Kurtuluştan Cumhuriyete ve Son Cüret

35

Japonlara ait olduğu söylenen bir tespiti
önemli bulurum. Onlara göre bizim eğitimimiz yeterince milli bilinç
pekiştirmesi yapamamaktadır. Japonya bunu sağlamak maksadı ile uygun yaşlarda
her Japon gencinin Hiroşima- Nagazaki atom bombası faciasının acılarını,
tahribatının ne büyük felaketlere sebep olduğunu öğrenmeleri ve benzeri bir
felaketin tekrar yaşanmaması  için nasıl
bir Japon vatandaşı olunması yönünde bilinçlendirme yapar.Tarihimizde de  Çanakkale Savaşı  ve Kurtuluş 
Savaşı  gibi çok önemli yakın iki
tarihi olayın doğru anlatılmasının böyle bir bilinçlenme için fazlası ile
yeterli olduğu tespitini bildirirler.

                Hakikaten
Çanakkale ve kurtuluş savaşlarımız Türk milletinin birinde 250 bin, diğerinde
40 bine yakın şehidi, yaşattığı acılar ve yapılan kahramanlıkları ile bu tespit
çok doğrudur. Çanakkale savaşımızla ilgili muhtelif belgeseller ve filmler
yapılmış, birçok kitap yazılmıştır. Bunlardan Niyazi Özdemir’in “Çanakkale
Serencamı
” romanını kimi sayfalarında gururlanarak ve zaman zaman gözyaşları
ile okumuştum. Kurtuluş Savaş’ımız ile de birçok kitap, belgesel ve filmler
vardır. Bunlardan Tarık Buğra’nın yazdığı “Küçük Ağa” yine
benim için dikkat çekici bir roman olmuştur. Bu makaleyi yazmama sebeb ise
Yılmaz Özdil’in yeni yayınlanan “Son Cüret” eseridir.

                Bu
eser kronolojik bir tarih kitabı olmamakla beraber Yunanistan’ın İzmir’i işgali
ile başlayıp (15 Mayıs 1919) yine İzmir’den denize dökülmesi (9 Eylül 1922)
süreci içinde yaşananları bir solukta okutacak kadar etkili, yakın tarihimizin
acıları, ihanetleri ile buna karşın kararlı bir duruşun hatırası ve
kahramanlıklarının öyküsüdür. Kitabın sonunda bu eserin 153 kaynaktan istifade
edilerek yazıldığını görmeniz bu eser için önemli bir emek verildiğini göstermektedir.  Bu bilgi yazılanlarla ilgili ayrı bir güven
duygusu ile yazarının bu emeğine saygı ve takdir uyandırmaktadır.

                Çanakkale
zaferine rağmen devletimizin baş şehri İstanbul işgal edilmiştir. Sevr
dayatması ile ülkenin birçok bölgesi paylaşılıp işgale uğramaktadır. Ordunuz
lağvedilmiştir. Birçok bölgede Rum ve ermeni vatandaşlar işgalci güçlerle
işbirliği içendedir. Bir kısmı ise silahlı gruplar halinde halkın her türlü
hakkına tecavüz eden eşkıyalıklar yapmaktadır. Bazı yerlerde bu eşkıyalıklara
yerli halktan insanlarda katılmış, devlet otoritesi kaybolmuş, halkın huzur ve
güven ortamı gün geçtikçe azalmaktadır. Tüm bu olumsuzluklara ilaveten işgalci
İngilizlerle işbirliği içinde, İstanbul’da ülkeyi idare etme iddiasında Damat
Ferit Hükümeti ve halkın başına onu güden bir çoban lazım, buda padişah, halife
olarak benim diyen Sultan Vahdettin (VI Mehmet) vardır.

                İşte
tüm bu olumsuzluklara rağmen İstanbul Şişli’de bir apartmanın üçüncü katında
bir avuç arkadaşı ile değerlendirmeler yaparak işgalci güçleri kastederek
“geldikleri gibi giderler” diyen ve yeni  bir 
bağımsızlık ateşi yakmaya çalışan Mustafa Kemal… O arkadaşları ile
birlikte milletine güvenerek “umutsuz olmayacağız, uçurumun
kenarındayız. Bizi canlı canlı mezara atmak istiyorlar. Son bir cüret belki
kurtarabilir .”Anadolu’ya geçiyoruz
.” diyerek bu meşaleyi
yakmıştır. Bu azim ve büyük gayret başarılı bir mücadele ile Türkiye
Cumhuriyeti Devlet’ini ortaya çıkarmıştır. Son cüret kitabı işte bu kutlu
mücadelenin nasıl, hangi şartlarda yapıldığını anlatıyor.O günlerin
yokluklarını ,ihanetlerini, insanlık ayıbı olan nice acıları,yaşanan
dramları,bunlara karşı ortaya konulan kahramanlıkları yer yer isimlendirerek ve
o insanları tanımamızı sağlayan bilgileri okuyorsunuz .Çanakkale’den
Galiçya’ya, Yemen’den Trablus’a, Sina’dan dan Kafkasya’ya cepheden cepheye
koşmuş,savaşın ne olduğunu bilen, vatanın, özgürlüğün kıymetini görmüş ve
yaşamış bir avuç kahraman insan ve onlara güvenip inanan insanların son
bir  hamle ile bu Anadolu coğrafyasını
hür-bağımsız bir devlet bırakma azmini gururla, heyecanla okuyup minnet ve
şükran duygularını yaşıyorsunuz.

                İşte
Japonların milli duygu çeliklemesi dediği duruma uygun bilgiler demeti
olan  bu eseri yazdığı için Yılman
Özdil’e şükranlarımı bildirirken, okunması gereken bu eserle ilgili duygularımı
sizlerle paylaşmanın mutluluğunu yazıyorum.

                Allah
bu millete böyle bir mecburiyeti tekrar yaşatmasın.