Kıbrıs Konusunda Türk ve Rum Tezleri (3)

36

Türk Tezi

Türkiye 1878’e kadar adanın sahibiydi. 300 yıldan fazla bir süre Kıbrıs’ta Türk idaresi hüküm sürdü. Rum Ortodoks Kilisesi’ne ayakları üzerinde durması için yardımcı olundu. Ancak 1878’de Rusya’nın Osmanlıyı tehdidi çok ciddiydi. Rusya’nın Osmanlı İmparatorluğuna saldırması durumunda, İngiltere’nin Osmanlının yardımına koşacağının anlaşılması üzerine Kıbrıs, herhangi bir operasyon durumunda ihtiyaç duyabileceği bir üs olarak kullanması için İngiltere’ye uzun vadeyle kiralandı. Bu düzenlemeyle İngiltere, hem kendi imparatorluğunu koruyacak ve hem de müttefiki Osmanlıya yardımcı olacaktı. Bugün İngiltere, sadece kendi kazanımlarını değil özgür dünyanınkileri de koruyup gözetmekle yükümlüdür. Kıbrıs’ta sağlam bir yere sahip olmadıkça da bunu yapamayacağı açıktır.

İngiltere Kıbrıs’tan vazgeçip, onu dostu Yunanistan’a bırakabilir mi? Böyle bir niyeti olsa bile bunu yapamaz. Buna Rusya ve Türkiye izin vermez. Coğrafi yapı bakımından Kıbrıs Anavatan Türkiye’nin bir parçasıdır. Ada Türkiye’den sadece 40 kilometre uzaklıktadır. Stratejik olarak ise Türk devlet adamlarının da tanımladığı gibi Kıbrıs, Türkiye’nin komünist çevre arasında nefes alabileceği tek penceredir. Kıbrıs yarı komünist olan Yunanistan’a bırakılacak olursa, bu çember tamamlanmış olur. Türkiye buna izin veremez.

Türkiye’nin adaya müdahale hakkı var mı? Türk devlet adamları bu soruyu da yanıtlamışlardır. Kıbrıs’ın güven duyularak İngiltere’nin yönetimine verildiğine değine devlet adamları, adanın statüsünde müdahale sonucu meydana gelen değişikliklerin yönetim şartlarında bir değişikliğe neden olmadığını belirtmişlerdir.

Rus tehdidi her zamankinden daha yakındır ve Türkiye ile İngiltere bu tehdit karşısında birbirlerine yardımcı olmak zorundadırlar. Bu iki ülke Kıbrıs’ı somut bir üs haline getirmedikçe, hem birbirlerine, hem de batı dünyasına karşı görevlerini yerine getiremezler. Eğer Yunanistan’ın eline geçerse, Rusya tarafından Türkiye’ye yapılacak herhangi bir saldırı durumunda Türkiye’ye yardım etmek ve Doğu Akdeniz’in savunulması imkânsız hale gelecektir.

Türkiye, Kıbrıs’ın sadece üs olarak kullanılması ve yönetiminin de Yunanistan’a verilmesi durumunda, adanın savunulmasının imkânsız olacağı konusuna değinmiştir, çünkü Yunanistan’ın Kıbrıs’a girmesi demek, Kıbrıs’ta istikrarsızlık, toplumsal ayaklanma ve mücadele demektir. Bu da adaletin, barış ve özgürlüğün sonu demektir. Bunlardan da öte Türk toplumunun yok edilmesi demektir. Türkiye ”Kıbrıs’ta Türk toplumu olmasa bile, adanın Yunanistan’a verilmesine razı olamam. Eğer İngiltere adadan çekilecekse, o zaman ada eski sahibi olan, tarihi ve coğrafik olarak ait olduğu ve stratejik olarak da ayrılmaz bir parçası olduğu Türkiye’ye geri verilmelidir. Biz Yunanistan’ın Kıbrıs sorununa karışmaya hakkı olmadığını düşünüyoruz.” demişti.

İleriki sayfalarda yer alan fotoğraflar, ( 1950 – 1964 yılları arasında Kıbrıs Türk Halkının Rum’lar tarafından katledilmelerinin, köylerinin yakılıp yıkılması sonucunda göçlerinin, kısacası Rum’un uyguladığı her türlü insanlık ayıbının fotoğraflarıdır.) Rumca konuşan nüfusun insafına bırakılmış 120.000 Türk’ün kaderinin ne olduğunu size ispatlayacaktır. Acımasız saldırılar, kadın çocuk ayrımı yapmadan işkenceler, öldürmeler ve yaralamalar, bu insanların içlerindeki Türk düşmanlığının ve nefretinin en iyi kanıtıdır.

 

 

Önceki İçerikNasıl İnandırıyorlar?
Sonraki İçerikBir Fotoğrafın Anlattıkları
Avatar photo
1967 yılında Teğmen rütbesiyle T.S.K da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada tüm hızıyla devam ediyor, Yunanistan’ın da desteğini alan Rum’lar; adada yaşayan Kıbrıs Türk’üne her türlü mezalimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türk Halkını adadan göçe zorluyorlardı… O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, BM’ler tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, ada da bulunan ‘Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında’ görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs’ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevini başarıyla sürdürdü, ‘Gazi‘ unvanı ile onurlandırılarak Türkiye’ye döndü. 1974–1975, 1985–1987 yıllarında Kıbrıs’ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen takip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin İstanbul Şubesi yönetim kurulunda da görev yaptı. Bu uzun süreçte ’mili davamız’ olarak bilinen Kıbrıs konusuna sahip çıkarak, Kıbrıs Türk Halkının kazanılmış tarihsel ve hukuksal haklarını savunmak adına değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbrıs konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir. T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan sonra; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; ’’Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995)’’, ‘’Girne’den Doğan Güneş (1997)‘’, ‘’Unutanlar Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004)’’, ‘’Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006)’’, ‘’Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007)‘’,’’Tarihten Gelen Çığlık (2010)’’, Kıbrıs ‘’Yes Be Annem’’ 2002-2016 (Eylül-2016) isimli kitaplarıyla; Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: ‘’10’ların İzleriyle Türkiye (2014)’’,’’Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)’’, ‘’Önce Vatan (Eylül 2017) isimli kitapları da bulunmaktadır… Sivil iş hayatına ‘Türkiye Sigorta Sektöründe’’başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; ‘’CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş’’ bünyesinde, görevine devam etmektedir. Pek çok üniversitenin ‘Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingir’in: Sigorta sektöründe 27 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; ‘’Sigortalı Hayatın Gerçekleri’’ (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. Atilla Çilingir; bugüne değin kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında ‘K.K.T.C Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneğine’ ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2012’de Van’da yaşanan büyük depremden sonra Van’ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B. (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda içinde 20 adet bilgisayarı bulunan ve kendi adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de Samsun’un Tekkeköy ilçesi Büyüklü İlköğretim okulunda da adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphanenin açılışını sağlamıştır.