Kur’an-ı Kerim

38

Kur’ân-ı Kerîm apaçık delillerle Allah Teâlâ’nın varlığını ve birliğini
ortaya koyar. Müslümanların mukaddes kitabıdır. Düşünebilen bir varlık olan
insanı, gerek kendisi gerekse etrafındaki engin kâinat hakkında düşünmeye,
buradan hareketle de herkesin ve her şeyin yaratıcısı olan Yüce Allah’a
inanmaya çağırır.

Kur’ân-ı Kerîm, İlahî bir kitap olarak her seviyedeki insana hitap etme
özelliğine sâhiptir. Ayrıca cihanşümul oluşu sâyesinde zaman üstü ve eskimeyen
bir dil ve üslûp güzelliği; ırk, ülke ve sınır tanımayan bir kuşatıcılık
vasfını bünyesinde taşımaktadır.

Dünya ve âhiret hayatında bütün insanlığın saâdete erişmesi için gerekli
esasları ihtiva etmektedir. Kur’ân-ı Kerîm insanı değerlendirirken onu, fert,
aile ve toplum; itikat, ibâdet ve ahlâk; dünyevî, uhrevî ve derûnî hayat olmak
üzere bütün yönleriyle kuşatır, onun her türlü ihtiyacına cevap verir.

İslâm dini, varlığını ve hayatiyetini Kur’ân’dan alır. Bu sebeple
Müslümanlar, hayatlarının her bölümünde; inanç ve düşünce sâhasında olduğu
gibi, beşerî ve ahlakî ilişkilerinde de tâkip edecekleri yolu Kur’ân-ı Kerîm’e
dayandırmak mecbûriyetindedirler.

Kur’ân-ı Kerîm, Semâvî-İlâhî kitapların dördüncüsü ve sonuncusudur.
(Dîğer üçü: Tevrat, Zebur, İncil) Allah tarafından Cebrâil isimli büyük melek
vâsıtasıyla ve vahiy* yoluyla Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselâma 22 sene
2 ay 22 günlük zaman içerisinde aralıklı olarak ve bölüm bölüm ve Arapça
diliyle indirilmiştir. İçine, Hz. Peygamber dâhil hiçbir insan sözü
karışmamıştır. Peygamber-i Ekber’e indirildiği ve O’nun ilk Müslümanlara
bildirdiği aslî şekli ile her hangi bir bozulmaya, değişmeye uğramadan günümüze
kadar ulaşmıştır. İslâm’ın temel ibâdetlerinden ve beş şartından biri olan
namaz kılınırken, aslî şekli ile kıraati, okunması namazın şartlarından olduğu
gibi, namaz dışında okunması ve dinlenmesi de ibâdet hükmündedir.

Kur’ân-ı Kerîm’in özel bölümlerine sûre denir ki 114 tânedir. Her
sûrenin (o sûrede geçen özel isim veyâ başka tâbirlerden alınmış) bir ismi
vardır. Sûrelerin ibâre, cümle, kelime veyâ daha uzun ifâdeler şeklindeki
bölümlerine de ‘âyet’ denir. Âyet; işâret, Allah tarafından verilmiş nişan (tanınma
alâmeti), Allah’ın varlık, irâde ve işlerinin belirtisi (nişânesi) demektir.
Kur’ân-ı Kerîm’de 6.000 (altı bin) kusur âyet vardır. Kolay hatırlanabilir ve
tekrarlanabilir bir rakam olarak 6666 olarak da ifâde edilir.  Farklı âyet sayısı söylenmesi, sayma metodu
ile ilgilidir. Hangi sayı verilirse verilsin, hepsinin ifâde ettiği gerçek
birdir. Yalnız, bâzı ibâre ve cümleleri ayrı veyâ bir âyet saymağa, sûrelerin
başındaki besmeleleri ayrı ayrı sayıma dâhil edip etmemeğe göre söylenen sayılar
değişmektedir.

Bâzı âyetlerin de sûreler gibi kendilerine mahsus isimleri vardır:
Âyetü’l Kürsî (Bakara Sûresi, 255. Âyet) gibi.

Kur’ân sûre ve âyetleri vahiyler hâlinde geldikçe, önce Hz. Peygamber,
sonra da sahâbeler tarafından sağlam bir şekilde ezberleniyordu. Aynı zamanda
da, vahiy kâtipleri denilen, okuryazar sahâbîler tarafından ince taşlar, kürek
kemikleri, hurma dalları, deriler v.b. yazmaya müsâit düz satıhlar üzerine
yazılıyordu. Hz. Peygamber’in sağlığında henüz vahiy tamamlanmadığı için,
bizzat O’nun öğreticiliği ve kontrolü altında pek çok hâfız yetiştiği için;
âyetler iniş sırasına göre değil, Hz. Peygamber’in işâret ettiği sıraya göre sûrelere
yerleştirildiği ve bu sebeple de vahyin tamamlanmasını beklemek gerektiği için
Kur’ân’ın kitap hâlinde düzenlenmesi imkânsızdı ve bunda bir mahzur da yoktu.
Fakat vahiy tamamlanıp, Hz. Peygamber de ebediyete göçtükten sonra bir araya
toplanıp kitap hâline getirildi.  

Çok titiz çalışmalarla hazırlanan bu kitap çoğaltılarak bir tânesi İslâm
Devleti’nin başşehri Medine’de muhafaza altına alındı, diğerleri birer adet
olmak üzere Mekke, Küfe, Basra ve Şam’a gönderildi. Bunlara uymayan mushaflarm
yakılması emredildi ve bu metinlere uymayan okuyuşlar da yasaklandı.

Kur’ân-ı Kerîm’i baştan sona kadar okuyup bitirmeğe ‘hatim’ denir. Dilimizde ‘hatim indirmek’ şeklinde kullanılır. Peygamberimizin
mühim sünnetlerindendir. Peygamber-i Ekber, her ramazan ayında, o güne kadar
gelmiş olan sûre ve âyetleri Cebrâil aleyhisselâma baştan sona okur; Cebrâil de
O’na tekrâr ederdi. Sahâbîler de bu olaya şâhid olurlardı. Peygamberimizin
vefâtmdan önceki ramazanda bu işlem iki defa tekrarlanmış, yâni Kur’ân-ı Kerîm
iki defa hatm ve mukabele edilmişti. Bir kişinin Kur’ân’ı ezberden (ki böyle
okuyanlara hâfız denir) veyâ kitaptan yüksek sesle okuması, onu dinleyen
topluluğun da sessizce kitaptan okuyarak veyâ hâfız olanların zihinlerinden
geçirerek tâkib etmesine mukabele denir; kısaca Kur’ân’ın karşılıklı
okunmasıdır.

Kur’ân’m açık ve tâne tâne ve acele etmeden, tecvîd* ve tilâvet*
kaidelerine riâyet ederek ve mümkünse mânâsını anlayarak düşüne düşüne okunması
ideal olan şekildir. İyi niyetle ve gücünün yettiği kadar, güç yetirebildiği
şekilde okumak da makbûldür. Kur’ân-ı Kerîm tilâvetini bir menfaat ve geçim
kapısı hâline getirmek, okunandan çok okuyana ve okuyuşa dikkatleri çekecek
artistik tavır, edâ ve sedâlarda olmak samîmî mü’minleri inciten, hayrı ve
sevâbı şüpheli bir durumdur.

Kur’ân-ı Kerîm, içinde şüphe bulunmayan, Allah’tan geldiğinde şüphe
olmayan, îcâzı (söz kudreti) ile bir benzerini meydana getirmek husûsunda
muarızlarına meydan okuyup onları acze düşüren; inananlara, Allah’a karşı
gelmekten sakınanlara doğru yolu gösteren, dünyâ ve âhiret saâdetinin aslî
prensiplerini veren İlâhî kitaptır. Îman, ibâdet, muâmelât ve ahlâka dâir İslâm
dîninin temel prensipleri, emir ve yasakları O’ndadır. Bu sebeple anlaşılması,
tefekkür konusu yapılması, üzerinde derin derin düşünülmesi, ibret alınması ve
bütün icaplarına riâyetle amel edilmesi, yânî Kur’ân hükümlerinin inananların
hayâtına uygulanması Allah’ın emri ve Peygamber’in sünnetidir.

O’nun düşünüp ibret almak üzere indirilmiş feyz kaynağı bir kitap olduğu
bizzat kendi metninde muhtelif âyetlerde ehemmiyetle vurgulanmıştır. Kur’ân’ın
bütün dîğer sözlere üstünlüğünü ‘Cenâb-ı
Hakk’ın bütün yaratıklara üstünlüğü gibidir’
şeklinde ifâde eden Hz.
Peygamber’in de Kur’ân öğretiminin, Kur’ân’m anlaşılmasının ehemmiyetine;
Kur’ân’ı öğrenip öğretenlerin üstün değerine dâir pek çok hadîs-i şerifleri
vardır.

vahiy: Cenâb-ı Allah’ın peygamberlerine iletmek istediği mesajlarını doğrudan
doğruya veya Cabrâil vâsıtasıyla bildirmesi.

 muhkem âyet: Mânâsı kolaylıkla anlaşılan, yoruma ihtiyaç
göstermeyen, ne söylemek istediği bir bakışta anlaşılan âyetler için kullanılan
bir tâbirdir.  

müteşâbih âyet: Mânâsı kolaylıkla anlaşılmayan, birçok mânâsı olma ihtimali bulunan,
bunlardan doğru olan birinin bulunması için akıl yürütülmesine ihtiyaç olan
âyetlerdir.  

tecvid: Kur’ân-ı Kerîm’i, yerine göre uzatarak, lâzım gelen yerde durmak,
sesleri birbirine katmak veya kesme gibi özel kurallara riâyet ederek güzel
okumak.

tilâvet: Kur’an-ı Kerîm’i bildirme ve duyurma maksadıyla okumak.

Faydalanılan kaynaklar:  

Heyet: Dinî Kavramlar Sözlüğü.
Diyânet İşleri Başkanlığı Yayını. Ankara 2006.

Heyet: İslâm’a Giriş.
Diyânet İşleri Başkanlığı Yayını. Ankara 2008.

Heyet: Yeni Türk Ansiklopedisi.
Ötüken Neşriyat, İstanbul 1985.

Yusuf Ziya Yörükân: Müslamanlık.
Kültür Bakanlığı Yayını. Ankara 1998.

 945

 

KUŞBAKIŞI

 

TÜRKÇENİN TADI VE
ÂHENGİ:

Gazeteci Yazar Refik Hâlid Karay’ın,
(1888-1965) değişik mecmua ve gazetelerde 1938-1965 yılları arasında
yayınlanmış makalelerinin Tuncay Birkan tarafından derlenmesi suretiyle
hazırlanan kitap, 13,5 X 19,5 santim ölçülerinde 704 sayfadır.

 

Eser; Giriş, Önsöz ve Sunuş başlıklı
bölümler dışında 13 bölümden oluşuyor.

 

1-Dil Reformu Lehine, Arapçacılık Aleyhine.
2-Dil Reformunda İfrada Karşı ve Türk Dil Kurumu. 2-Tefride Karşı. 4-Dil ve
Toplumla Alâkalı Değişim. 5-Gramer. 6-Üslûp Meseleleri. 7-Kelimeler Etrafında.
8-Kelimelerde Nüans İhtiyacı. 9-Kelimelerin Hatırlattığı Kelimeler.
10-Deyimler, Atasözleri, Bilmeceler ve Özlü Sözler. 11-İmlâ. 12-Telaffuz ve
Hitâbet. 13-Eğitim ve Yabancı Diller.

 

Yazıların en eskisi 82, en yenisi 55 yıl
önce yazılmasına rağmen hepsi bugün gündemde olan meselelerle alakalıdır.
Evveliyatı da olmakla birlikte 1911 yılında Ali Cânip Yöntem ve Ömer
Seyfettin’in Genç Kalemler Mecmuası’nda başlattığı ‘Dilde Sâdeleşme Hareketi’ ni temel kabul edersek, 109 yıldır,
Türkçenin durumu ve geleceği hakkında yazıp konuşuluyor. Eli kalem tutan,
salonlarda ve radyoda mikrofonlardan dinleyicilerine, televizyonlardan
seyircilerine hitap etme imkânı bulan pek çok kişi, dil meselesinin çeşitli
yönleri hakkında fikir beyan ediyor. Türk Dil Kurumu gibi anlı-şanlı bir
teşkilat 12 Temmuz 1932’den bu yana 88 yıldır devlet imkânlarıyla
faaliyette.  Temel vazifesi Türkçenin
yabancı kelimeler tarafından işgalini önlemek, ihtiyaç hâlinde Türk dil bilgisi
kaidelerine uygun kelimeler türetmek olan kurum, her iki sâhada da varlık
gösterememiştir. Agresif, aktif, alarm, alternatif, ambulans, antik,
aplikasyon, brifing, center, defans, deklarasyon, destinasyon,  detay, deterjan, dizayn, doküman, egzersiz,
enternasyonal, enstalasyon, erozyon, favori, filtre, final, format, galeri,
izolasyon, kabine, kombinasyon, komisyon, kompozisyon, korner, kuaför, lansman,
legal, lider, lokasyon, market, medya, miting, operatör, operasyon,
organizasyon, pasif, performans, prestij, radikal, segment, servis, spesiyal,
sponsor, stant, star, süper, transfer, trend… gibi Türkçe karşılığı bulunan
kelimeler dilimizde cirit atıyor…

 

Adıl, amaç, andaç, anı, anlak, aşama,
aygıt, ayrıcalık, betimlemek, birey, birim, boyut,  çalıştay, çıkarsamak, değinmek, dışsatım,
direngen, dize, doğaçlama, doğal, döngü, düş, düşsel, düzey, egemen, eleştiri,
eleştirmen, engel, ergimek, eril, etik, etkinlik, evre, evrim, gereksinim,
gizem, gizil, görece, görsel, güvence, içerik, içselleştirmek, ilbay, ilçebay,
ilgeç, ilgi, ilginç, imge, indirgemek, işitsel, iye, iyelenmek, izdüşüm,
izlemek, izlenim, kanıt, karşın, karşıt, kamusal, kestirim, konuk, konut,
koşul, koşut,  kuram, nesnel, ruhsal,
olanak, olasılık, oylum, ödün, önem, öngörmek, öykü, özgü, özgüç, örgüt, öznel,
özümlemek, özveri, sakınca, salık, sarmal, sınaç, simgesel, sorunsal, soyut, sözel,
tanık, tanım, tekdüze, tin, tinsel, tümce, uğraş, uyak, uyarı, yadsımak, yanıt,
yapay, yapıt, yasal, yaşam, yeğleme, yönerge, yönetsel, yöneylem, yöresel,
yüküm, yükümlülük, yüzey, zoralım… gibi Türk dil bilgisi kaidelerine aykırı
olarak türetilen zibidi-zıpçıktı kelimler… Türkçemizin beynine kurşun sıkıyor,
kalbine hançer saplıyor.

 

Acilen bir Türkçe Suçları Ceza Kanunu
çıkarmamız gerek. Türkiye’de öyle bir kanun hazırlanıp yürürlüğe konulduğunda
bu satırların yazarı dâhil, para cezâsına çarptırılmayacak kişi bulamazsınız.
Doğrusu hiç de fena olmaz. Korona virüs tedbirleri sebebiyle perişan olan
devlet bütçesi ayağa kaldırılır. Türk Dil Kurumu’nun muhterem idârecilerinin
aklına böyle bir çâreyi düşünmek geliyor mu?

 

Refik Hâlid Karay, yazı hayatı süresince bu
meselelere çözüm aramak için gayret göstermiş bir insan. Her cümlesini, her
kelimesini düşüne düşüne, döne döne okumak lâzım.

 

İNKILAP KİTABEVİ:

Çobançeşme Mahallesi,
Sanayi Caddesi, Altay Sokağı Nu: 8 Yenibosna 34196 İstanbul.

Telefon:
0.212-496 11 11 Belgegeçer: 0.212-496 11 12 
www.inkilap.com   e-posta: posta@inkilap.com 

 

 

 

EMÂNETÇİ:

 

Emânetçi
Tania Carver tarafından yazılan Boğaç Erkan’in Türkçeye çevirdiği bir
roman. Korkunç bir katilin hikâyesi… Hâmile kadınları öldüren ve karınlarındaki
bebeği alarak problemli bir hayatın içinde var olmaya çalışan bir katili
anlatıyor.

 

Romanda çift taraflı anlatıcının
kullanılması okuyucu açısından farklı merak unsurlarını bir araya getiriyor.
Katil ve katili araştıran bir ekibin aynı olaylar etrafında verdikleri farklı
reaksiyonlar kurguyu çift taraflı ele alabilmeye imkân tanıyor.

 

Roman bir cinâyet sahnesi ile açılıyor,
başarılı bir dedektif olan Philip Brennan’ın olayları açıklığa kavuşturmak için
başvurduğu psikolojik açıklama ve okuyucu için alâka çekici olan sorgulama
tekniklerinin teferruatlı bir şekilde anlatılmasına şâhit oluyoruz. dedektifin
araştırma ekibine hâmile olan ve âşık olduğu Marina Esposito’da eklenince,
sıradan bir polis-katil ilişkisinin iç içe geçmiş olaylarla ince ince işleniş
farklılığını görüyoruz.

 

Umûmî olarak metni okumaya başladığımızda
şekil ile ilgili olarak belirtilmesi gereken bir husus var: İngilizce roman
tercümelerindeki en büyük sıkıntılardan biri, deyimlerin tam Türkçe
karşılığının bulunmasında yaşanan zorluktur. Eğer tecrübesiz biri tarafından ve
üstünkörü yapılmış bir tercüme ile karşı karşıya kalırsanız birkaç sayfa sonra
romanın hâli hazırdaki akıcılığı ve tabiîliği yok olacağından kitabı elinizden
bırakmanız an meselesidir. Ancak Boğaç Erkan’ın başarılı tercümesi ile ilk
sayfadan itibâren içine girdiğiniz romanın sizinle kurduğu iletişim çevirideki
başarıyla doğru orantılıdır. Diyalogların bol olduğu metinlerde romanı tâkip
etmek ve olay akışından kopmamak okuyucuyu zorlayan etkenlerden bir tanesidir.

 

Romanda öğütler ve psikolojik tahminlere de
yer verilmiş. Her ne kadar kurgu içerisinde bir nebze basite indirgenilmiş olsa
da, bir katilin çocukluğundan bu yana yaşadığı sosyal ortamın, aile içi
şiddetin ve hatta çocukların uğradığı tâciz vakalarının ilerideki hayatlarında
sebep olduğu olumsuz şartların da bir tenkidi yapılıyor. Aşk hikâyesi, hayatla
mücâdele, bir cinâyet serisinin çözümü ve şahısların iç dünyalarının gerçekçi
bir anlatımla bir araya geldiği ‘Emânetçi’de gündelik hayattaki iç
konuşmalarımızdan da örnekler sunuyor.

 

13.5 X 21 santim ölçülerindeki kitap 486
sayfadır.

 

DOĞAN KİTAP:

19 Mayıs Caddesi Nu: 1,
Golden Plaza Nu:1 Kat:10 Şişli 34360 İstanbul. Telefon: 0.212-373 77 00

Belgegeçer: 0.212-355 83
16 
www.dogankitap.com.tr  e-posta: satis@dogankitap.com.tr 

 

 

 

HAYAL
OTEL(İ)

Nihan
Erem
’in
yazdığı romanın kahramanları Feryal ile İsmet’in açılışını yaza yetiştirmeye
çalıştıkları on iki odalı bir otel… Otelde her odanın bir adı var: Kaktüs,
Ardıç, Begonvil, Kızılağaç, Şimşir, Lavanta, Menekşe, Funda, Çınar, Limon,
Okaliptüs, Papatya. Feryal ile İsmet bu odalarda, bir gönül kırıklığıyla içine
kapanmış, varlıkları yokluklarına karışmış, kıyıya vurmuş insanlara saâdeti
tanıtmaya, tattırmaya çalışacaklar. (Not. Türk dil bilgisi kaidelerine aykırı
olan otelin ismini değiştirdikten sonra… Bir de odalardan bâzılarının
isimlerini tabiî ki… Gül, Karanfil ve benzeri yerli isimli odalarda kalmak
isteyenlerin bulunmayacağı mı zannediliyor?

KISA KISA… / KISA KISA…

1-CENNET’E GÖTÜREN
HAKİKATLER:
Şükrü
Yıldız / Demlik Yayınları

2- KUT VE TÖRE: Sait
Başer / İrfan Yayımcılık.

3- ALPEREN: Ahmet Kabaklı.
Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları.

4-TARİHİMİZDE YANLIŞLIKLAR GEÇİDİ: Süleyman Kocabaş. Vatan Yayınları Kayseri.

Önceki İçerikBuna değmiş, buna değmemiş teorileri
Sonraki İçerikİngiltere’den Tespitler (2)
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.