Küresel İstilânın Yeni Ortakları

46

Son Avrupa Futbol Şampiyonası sporun değişik boyutlarını ortaya çıkarıverdi. Sportif  temasın sosyal  boyutlarının ne kadar geniş olduğu anlaşıldı. Özellikle Avrupa’da Türk vatandaşlarının kimlik kaybının önlenmesinde, yabancılara karşı yönelen ırkçı saldırılara, İslam ve Türk düşmanlığına karşı adeta milli takımımızın yaptığı maçlar bir panzehir oldu. Bazıları Türkiyelilikten Türk olmaya yöneldiler. İnşallah bu mevsimlik değildir.  Toplumumuz geçici de olsa kendine geliverdi. Bu gelişmelerden,  kimlik kaybını önlemediği için ve yükselen milliyetçiliğe sebep olduğundan dolayı bazı  sivri akıllılar, dışarının işbirlikçileri hoşlanmayabilirler. Türk Milli Takımının başarısı; azmin, inancın, başarı yolunda şartlandırmanın ve Batıya duyulan tepkinin bir sonucudur. Bunu sadece şansla açıklayamayız. Gerek Fatih Terim; gerek futbolcularımız neyi niçin başarmanın gerektiğini fark etmişlerdi. Özellikle aşağılayıcı ve gurur kırıcı  örneklerle dolu hayali  AB üyeliği sürecinde  olup-bitenler kollektif hafızadan çıkacak gibi değildir.


Özellikle İsviçre’nin, dinlerarası kin ve nefret tohumları eken Vatikan himayesindeki Hırvatistan’ın devre dışı bırakılması çok anlamlıdır. Bazıları spor ve siyaset ayrıdır derse de;  bir çok ülke bunun tersini yapmaktadır. Barselona Olimpiyatlarında olimpiyat ruhunu zedeleyen haçlı tişörtlerinin bedava dağıtılması ve yoğun Hıristiyanlık propagandası unutulmamıştır. “Yarı finallerde Türkiye’nin önü kesilmeli” diye yazan Avrupa gazeteleri her halde sadece saç rengimizden hareket etmemektedirler. Bizi final oynamaya layık görmeme, insanları ötekileştirme ve yükselen ırkçılık maalesef spora da yansımaktadır. Biz yok farz etsek de…  Bazıları bizi Avrupalı görmediği için bu Şampiyonada da bulunmamızı yadırgamaktadır.


                             *              *                   *


Geçen hafta yakın tarihimizin bazı sayfalarını aralamaya çalışmıştık. 27 Mayıs 1961 sonrası Anayasanın sağladığı  hürriyet ortamında bu hürriyetlerin nasıl istismar edildiğini, Cumhuriyete ve milli devlete  sosyalist bir rejim ile nasıl makas değiştirttirilmek istendiği ortay konmuştu. Tabi bu arada  asıl amacın, Atatürkçülük örtüsü altında nasıl gizlendiğinin  ortaya koymuş ve bazı  kaynaklar vermiştik. Aslında bu konuda çok belge ve kaynak var.  Bugün hayali bir AB üyeliği uğruna  tavizler vermeyi  dışa açılma ve demokratikleşme zanneden güruh; o tarihlerde  Türkiye’yi Suriye yapmaya uğraşıyorlardı. Türkiye gerçeklerinden uzak,  halka rağmen halkçılık tutkusu peşinde olan, yanlış yönlendirilen bazı gençler de devrime  kır veya şehir gerillası yoluyla ulaşacaklarını zannediyorlardı. Bu gençlere yapılan en büyük hakaret;  devrim yapacaklarını zanneden ağabeylerden gelmekteydi. Atatürk’ü milli devlet kurduğu için suçlayan, O’nu Sovyet modeli bir halk Cumhuriyeti kurmadı diye “burjuva Kemal” olarak suçlayan zihniyet, bugün kendine nasıl olur da ulusalcı diyebilir. Aslında ulusalcılar da kendilerini bunlardan ayırmalıdır. Milli devletten,  Atatürk’ten  ve Cumhuriyetten yana olmayanlar  bugün ulusalcı diye takdim edilemez.  Bunlar efsaneleştirilerek gençlere  örnek gösterilemez.  Eğer gösteriliyor ve bir sevgili hatırlatılmak istenerek diziler çevriliyor ise; bunların Atatürkçülük ile ve ulusalcılık ile hiçbir ilişkisi yoktur. Bunları gördükçe çocukluk yıllarımda  Eminönü Meydanı’nda yılan gösterip kaliteli diye kalitesiz jiletleri satanları hatırlıyorum.


68 Kuşağı içinde sol veya aşırı sol kesimde yer alan insanların  hepsini kötü niyetli  tabiî ki göremeyiz ama; kullanılanlar kullanılmayanlardan daha fazla ise;  68 kuşağını da aklayamayız.  O dönemde TİP’in (Türkiye İşçi Partisi) maksatlı ve yönlendirici çabalarına neden âlet olunmuştur? Macaristan’da ve Çekoslovakya’daki milli uyanışların Rus askeri müdahaleleri ile bastırılmasına karşı çıkan,  “yerli ve güler yüzlü Sosyalizm” hayallerine kapılan Mehmet Ali Aybar neden partiden uzaklaştırılmıştır? O’nun yerine getirilen Behice Boran Atatürkçü ve Sovyet modelini dışlayan bir  ulusalcı mıydı?  


Hafıza kaybına ve saptırmalara dayanarak gerçekler gizlenemez. Genç nesillere yanlış örnekler verilemez. Hele bugün klasik ideolojilerin kan kaybedip çöktüğü; milliyetçi-küreselci ve teslimiyetçi ayırımının netleştiği bir ortamda  daha dikkatli olalım. İnsanlarımızı dünün yanlışlarına tekrar yönelterek küreselleşmenin milli devletleri yok edici, siyasi ve iktisadi niyetlerini gizlemesine ortak olmayalım. Onlara arzuladıkları yeni alanlar açmayalım.

Önceki İçerikFutbola Hakettiği Önemi Vermek
Sonraki İçerikEnsemizde Neler Oluyor?
Avatar photo
1944 İstanbul doğumludur. Orta Öğrenimini Maarif Kolejinde, yüksek öğrenimini İktisadî ve İdari Bilimler Yüksek Okul'unda tamamlamıştır. 1967'de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne asistan olarak girmiştir. Ord. Prof. Dr. Z.F. Fındıkoğlu'na asistanlık yapmıştır. 1972'de "Bölgelerarası Dengesizlik" teziyle doktor, 1977'de "Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri" teziyle doçent, 1988'de de profesör olmuştur. 1976 Haziranında yurt dışına araştırma ve inceleme için giden Erkal 6 ay Londra ve Oxford'ta inceleme ve araştırmalar yapmış, Doçentlik hazırlıklarını ikmal etmiştir. 1977 yılında hazırladığı "Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri" isimli Eğitim Sosyolojisi ve Eğitim Ekonomisi ağırlıklı tezle Doçent olmuştur. 1988'de Paris'de, 1989'da Yugoslavya Bled'de yapılan milletlerarası UNESCO toplantılarında ülkemizi birer tebliğle temsil etmiştir. 1992 Yılında Hollanda'da yapılan Avrupa Konseyi'nin "Avrupa'da Etnik ve Cemaat İlişkileri" konulu toplantısına tebliğle katılmıştır. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi dışında dönem dönem Harp Akademilerinde, Gazi Üniversitesi'nde, Karadeniz Teknik (İktisadi ve İdari Bilimler Yüksek Okulu) ve Marmara Üniversitelerinde de derslere girmiştir ve konferansçı olarak bulunmuştur. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü ve İktisat Sosyolojisi Anabilim Dalı Başkanı, Metodoloji ve Sosyoloji Araştırmaları Merkezi Müdürü, İstanbul Üniversitesi Senato Üyesi, Aydınlar Ocağı Genel Başkanı ve İstanbul Türk Ocağı üyesi olan Prof. Dr. Erkal'ın yayımlanmış ve bir çok baskı yapmış 15 kitabı ve 700 civarında makalesi vardır. Halen Yeniçağ Gazetesi'nde Pazar günleri makaleleri yayımlanmaktadır. Prof. Dr. Erkal evli ve üç çocukludur. Dikkat Çeken Bazı Kitapları : Sosyoloji (Toplumbilimi) (İlaveli 14. Baskı), İst. 2009 Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri, İst. 1978 Bölgelerarası Dengesizlik ve Doğu Kalkınması,(2. Baskı), İst. 1978 Sosyal Meselelerimiz ve Sosyal Değişme, Ankara 1984 Bölge Açısından Az Gelişmişlik, İst. 1990 Etnik Tuzak, (5. Baskı), İst. 1997 Sosyolojik Açıdan Spor, (3. Baskı), İst. 1998 İktisadi Kalkınmanın Kültür Temelleri, (5. Baskı), İst. 2000 Türk Kültüründe Hoşgörü, İst. 2000 Merkez Binanın Penceresinden, İst. 2003 Küreselleşme, Etniklik, Çokkültürlülük, İst. 2005 Türkiye'de Yolsuzluğun Sosyo-Ekonomik Nedenleri, Etkileri ve Çözüm Önerileri (Ortak Eser), İst. 2001 Ansiklopedik Sosyoloji Sözlüğü (Ortak Eser), İst. 1997 Economy and Society, An Introduction, İst. 1997 Yol Ayrımındaki Ülke, İst. 2007 Yükseköğretim Kurumlarının Bölgelerarası Gelişme Farklılıkları Açısından Önemi ve İşlevleri, İTO, İst. 1998 (Ortak Araştırma)