği vaazlarla ümit aşıladı.

Topkapı toplantısı

Şeyh Ahmed Sunusi, 1922 yılı sonlarına doğru Şam’a gitti. Ancak, Fransızlar burada kendisini rahat bırakmadılar. Şam’ı terk etmek zorunda kaldıktan sonra Hicaz’a giderek ömrünün son demlerini ibadet ve duâ ile geçirdi. 10 Mart 1933 tarihinde kutsal topraklarda Hakk’ın rahmetine kavuştu. Kendisi ile görüşenler üzerinde hep müspet etki yaptı. Hiçbir zaman düşmanlarına boyun eğmediği gibi, kendisine teklif edilen makam ve mevkileri de reddetti.

Hasan-Mevsuf Tabyası

Çanakkale’de bir tabyaya, yan yana savaşan iki askerin adı verilir. Askerin biri Türk diğeri Libyalı’dır. Türkün adı Hasan, Libyalının adı Mevsuf’tur

Libya’da Bir Gezi..

Meydan-ı Şüheda ya da Meydan-ı Ahtar. Bu meydan bugünkü maruf adıyla “Yeşil Meydan”dır. Trablus’un merkezi konumundadır. Trablus’ta bütün yollar ve caddeler (Ömer Muhtar ve Raşi Caddeleri gibi) Yeşil Meydan’a çıkar. Meydan-ı Şüheda denmesinin nedeni, İtalyanlar sömürgelerini sürdürdükleri dönemde Libyalılara karşı giriştikleri soykırımında bütün Libyalıları kadın, erkek, çocuk, ihtiyar demeden hepsini bu meydanda katletmişler. Onun için o zaman şehitlerin kanlarıyla boyanan bu meydana “Meydan-ı Şüheda” adı
verilmiş. Bilahare 1 Eylül devriminden sonra da bu meydanın adı “Meydan-ı Ahtar”, “Yeşil Meydan”  olmuş. Meydana Yeşil ismini Kaddafi vermiş. Her yıl devrim kutlamaları bu meydan da yapılıyor. Her ne kadar ismi “Meydan-ı Ahtar”a dönüşse de meydanın levhalarında halen “Meydan-ı Şüheda” yazmaktadır.

Libya’nın en büyük kenti olan Trablus, Fenikelilerce İ.Ö 500’lü yıllarda kurulmuş. Trablus’ta öncelikle Akdeniz, ardından biraz Arap-Müslüman, epeyce Osmanlı ve İtalyan mimarisi hakim. Cezayir meydanındaki İtalyan kilisesi camiye dönüştürülerek “Fatih Camii” ismiyle ibadete açılmış. Çevresindeki Kur’an Kursu ve diğer eğitim kurumlarıyla önemli
bir yapı. Medresül Funun vel Sanayi İslam da önemli eğitim kurumlarından. Trablus Valisi Namık Bek tarafından hizmete açılmış. O günden beri eğitime devam eden önemli bir Osmanlı eseri. Kentin en etkileyici yeri “Yeşil Meydan” ya da “Meydan-ı Şüheda” çevresi.
Bu çevrede kale, bu kalenin içerisinde Cemahiriye Müzesi, kale ardında Eski Kent var. Meydanın diğer tarafında İtalyan mimarisine sahip hoş yapılar yer alıyor. Müze Libya gezisinin “olmazsa olmaz”larından. Neolitik Çağdan günümüze kronolojik 47 galerinin bir kısmında olağanüstü parçalar sergileniyor.

Eski Kent ya da Medine çok ilginç, görülmeye değer. Burada 3-4 saatlik çok hoş bir gezinti yapılabilir. Çarşılar, örneğin Suk el-Müşir, Suk el-Turki, yukarıdan kemerli daracık sokaklar, beyaz badanalı evler, Karamanlı Ahmet Paşa Camii, 1200 yıllık olduğu söylenen En-Naka Camii, Osmanlı döneminin Gurci, Osman Paşa, Turgut Reis Camii ve Türbesi, Ali Rıza Paşa tarafından yaptırılan Saat kulesi, değişik medreseler, hanlar, eski Fransız, İngiliz elçilikleri, kiliseler, surlar, kapılar, Marcus Aurelius kemeri…

Libya’nın Nüfusu ve yüzölçümü

Libya dünya turizm sektörünün henüz keşfetmeye başladığı yeni bir bölge.Türkiye’nin            2 katından fazla yüzölçümüne sahip, 6 milyon nüfusu var. Bir o kadar da yabancı yaşıyor ülkede.

Dünyanın en güzel çölü: Fizan

Osmanlı’da sürgün yeri, Fizan ya da Fizan Çölü. Giden gelmiyor, Yemen gibi… Acılar, üzüntüler… Ama günümüzde turizm endüstrisinin önümüzdeki 8-10 yılına damgasını vuracak bakir bir diyar. Libya’nın güneyinde yer alan ve ülkeyi meydana getiren üç bölgeden (diğer ikisi Trablus, Berka) biri olan Fizan  rivayete göre adını Fezan b. Ham b. Nuh’tan alır. 1969’a kadar Fizan vilayeti, bu tarihten sonra itibaren el-Muhafazatü’l-Cenubiye olarak adlandırılmış. Bölge, deniz seviyesinden 200-500 metre yükseklikte ve yaklaşık 570.000 km2 genişliğinde olup, yüzde 95’i çöllerle kaplı. Bölgenin merkezi Sebha, diğer şehirleri
Merzuk ve Katrin.

Trablus, geçmişi yaşatıyor

UNESCO tarafından 2007 yılı Kültür Başkent’i ilan edilen Trablus’ta nisan ayında uluslararası katılımlarla “Kültür Başkenti Trablus” törenleri yapılacak. Bu amaçla Libya dışından da önemli davetli katılımı bekleniyor Trablus’a. Osmanlı imparatorluğu döneminde Libya’nın önemi büyüktü. Özellikle Trablus Osmanlılar için Akdeniz’deki önemli deniz
üslerinden birisiydi. Bu bakımdan Trablus şehrinde gezerken Osmanlı izlerine oldukça sık rastlıyorsunuz. Trablus’un çarşı ve meydanlarında Osmanlı’yı yaşamamak mümkün değil.
Libyalılar sizin Türkiye’den geldiğinizi öğrendikleri zaman, dedelerinin ve babalarının Osmanlı Sevgisini anlatırlarken, kendilerinin de aynı duyguları yaşadıklarını gizleyemiyorlar.

Turgut Reis

Burada sizin atanız yatıyor, Libya, ambargo sonrasında tarihi eserlerin restorasyonuna oldukça önem vermiş. Trablus kenti. Bir anlamda yeniden restore edilerek, geçmişteki tarihi kisvesine büründürülmüş. Restorasyon çalışmalarında da Osmanlı’nın torunları çalışmış. Turgut Reis Camii de yeniden restore edilerek, geçmişteki tarihi kimliğine büründürülmüş. Ancak üzüntü verici durum, Turgut Reis Türbesi’nin bakımsızlığı. Ziyaretimiz sırasında türbedar, bize ısrarla diyordu ki; “Burada sizin atanız yatıyor, buranın restorasyonu Türk büyükelçiliğine ait. Ne olur, Büyükelçinize söyleyin de biran evvel daha fazla tahribat görmeden türbe eski güzelliğine kavuşturulsun.” Türk denizcilik tarihinin büyük kahramanı Kuzey Afrika efsanesi Turgut Reis 1565 Malta kuşatmasında şehit düştükten bir müddet sonra Trablus’a getirilerek bugün ki türbesine defnedilmiş. Turgut Reis Akdeniz’i Türk gölü haline getiren Kaptan-ı Deryalardan…

Trablus, Osmanlı kokuyor

Trablus şehrinde gezerken Osmanlı izlerine oldukça sık rastlıyorsunuz. Trablus’un çarşı ve meydanlarında Osmanlı’yı yaşamamak mümkün değil. Libyalılar sizin Türkiye’den geldiğinizi öğrendikleri zaman, dedelerinin ve babalarının Osmanlı sevgisini anlatırlarken, kendilerinin de aynı duyguları yaşadıklarını gizleyemiyorlar. Tacura, Trablus’a 15 kilometre mesafede güzel bir kent. Tacura’nın en önemli özelliği de Osmanlı kumandanı Murat Ağa’ya ev sahipliği yapmasıdır.

Murat Ağa

İspanyollar Libya’yı taciz etmeye başladıklarında Tacura’nın ileri gelenleri Osmanlı’ya bir heyet göndererek yardım ve destek talebinde bulunurlar. Zamanın Padişahı da Murat Ağa’yı Libyalılara yardıma gönderir. Murat Ağa ile Osmanlıların Libya’ya ilk gidişi gerçekleşir.
Murat Ağa Libya’ya Tacura sahillerinden çıkar. Tabiî ki daha sonra Kaptanı Derya Turgut Reis Libya’ya yardıma gelir. Osmanlının Libya’ya gelişi ile ilgili olarak yaşlı Libyalılar  “Osmanlı olmasaydı biz kim bilir hangi dinin mensubu olurduk” diyerek Osmanlı’ya karşı sevgilerini ve muhabbetlerini ifade ediyorlar.

Tacura sahillerinden Libya’ya giriş yapan Murat Ağa, vefatından  sonra da bu şehirde ebedi istirahatgahına tevdi edilir. Biz de Trablus’a gidince akşam namazını Seyyid Abdullah Şaab Mescidi’nde kılmak, hem de avlusunda bulunan Murat Ağa’nın türbesini ziyaret etmek üzere  Tacura’ya gidiyoruz. Yolumuzun üzerinde Mehtike askeri havaalanı bulunuyor. 

Libya’da Kaddafi Dönemi..

1969 yılında gerçekleştirdiği “Yeşil Devrim” ile bir anda Libya’yı dünya gündemine taşımayı başaran Kaddafi, 1977 yılında da “Halk yönetimi” ne geçerek halkını bizzat yönetime ortak etmeyi gerçekleştirmesiyle de düzen arayıcılarının kafalarını karıştırmayı başarmıştır.
Libya Lideri Kaddafi ilginç kişiliği ile dünyanın bakışlarını üzerine çekmeyi başarmıştır. 1969 yılında gerçekleştirdiği darbe ile bir anda Libya’yı dünya gündemine taşır.

Afrika’nın gelişmesinde Kaddafi’nin rolü

2 Mart Cuma günü  “Halk Yönetimi”ne geçişin 30. yıl kutlamalarını izlemek üzere Trablus’tan uçakla SEBHA Kentine gidiyoruz.  Bir saat süren uçak yolculuğumuz esnasında uçağın penceresinden Fizan çölünün güzelliklerini uzun uzun seyretme imkanı bulduk.
Sebha, Libya’nın önemli kentlerinden birisi. Şehirleşme de oldukça düzgün yapılmış. Sebha’nın gelişmesinde Türk müteahhitleri de yer almışlar, halen de  çalışmaktalar.
Hava sıcaklığı 30 derece civarında. Ama çölden esen hafif rüzgar bizi rahatlatıyor.

Uganda Cumhurbaşkanı

Toplantıya iştirak eden Uganda Cumhurbaşkanı da yaptığı uzun bir konuşma ile Libya’nın ve Lideri Kaddafi’nin  Afrika’nın gelişmesindeki rolü üzerinde durdu. Günün en son konuşmasını ise, lider Kaddafi yaptı. Kaddafi konuşmasında ambargo öncesinde ve ambargo sırasında izlediğim konuşmalarının aksine heyecanlı değildi.

Libya halkı Osmanlı hayranı

Tarihi ve kültürel, dini bağlar nedeniyle  ortak yanlarımızın çok olduğu Libya’da bulunduğumuz süre içerisinde hiç yabancılık çekmiyoruz. Trablus da bulunduğumuz süre içerisinde şehirde yaptığımız gezinti sırasında halktan oldukça sıcak ilgi gördüğümüzü söylemeliyim. Libya halkı bize hiç yabancı değil. Osmanlı zamanında çeşitli nedenlerle bu ülkeye giden Türkler orada kalarak Libya halkı ile evlilikler gerçekleştirmişler. Onların torunları kendilerini öncelikle Libyalı kabul ediyorlar. Sizinle konuşurken dedelerinin, babalarının Osmanlı olduğunu büyük bir gurur ile ifade ediyorlar. Libya yönetiminde kendilerine önemli görevler verilmiş. Ülkelerine hizmet etmenin mutluluğunu yaşıyorlar.
10 yıllık ambargo döneminin bezginliğini, kararsızlığını atmış Libyalılar. Gençleri oldukça hareketli, kararlı gördüm. Camiler gençler tarafından dolduruluyor. Çarşı ve pazarlar mallarla dolu, halk akşamın serinliğinde alışveriş yapmak için çarşı ve pazarları dolduruyor.
Yeni yeni binalar ve oteller, “Burcu’l Fatih” gibi iş merkezleri dikilmiş. Yenilerinin yapılması için görüşmeler yapılıyor. Turizm acenteleri geleceğin Libya’sında turizm pastasından pay alabilmek için Trablus’ta konuşlanmaya başlamışlar. Ama Libyalıların arzuları ülkelerindeki
gelişmeleri, yatırımları Türk firmaları ve şirketleri ile paylaşmak.

BM, Libya’nın bağımsızlığını onaylıyor

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bölge Fransa ve İngiltere’ye bırakıldı. Birleşmiş Milletler 1949’da Libya’nın bağımsız bir ülke olması gerektiği kararını aldı. Görüşmelerde Libya’yı, 1920’lerden beri İtalyanlarla mücadele etmiş olan, sonrasında Mısır’a sürgüne giden Şeyh İdris temsil etti. 1951’de Libya bağımsızlığını kazandı ve Birleşmiş Milletler aracılığıyla bağımsızlığa kavuşan ilk ülke oldu; İdris ülkenin kralı oldu.  1969’da, ordunun genç subaylarından Muammer Ebu Minyar Al-Kaddafi bir grup subayla birlikte Kral İdris’e karşı bir darbe yaptı. Darbe yapıldığı sırada Kral İdris Türkiye’nin Bursa şehrinde bulunuyordu. Monarşi sona erdirildi ve Libya Arap Cemahiriyesi kuruldu. Kaddafi, o tarihten sonra kendisinin “Üçüncü Evrensel Teori” dediği, Sosyalizm ve İslam karışımı bir politik rejimi izledi. 1990’lı yıllardan itibaren Lockerbee faciasını bahane eden Amerika’nın baskısı ile sağlanan uluslararası ambargo ile 1969’dan ititbaren sürdürdüğü kalkınma hamlesine darbe vuruldu.

Kaddafi, ordusunu Türkiye’nin emrine tahsis etti

Libya’da Türk asıllı milyonlarca insan bulunmaktadır. Ayrıca Libya, Kıbrıs Barış Harekatı sırasında, Türkiye’ye uygulanan ambargoya rağmen Türkiye’ye yardım yapan tek ülkedir. 1974’de Türkiye’nin Kıbrıs müdahalesi sırasında Libya lideri Kaddafi Türkiye’ye askeri yardım getiren uçaklarla bizzat ilgilenirken, ayrıca yönetim olarak da şu önemli kararları almışlardı:
1. Libya Ordusu, Türk Genel Kurmay’ının emrindedir.
2. Ham petrol, gemilerle Türk tarafının istediği limanlara taşınacaktır.
3. Türkiye hangi silahı almak istiyorsa, bize bildirmesi-fatura etmesi yeterlidir.
Türkiye Libya’nın bu tutumu karşısında 70 Libyalı öğrenciyi Deniz Harp Okulunda eğitti. Jest olarak da dönemin Genel Kurmay Başkanı Genç Subay adaylarıyla yemekte bir araya geldi.

 Libya nın Yönetim şekli:

 Libya’da Muammer el-Kaddafi’nin “Yeşil Kitap” adlı manifestosunda yer alan fikirlerin uygulanmasına çalışılmaktadır. Ancak manifestodaki teorik unsurlarla uygulama arasında ciddi farklılıklar olduğu görülür. Yeşil Kitap halkın yönetime doğrudan katılmasını öngören bir formülden söz eder ve bunun için halk meclisleri oluşturulmasını öngörür. Devletin en üst kademesinde “Devrim Önderi” sıfatı taşıyan başkan bulunmaktadır. İkinci kademedeki yetkili Genel Halk Kongresi Sekreteri’dir. Genel Halk Kongresi’nin 750 üyesi bulunmaktadır ve bu üyeler yukarıda sözü edilen halk meclisleri tarafından belirlenmektedir. Yeşil Kitap, ideolojisini “halk yönetimi”, “sosyalizm” ve “üçüncü dünya teorisi” başlıkları altında toplamaktadır. Siyasi partiyi çağdaş diktatörlük olarak nitelemektedir.

Libya yöneticileri birçok konulardaki düşüncelerini sloganlaştırmışlar. Bu sloganlara şehir merkezlerinde, meydanlarda, kongre ve toplantı salonlarında rastlamak mümkün.Sloganlardan bir kaçı şöyle: “Kur’an toplumun yasasıdır”, “Halk kongreleri olmadan demokrasi olmaz”,
“Hürriyet ihtiyaçta saklıdır”,” Parlamentolar demokrasinin bir aldatmacasıdır”  “Hürriyet ihtiyaçta saklıdır”

Yürütme- Yasama:

Ülkedeki yasama organı Genel Halk Kongresi’dir. Genel Halk Kongresi mahalli komitelerce gönderilen delegelerden oluşmakta ve mahalli komiteleri de ilgili yöre halkı seçmektedir. Yasama ve yürütme görevini icra eden Genel Halk Kongresi lider tarafından belirlenmektedir.
Bakanlar umumiyetle sahasında eğitim görmüş teknokrat kişiler. Libya, BM, İKÖ (İslâm Konferansı Örgütü), Arap Devletleri Birliği, Afrika Birliği Örgütü, OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı), Uluslararası Para Fonu (IMF), İslâm Kalkınma Bankası gibi uluslararası örgütlere üyedir.

Kaddafi; Ecevit’den Ayasofya’yı İstedi

Ecevit’in Libya’daki akrabalarını buldu. Kimdir bunlar? kaç kişidirler? İşte Kaddafi’nin ülkesindeki akrabalar. Trablus’ta yaşayan, çocuk doktoru ve aynı zamanda da öğretim üyesi olan Abdülkerim Abushwereb, ilk kez 1954 senesinde Türkiye’ye gelmiş. O yıl 40 Libyalı talebe eğitim için Türkiye’ye gönderilmiş. Gelenler arasında Abdülkerim Abushwereb de yer almış. Abdülkerim Bey, iki yıl sonra da yani 1956 yılında Türkiye’deki akrabalarını bulmuş. Bülent Ecevit’in babası Fahri Bey 1954’te vefat ettiği için o tarihte hayatta değil ama annesi Nazlı Hanım ve Bülent Ecevit’le ilk irtibatı böylece kurmuş.

Kaddafi’nin Ayasofya Teklifi

Ecevit bu konuda bir röportajında şu bilgileri vermişti: “Abushwereb, İspanya’da tatilde iken radyodan Libya’da darbe olduğunu, darbeyi yapanın da kendisi olduğunu duymuş. Tabii çok şaşırmış. Hiçbir şeyden haberi yok. Libya’dan döndüğünde Kaddafi’ye ‘Neden böyle yaptınız?’ diye sormuş. Kaddafi de ‘Asker sizi çok seviyor, takdir ediyor. Bunun için sizin isminizi açıkladım.’ demiş.” Dr. Abdülkerim Abushwereb, bu olayın Libya’da herkes tarafından bilindiğini ifade ediyor. Abdülkerim Bey, Kaddafi’nin, Albay Sadettin Abushwereb aracılığıyla Ecevit’ten istediği ‘Ayasofya’yı bir günlüğüne ibadete açın, gelip namaz kılacağım’ teklifini de doğruluyor.

Abdülkerim Abushwereb’in, Ecevit ailesiyle görüşmelerinden dördüncüsü ise 1978 yılında Libya’da gerçekleşmiş. Bülent Ecevit, eşi Rahşan Hanım’la Trablus’a gittiklerinde, akrabalarını evlerinde ziyaret etmiş. Bundan sonra karşılıklı görüşmeler sona ermişse de mektuplaşmayı sürdürmüşler.