Kizb ve Sıdk

47

     Kizb’in (yalan
söylemenin) ne kadar tesirli (etkili) bir zehir olduğuna işaret eden

     Şu tespit (ve
belirleme)ler çok düşündürücüdür:

     Kizb (yalan);
küfrün (imansızlık ve dinsizliğin) esası (ve temeli)dir.

     Kizb nifakın
(münafıklık ve ikiyüzlülüğün) birinci alâmeti (işareti)dir.

     Kizb kudret-i
İlâhiyeye (Allah’ın kudretine) bir iftira

     (Kasıtlı ve
asılsız olarak Allah’ı suçlamak)tır.

     Kizb hikmet-i
Rabbaniyeye (Cenab-ı Hakk’ın terbiye ve idaresinin

     Gayeli ve maksatlı
olmasına) zıttır.

     Ahlâk-ı âliyeyi
(yüksek ve üstün ahlâkı) tahrip (harap) eden (ve yıkan) kizb (yani yalan)dır.

     Âlem-i İslâmı
(İslâm Dünyasını) zehirlendiren ancak kizbdir.

     Âlem-i beşerin
(insanlık âleminin) ahvâlini (hâl ve durumunu) fesada (karışıklığa) veren
kizbdir.

     Nev-i beşeri
(insanları) kemalâttan (olgunluk ve mükemmelliklerden) geri bırakan kizbdir.

     Müseylime-i Kezzab
( Yalancı Müseylime) ile emsalini (benzerlerini)

     Âlemde rezil
(maskara) ve rüsva (itibarsız ve haysiyetsiz) eden kizbdir.

x

     İşte bu sebeplerden
dolayıdır ki, bütün cinayetler içinde tel’ine (lânetlenmeye lâyık),

     Tehdide tahsis
edilen (korkutulmak kendisine has kılınan) kizbdir.                                                           

 x

     Bir maslahata
(fayda ve maksada) binaen (buna dayanarak) kizbin

     Caiz olduğu
(sakıncası olmadığı) söylenebilmektedir. Öyle midir?

     Evet, kat’î
(kesin) ve zarurî bir maslahat için, mesağ-ı şer’î (dinsel izin) vardır.

     Fakat, hakikata
bakılırsa, maslahat (fayda) dedikleri şey batıl (hükümsüz olan ve

     Hukukî netice
doğurmayan) bir özürdür. Zira, usul-i şeriatta (fıkıh yani İslâm hukuk
usulünde)

     Takarrür ettiği
vecihle (kararlaştığı üzere), mazbut (belirtilmiş) ve miktarı

     Muayyen
(sınırlanmış) olmayan bir şey, hükümlere illet (sebep) ve medar (vesile)
olamaz.

     Çünkü miktarı bir
had altına alınmadığından, suistimale (kötüye kullanmaya) uğrar.

     Maahaza (bununla
beraber), bir şeyin zararı manfaatine galebe ederse,

     O şey mensuh
(hükmü kaldırılmış) ve gayr-i muteber (geçersiz) olur;

     Maslahat, o şeyi
terk etmekte olur. 

     Evet, âlemde
görünen bu kadar inkılâplar ve karışıklıklar,

     Zararın özür
telâkki edilen maslahata galebe etmesine bir şahittir.

     Fakat, kinaye veya
tariz suretiyle, yani gayr-i sarih (açık olmayan)

     Kelimeyle
söylenilen yalan, kizbden (yalandan) sayılmaz.

x

     Hülâsa, yol
ikidir: Ya sükût etmektir; çünkü, söylenilen her sözün doğru olması lâzımdır.

     Veya sıdk
(doğruluk)tur; çünkü, İslâmiyetin esası sıdktır.

     İmanın hassası (niteliği) sıdktır.

     Bütün kemalâta
(mükemmelliklere) isal edici (ulaştırıcı ve yetiştirici) sıdktır.

     Ahlâk-ı âliyenin
(yüksek ahlâkın) hayatı sıdktır.

     Terakkiyâtın
(ilerleme, gelişme ve yükselişlerin) mihveri (eksen ve yörüngesi) sıdktır.

     Âlem-i İslâm’ın
nizamı (düzeni) sıdktır.

     Nev-i beşeri
(insanoğlunu) Kâbe-i kemalâta

     (Mükemmellik ve
güzellikler Kâbesi yani merkezine) isal eden (ulaştıran)

     Sıdk (yani
doğruluk)tur.

     Ashab-ı Kiramı
(Hz. Muhammed’in sahabe ve arkadaşlarını)

     Bütün insanlara
tefevvuk ettiren (üstün kılan) sıdktır.

     Muhammed-i Haşimî
(Haşimî oğullarından olan Hz. Muhammed’i) Aleyhissalâtü Vesselâmı

     Meratib-i
beşeriyenin (insanlık mertebelerinin) en yükseğine çıkaran sıdk (yani
doğruluk)tur.

Önceki İçerikHuzurlarınızda Süleyman Pekin
Sonraki İçerikTürkiye’ye Yakışmıyor
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.