İyilik ve İyimserlik Rüzgârına Susadı Gönüller

35

 “Zor günler geçiriyoruz.” mu
dediniz? Kendinizi boğulmuş mu hissediyorsunuz ya da tünelin ucundaki ışığı
gözetleyen yolcu gibi misiniz?

Soğukta terliyor, sıcakta titriyor musunuz? Bu kötü günler ne
zaman bitecek, diye haykıranlardan mısınız veya siz kötümser misiniz?

Siz, Ziya Paşa’nın Âsûde
olam dersen eğer gelme cihana /  Meydâna
düşen kurtulamaz seng-i kazâdan 
(Eğer mutlu ve rahat olmak istersen bu dünyaya hiç gelme;
çünkü şu hayat meydanına bir defa düşen kaza taşlarından -ıstırap verici
dertlerden- kurtulamaz.) beytini hiç okumadınız mı, buradaki evrensel yasayı
bilmiyor musunuz?

Ne kadar bağırırsanız bağırın,
olacak oluyor, akacak kan damarda durmuyor.

Bir korona virüs çıkardılar,
herkesi ölüm kâbusuna soktular. Teneffüs ettiğimiz iklimin adı; korku
pandemisi. Sanki daha önce virüs yoktu, insanlar ölmüyordu. Dün, başka virüs
vardı, ölümler bugünkünden az değildi. “Ölüm gelmiş cihane, baş ağrısı bahane.”

Kimse ölmekten azade değil, ölmeyi
de arzulamaz. Ölüme neden olan sebeplere karşı tedbirli olmak, hem insani hem
fıtri hem dini görevimiz. Ruh ve bedenimiz bize emanettir, onun sağlığını
gözetlemek zorundayız.

Maske, mesafe, temizlik diye
özetlenen tedbirler, kovid 19 hastalığı çıkmasa da sağlıklı bir hayat için
gerekli değil miydi? Demek ki bunları iyi anlamak için kovid 19’a ihtiyaç
varmış, sağlam ev yapmak için yıkıcı depreme ihtiyaç olduğu gibi. Ne yaparsın,
bu da insanoğlunun kaderi.

Her çağın kendine özgü hastalıkları
var. Şimdi kovid 19, dominant görünüyor. Yönetenler, yönetilenler, aradaki
elemanlar; onun yan veya dik bakışına göre esas duruşa geçiyorlar. Daha önceki
devirlerde de verem, veba gibi hastalıklar vardı. Bize düşen görev, böyle
dönemlerde korku, karamsarlık üretmek değil, hayatı yaşanır hale getirmek adına
iyilik, iyimserlik üretmektir.

Bir iyilik, iyimserlik hareketine
acilen ihtiyaç var.  Nasıl düşünürsen
öyle yaşar, nasıl yaşarsan öyle ölürsün. Bakara suresi 195’te bizi,
Allah yolunda harcama yapın; kendi ellerinizle kendinizi
tehlikeye atmayın. İyilik edin, kuşkusuz Allah iyilik edenleri sever.”
emriyle uyarır, evrenin kurucusu.

İyilikle güzelleşiyor bütün ilişkiler, iyilikle bereketleniyor
bütün uğraşlar. İyilik, varlık nedenimiz. Nedir iyilik? Başkası adına,
beklentiye girmeden, harcama yapmak, yardım etmek; hiçbir şeyin yoksa tebessüm
ve dua etmek. İyilikten kaçınmak, kendini tehlikeye atmak, ateşe kütük olmak.
Allah’ın kendisini sevip sevmediğini merak edenler, ne kadar iyilik
yaptıklarına baksınlar.

İyimserlik, iyilik olgusunun dinamiği. Ancak iyimser insanlar,
iyilik yolculuğunun meşakkatine katlanırlar, bu yoldaki engelleri yüksünmeden
aşabilirler. Her şerde hayır görmek, ne yüce feraset; tabii her hayırda da bir
şer virüsünün olabileceğini unutmadan. Zifiri karanlıktaki ışığı umut etmek,
dikenler arasındaki gülü koklayabilmek, istiridyenin karnındaki inciyi
keşfedebilmek; bütün bu zorluklara rağmen yaşama sevincini kaybetmemektir
iyimserlik.

İyilik ve iyimserlik, yumurta tavuk misali,
birbirini üretir. Boy uzadıkça gölgesi de uzar. Masrafsız, bitmeyen bir
enerjidir. İyimserlik, âlimleri cahillerden ayıran farktır.” Der Chilon. İyimser
bir insan; geçmişin pişmanlığı, geleceğin endişesi ile yaşamaz. Pişmanlık ve
endişe kurdunu öldürmüştür o zihninde. Yaşadığı zamanda dikeceği ağaçların, bir
gün doğaya oksijen, insanlara gölge ve gıda olacağına emindir.  Başkalarının kendisine “sersem” demesine
aldırmaz o, kötümser olup mutsuz bir sersem olmaktansa iyimser olup mutlu
sersem olmaktır onun tercihi.

İyimserliğin karşıtı, kötümserliktir. Her olay ve
olguda mutlaka bir kötü tarafın, kötülüğün olduğunu düşünmek, bu düşüncenin
esiri olmaktır, kötümserlik. Ruh ve düşünce obezliğidir o. İyimserlik,
bedendeki kanat; kötümserlik, ifrazattır. 
Rabb’imiz, Yusuf suresi 87’de
Allah’ın
rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın
rahmetinden ümidini kesmez.”
diye
uyarır bizi. Ümit kesmemek, imanın gereğidir; ümit, rahmettir. Zan üzerine
yaşar, kötümserler. Her şey kötüdür ve kötü olacaktır. Ne kaldırılmaz yük, ne
çekilmez çiledir, kim bilir, kötümserlik? Kurgularını gerçek zannederek girdikleri
yoldaki kuyulara düşerler de gene vazgeçmezler bu huylarından veya
huysuzluklarından. Hucurat suresi 12. ayetteki “Ey
iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.”
 kesin ve keskin hatırlatmasına rağmen bundan
vazgeçmezlerse iflah olmaz müflis denebilir onlara.

Dün, dündü; bugün, bugündür; yarın, yarında yaşayanların
olacaktır. Her dönemin kendine göre iyilikleri kötülükleri, güzellikleri
çirkinlikleri, acıları tatlıları, sıkıntıları rahatlıkları vardı, vardır, var
olacaktır. Önemli olan bizim konumumuzdur, durduğumuz yerdir. Evren dairesinin
ekseninde ne veya kim var? Bu dairedeki yol haritamızı kim çizdi? Geldiğimiz
yer belli, yaşadığımız yer belli, gideceğimiz yer belli. Eksene, evrenin sahibini
yerleştirir, O’nun bizim için çizdiği yol haritasından ayrılmaz, yasalarına
uyarsanız her zaman kazananlardan olursunuz. Hangi dönem ve mekânda
yaşadığınızın hiç önemi yok. O’nun “ipine sarılanlar”, kendilerini, korona adlı
prangayla ayakları bağlanan esir olmaktan kurtaracak, engin denizlere, bitimsiz
ufuklara açılan yelkenli gemilerin güvertesindeki kaptan kadar özgür
hissedeceklerdir.

Bir gün, bedenimiz toprağa inecek, sedamız gök kubbeye yükselecek.
Önemli olan, “gök kubbede hoş bir seda bırakmak
değil mi?