Kaymakam Kemal Beyin Fermanı Silivri’de Mi Yazıldı?

50

Türkiye olağanüstü günler yaşıyor. Başta “Ergenekon” olmak üzere toplumsal ruhu etkileyen davalar, hukuki
olmaktan ziyade siyasi davalar olarak önümüzde duruyor. Herkesin ortak fikri
olağanüstü dönemlerdeki bu tür davaların, siyasi kisve taşıyacağı yönünde.

Hukuk eğitimi almış biri olarak buna inanmak istemesem de; bütün
izlenimlerim bu davaların hukuksuzluğu aşarak adaletsizliğe büründüğü
doğrultusunda şekillendi. Sanıkların savunma haklarının kısıtlanması, gizli
tanıklar, uzun süren tutukluluk halleri, mahkemece takdir haklarının sürekli
sanıklar aleyhine kullanılması, yargılamanın aleniyet ilkesinin ihlali, sanık
müdafi avukatların haklı yakınmaları, İstanbul Barosunun mahkeme heyetiyle
sürtüşmesi vs. gibi hususlar yargılamaya gölge düşürdü. Hele aynı dönemde PKK-KCK
ikilisine gösterilen hukuki anlayış, mukayese yapılınca vicdanları daha da
endişeye sevk etti…

08 Nisan Pazartesi günü Silivri’de yaşananlar ise Türk Milleti,
iktidar sahipleri, Genelkurmay Başkanlığı açısından üzerinde çok düşünülmesi
gereken şeylerdir. Birincisi Türkiye’nin dört bir yanından Silivri’ye gelip “adil yargılama” talep eden insanların
Türk Milletine ve Türkiye’ye sarılışları her türlü takdirin üzerindedir. Hangi
parti veya sivil toplum kuruluşları; ne amaçla düzenlemiş olursa olsun, sıradan
vatandaşın ülke, bayrak ve Türklük vurgusu gözleri yaşartacak cinstendi. Bu
sebeple Silivri’ye yağmur, çamur, biber gazı, cop demeden koşup gelen bütün
yurtsever ve milliyetseverleri kutluyorum…

İkinci dikkat çeken nokta; iktidar sahiplerinin muhalif bile olsalar
kendi vatandaşlarına karşı çok sert bir tutum takınmasıdır. Demokratik olduğunu
iddia edeceksin, AB standartlarının borazancısı olacaksın, hukukun
üstünlüğünden dem vuracaksın ondan sonrada vatandaşlarına kolluk ve yargı
eliyle adeta işkence edeceksin. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın
Silivri’deki görüntülerden sonra yaptığı açıklamalar; bana göre zeytinyağı gibi
su üstüne çıkmaktan ve olayları yandaş ve küreselci medya nedeniyle anlamakta
zorlanan halkı yönlendirmekten ibaret… 
Bu nedenle nerede edep, nerede samimiyet!

Üçüncüsü de, Genelkurmay Başkanlığı, Türk Ordusunun Türk Milleti ile
karşı karşıya gelmesine engel olmalıdır. Türk Ordusu iktidarın değil, Türk
Milletinin ordusudur. İktidardan, Türk Milleti aleyhine emir alamaz. Eğer böyle
bir emir alıyorsa, bu emir kanunsuzdur. Bu emri veren kadar uygulayanda
suçludur. Ayrıca Türk Ordusunun, Türk Milletinin gözünde büyük bir maneviyatı
vardır. Bu nedenle Silivri’deki görüntüler bize hiç yakışmamıştır.

Bunları söyledikten sonra 10 Nisan 1919’a TBMM tarafından yasa ile
Milli Şehit ilan edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in şehadetine gidelim…
Kürt Nemrut Mustafa Paşa Divanı’nı hatırlayan kaldı mı? Ermenilerin isteği,
İngiliz ve Fransız’ın ısrarı ile öğle vakti asılan Kemal Bey’in yargılanmasını
ve savunmasını gözünüzün önüne bir getirin. Acaba Silivri yargılamalarının bu
Kürt Nemrut Paşa Divanından bir farkı var mı?

Türkiye’de yaşananlara bakarak, birçok olayın Osmanlı Türk
İmparatorluğu’nun son yıllarında yani yıkıldığı günlerde meydana gelen olaylara
çok benzediğini görüyoruz. Çünkü o olayları kurgulayanlarla bu günkü olayları
senaryolaştıranlar aynı güçler. Bize o günleri unutturarak tedbirli olmamamızı
engellediler ve yeni Kürt Mustafa Paşa Divanları kurarak yeni Boğazlıyan
Kaymakamı Kemal Bey vakıaları yaratmaya çalışıyorlar… Urfa Mutasarrıfı Nusret
Beyi de unutmayalım. Aynı “Heyeti
Nasiha”
, “Akil Adamlar”
benzeşmesi gibi…

Silivri’de “Ölmek Var Dönmek
Yok”
sloganları bize Bursa’da atılan “Vur
de Vuralım Öl de Ölelim”
sloganlarını hatırlattı. Bu kararlılık iktidarın
ve onları arkasındaki asıl iktidar sahiplerinin balansını bozacak ve uykularını
kaçıracaktır. Çünkü bu memlekete solcusu, sağcısı, milliyetçisi, ülkücüsü,
devrimcisi, sosyal demokratı, liberali vs. her kesimden “Türk Milleti” diye haykıran insanımız sahip çıkacaktır. Bu ülke
Türk Milletinindir…

 Silivri’de yatanlar adil
yargılanmamıştır ancak adil bir hüküm beklenmektedir. Silivri zindanlarında
yatanların hakkını aramak her Türk Vatandaşının görevidir. Bu hakkın
aranmasının engellenmesi, bunca yıllık demokrasi deneyiminden sonra büyük bir
ayıp olarak önümüzdedir. Herkes ama herkes bunu iyi düşünmelidir… Unutmayın
ki;  Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey için
onca yıldır yüreğimiz yanıyor.