Kıbrıs’ın Dünü, Bugünü, Yarını

36

     Kıbrıs hakkında
konuşan konuşana. Yazan yazana. Çizen çizene. Söyleyen söyleyene.

     Makaleler
yazılıyor. Konferanslar veriliyor. Nutuklar atılıyor. Aslında Kıbrıs hakkında
havanda su dövülüyor. Boşuna zaman kaybediliyor.

     Dostlar alış
verişte görsün isteniyor. Ama kimse çıkıp da işin gerçeğini söylemiyor. Belki
de söylemek istemiyor. Ya da söylettirilmiyor.

     Her halde siyaset
bu olsa gerek. Görünüşte akla çok uygun, çok mantıklı söyleşiler yapılıyor.
Kısaca mangalda kül bırakılmıyor.

     Tabii bu arada
bedeni bizden, kafa yapısı onlardan yana olan kimi aydınlarımız var. Bunların
Rum ve Yunanı haklı gösteren hezeyan ve saçmalıkları da işin cabası.

X

     Devlet adamlığında
aranan vasıf ve niteliklerde; ehliyet ve liyakat başta gelir.

     KKTC Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş; Kıbrıs konusunu en iyi bilenlerden biridir. Buna rağmen rağbetten
düşürülmüş âdeta bir kenara itilmiş! Ne yazık ki dava naehil / ehliyetsiz
ellerde kötürüm kalmıştır.

     Her şey zıddıyla
bilinir. Sebep olanlar sorumlu olmakla beraber; olanda hayır vardır.

     Kıbrıs’ın üstüne
çöktürülen bu karanlık; kuşkusuz aydınlığın ve gerçeğin anlaşılmasına neden
olacaktır.

     Nitekim oğul
Denktaş Kıbrıs gerçeğini daha iyi anlamağa başladığının işaretini verdi.
Gerekirse yeniden mücadeleyi başlatırız dedi.

     Baba Denktaş
mümkün olacakları görebilen bir zat olarak; zaten tarihin diyeceğini; yine
ondan beklenen bir şekilde dile getirdi.

     Ne diyelim, baba
oğulu böyle konuşturmak zorunda bırakanlar düşünsün. Bir de yok saydığı
devletin başına geçmeğe can atanlar!

    X

     Beyler! Kıbrıs
hakkında eğri oturup doğru konuşalım. Kıbrıs için lâf ebeliğini bir kenara bırakalım.

     Kıbrıs meselesi
hak hukuk meselesi değil. Çünkü Türklerin haklı olduğunu tüm dünya biliyor.
Halklar bilmese de resmiyetleri biliyor.

     Rum vahşetini
duymayan mı kaldı? Türk Ordusu yetişmeseydi, bir Türk bile sağ kalmayacaktı
adada!

     Evet, Kıbrıs
sorunu bir hak hukuk meselesi değil. Görünüşte karşımızda Rum – Yunan ikilisi
varsa da; onlar aslında birer piyon.

     Her şeye rağmen
Türkiye’ye karşı açıktan cephe oluşturmağı göze alamayan AB ve ABD var
arkalarında.

     Lâfı eveleyip gevelemenin
anlamı yok. Kıbrıs stratejik bir ada. Ege’nin kapısı ve bekçisi. İskenderun
körfezinin emniyeti. Süveyş Kanalı’nın güvenliği. Orta Doğu’ya atlama taşı.
İran’a, Orta Asya’ya geçişte köprübaşı. Doğu Akdeniz asayişini sağlayacak
konumda. Afrika ve Asya Kıta’larına hâkimiyetin kilit noktası.

     Batırılması
imkânsız, bulunmaz devasa / dev gibi bir uçak gemisi. Deniz yollarının kontrol
aracı. Petrole egemen oluşun sağlam dayanağı.

X

     Böyle bir adada,
Türk Devlet Varlığına asla imkân verilmemeli. Çünkü Türklerden korkulur.

     Yarın ekonomisini
düzeltmiş, teknik açığını kapatmış, yüz milyonluk Türk Varlığı Orta Doğu’da
kendine gelirse n’olur AB’nin ve ABD’nin hâli?

     Sağında Türk
Dünyası, solunda İslâm Âlemi, merkezde / ortada Türkiye Cumhuriyeti Devleti
olarak; arzı endam eyleyecek / boy gösterecek bir Türkiye’nin varlığından
korkmasın, ürkmesinler de ne yapsınlar?

     Mâzi / Geçmiş;
İstikbâlin / Geleceğin aynasıdır. Türklerin geçmişte yaptıkları; gelecekte aynı
şeyleri yapacaklarının göstergesidir.

     Böyle bir geleceğe
aday Türkiye’nin şimdiden önü kesilmeli. Defteri dürülmeli. Şimdiden stratejik
Kıbrıs adasından atmanın yoluna bakmalı. Çünkü yarın çok geç olabilir.

     Ne pahasına olursa
olsun ama Kıbrıs, tamamen Hristiyan Âlemi’nin elinde kalsın. Kısmen de olsa
Türkün yani İslam’ın elinde bırakılmasın.

     Öyleyse Kıbrıs
görünüşte Rum ve Yunan ikilisinin idaresinde olmalı.

     Çünkü Rum ve
Yunan’ın elinde olması demek; aslında başta İngiliz olmak üzere tüm Avrupa
devletlerinin ve ABD’nin oraya sahiplenmesi demektir.

     Dolayısıyla Mısır
yoluyla Afrika’ya, Orta Doğu yoluyla Orta Asya’ya ve Asya’ya açılmaları bir kat
daha kolaylaşmış olacaktır.

     Evet, Batı için
Kıbrıs güzeldir. Ama Türkiyesiz olarak güzel. İşte Batı bu güzelliğin peşinde.
Ve bunu -görünüşte- gerçekleştirmek üzere.

     Fakat unutulmasın
ki, asıl mülk sahibi Yüce Allah’ın da bir hesabı var elbet; Kıbrıs denen
mülkünde. Gün doğmadan neler doğmaz ki.

X

          Türkiyesiz
Kıbrıs adası Batı için ne de güzel!

          Diyenleri
bekliyor önlerinde korktukları ecel.

 

          Kendinize
geliniz ey gâfil içeridekiler!

          Kendinize
geliniz ey sinsi dışarıdakiler!

 

          Sakın
taşırmayın sabrını bu asil milletin;

          Sonra altı
üste gelir sözde medeniyetinizin.

Önceki İçerikFırtına Duası
Sonraki İçerikYasaklar
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.