Karınca

46

 

Bir Karınca önümde, hızlı adımlarla, biraz da şaşkınca, bir o yana bir bu yana gidiyor.
Tam da, okuduğum kitâbın sahîfesi üstünde.  Nereden geldiyse gelmiş. Kendisini görmemi sağlamış. Sanki beni düşündürmek için gönderilmiş.

Hareketli mi hareketli. Canlı mı canlı. Sağa sola gitmekte bocaladığına göre, tercîh etme ve seçme yetisiyle de donanımlı.

Cılız bacaklar, incecik! Fakat, bedenin küçüklüğünden beklenmeyen bir enerji sarfediyor. Bedenine göre çok hızlı. Ve çabuk ilerliyor.

Şip mi şip. İstersen arkasından geçip git de; düşünme elindeyse.

X

Neyse, amaç madde değil; canlı oluşu sağlayan Cân
Alıp başımdan aklı, düşünmezliğe atıyorum can

Ya Rab diyorum, bu mini mini, minnacık Karınca’nın
Neresinde gizledin, hiç yok gibi emaresi Cân’ın?

Cân; sırf Karınca’dan ibaretse, nerde öyleyse Karınca?
Karınca; Cân’dan ibaretse, nerde Cân, bedeni sarınca?

Anlamak, ne de zormuş, bu incecik sırrı doğrusu
Bir Karınca bile, ediyor insanı, Hakk yolcusu

Karınca vücûduna, sığdıran, Karınca’dan büyük Cân’ı
Hiç , ziyan eder mi, Yüce Allah, onda olan heyecânı?

Nitekim, duyurmadı mı, Kral Peygamber Süleyman’a sesini?
Hani, çıkmışlardı yağmur duâsına, sarfettiği nefesini

İşte, sahîfemde, yürüyen Karınca, aldı benden beni
Saldı aklımı tefekküre, gezdirdi mânevî bedeni

Düşündürdü iyice, en küçükteki, Büyük Şey’i
Asıl olan şu ki, gör âlemde sen, Ortak Neş’eyi

Karınca deyip de geçme, oldu muhâtap, Süleymân’a
Tebessüm ettirdi sanki, aman verdi Süleymân, O’na

Allah katında, kul olarak biriz, Karınca’yla
Tefekkür olur, unutma, hem Yıldız hem de Ay’la

Sen, sakın görme dünyada, hiçbir şeyi hor ve hakîr
Nelere şâhit oldu, sen sanma ki, gâfil bu fakîr

2028

Sanma ki, Karınca’nın, kâinatta ne önemi var!
Karşına dikilir bu takdîrde, sayısız sorular

Nitekim, bir Karınca, çıktı sahîfe üstünde karşıma
Düşündürdü, Cân üstünde dostlar, çıkmak üzere arşıma

Bu konuyu, noktalayalım beyler, bu işler, biraz karışık
Ledün İlmi, göz kırpıyor uzaktan, fikirler olsun barışık.

İster Rûh, ister Cân de; cevabı zor, bilmem ki, nasıl inansan
Bir yerde durmalı, bu ince, çetrefilli konularda insan

 

2029

 

 

Önceki İçerikHer Hayvan Gerektiği Kadar Zekidir
Sonraki İçerikGüzellikleri Özlemek
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.