Kendini (Bizi De) Kandıran Halk!

36

Bir ülke düşünün ki, yüzlerce yıldır (1923-1938 hariç) kırılganlıklar
yaşasın ve inanılmaz sorunlarla boğuşsun!

 

Ve en azından bu ülkenin azımsanmayacak sayıda aydını da, halkı bu
müzmin sorunlarla ilgili uyarmamış olsun!

 

Ancak yine de hiç bir şey değişmesin ve aksine sorunlar ağırlaşarak
yaşamsal hale gelsin…

Niçin?

 

Küçük şahsi menfaatler için!

 

Bir halk düşünün ki, aydınlanmanın kıyısında yaşasın ama ondan hiç
nasiplenmesin! Ortaçağ benzeri bir hayat sürsün, gelişmesin, feodalitenin,
yozluğun ve yobazlaşmanın içinde debelensin ondan sonra da başına gelenlerden
şikâyetçi olsun…

 

Düşünün ki; Allah, bu halkın önüne nimet diye bir önder çıkartmış
olsun ve birçok fikri ile de bugüne ışık tutsun ama onun dediklerini yapmayı
bir gram dahi olsa başaramamış olsun…

 

Devletini kendinden gayrı; nesebi ve etnisitesi bozuk insanlara teslim
etsin ondan sonra da başına gelen felaketlerden dolayı dert yanıp dursun!

 

Okumasın, araştırmasın, dedelerinin ninelerinin anlattıklarını unutsun
sonra da “başıma bunlar niye
geliyor?”
diye sızlansın!

 

Ey bre gafil, sana milyon kere “tarih
tekerrürden ibarettir”
diye anlattıklarına ben şahidim…

 

Eğer sen, Şevket Süreyya Aydemir’in “Suyu Arayan Adam” kitabında anlattığı gibi “Siz Türk değilmisiniz?”
sorusuna red mahiyetinde “estağfurullah”
cevabını verirsen günümüzde de Türklüğüne sahip çıkmayarak yaşarsan vatan(daş)ın
başına gelenlerden hiç şikâyet etmeye hakkın olmaz!

 

Türklüğe hakaret ederler sesin çıkmaz, vatanına ortak bulurlar
kulaklarını tıkarsın, memleketin zenginliklerini peşkeş çekerler görmezden
gelirsin, hazineyi soyarlar sana da bir pay verirler mi, diye düşlersin, doğanı
katlederler üç kuruş menfaatin için geri adım atarsın sonra da dert yanarsın!

 

Ey Türkoğlu Türk!

 

Biraz samimi ol… Aksi halde sadece kendini aldatırsın! Binlerce
yıldır kaybettiğin ve esaret altına düştüğün topraklara Türkiye’de ekleniverir!

 

Sen öyle deyyusların “bize
bir şey olmaz”
dediğine bakma… Bak koskoca Rumeli gitti! Halep,
Musul, Kerkük gitti! Girit, Rodos, Midilli, İstanköy başta olmak üzere Ege’deki
adaların gitti! Tebriz, İsfahan gitti! Doğu Türkistan gitti! Kıbrıs’ın yarısı
gitti! Kırım, Ahıska gitti! Daha da sayarım ama iyice moralimiz bozulur…

 

Bugünkü vatan Türkiye’de fiili hâkimiyette gitti sadece kağıt üzerinde
egemenlik kaldı… Onu da “yeni
anayasa”
diyerek halletmeye çalışıyorlar!

 

Aptallığın lüzumu yok!

 

Seni terör denilen hadise uyandırmadı, iklim değişikliği ve kuraklık
uyandırmadı, borç batağına sokulman uyandırmadı, ekonomik işgal uyandırmadı,
üretimsizlik uyandırmadı, yoksulluk uyandırmadı, ülkenin göçlerle istila
edilmesi uyandırmadı, küreselcilerin çıkardığı coronavirüs salgını uyandırmadı
ve nihayetinde ormanların yanıyor yine mi, uyanmayacaksın? Ya da seni ne
uyandıracak? 1918’de olduğu gibi düşman çizmesi mi, tecavüzler mi, katliamlar
mı? Ne uyandıracak?

 

Kusura bakmayın böyle bir tabloda bile doğruyu yapmayı başar(a)mayan
bir halkın (Türklerin) samimiyetini sorgularım. Eğer samimi değilseniz ne
kendinizi ne de bizleri kandırın!

 

Bizi (başta beni) doğruları yaparak, vatanınız Türkiye’ye ve Türklüğe
sahip çıkarak, devletinizi ve siyasetinizi Türkleştirerek yanıltın!

 

Bunları yapmazsanız o zaman Asya’ya doğru ricad için pılınızı
pırtınızı toplamaya başlayın çünkü ülke elinizden kayıp gitmiş! Düşman projesi
adım adım işliyor…

 

Bütün bunlara karşın biliniz ki; Türklerin geleceğini, yine Türklerin
azim ve kararlılığı kurtaracaktır…