Âlem; güzel, büyük bir insan.
İnsan ise, küçük bir âlem.
Çünkü, insan, büyüdükçe büyüse, sonunda âlem şeklini alır.
Âlem, küçüldükçe küçülse, nihayette insan hâline bürünür.
x
Var olan her şeyin, en şereflisi hayat sahipleri.
Hayat sahipleri içinde, en şereflisi şuur sahipleri.
Şuur sahipleri içinde, en şereflisi ise, hakikî insandır.
Hakikî insan içinde, geçmiş vazifeleri, en mükemmel bir surette yerine getiren zat;
Ki, ebedî saadet kapısını, o çalacak. Rahmet hazinesini o açacak.
İmanın gaybî gerçeklerini görecek zat ise, Hz. Muhammed’dir ancak.
x
İnsanın ruh cevheri ve ruh gerçeğinde yerleştirilmiş, sayısız kabiliyet ve yetenekler,
O istidatlar arasında, sınırsız kabiliyetler,
O kabiliyetlerden meydana gelen, hadsiz meyiller,
O hadsiz meyillerden hâsıl olan, nihayetsiz emeller,
O sayısız emellerden doğan, sayısız fikir, tasavvur ve düşünceler;
Gözle görülen âlemin arkasındaki, ebedî saadete işaret ediyorlar.
x
İnsan, kendine malik ve sahip değil. Kudreti sonsuz bir kudret sahibi Allah’ın,
Rahmeti sınırsız, Hz. Allah’ın bir kuludur.
Öyle ise, kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekmemeli.
Çünkü, hayatı veren Allah’tır.
Çünkü, dünya sahipsiz değil ki, kafasına dünya yükünü yüklüyor.
Korkuları düşünüp, merak ediyor.
Halbuki, onun sahibi; her şeyi bir maksat için yaratan Allah’tır.
Hem O, alîmdir. Her şeyi hakkıyla bilir.
İnsan ise, dünyanın misafiridir. Boş yere karıştırıcı olmamalı.
Çünkü insan, başıboş değildir. Görevli bir memur olup, Allah’ın gözü önündedir.
İnsan, yersiz sıkıntıları düşünüp, ruhuna elem çektirmemeli.
Çünkü, insana düşman vaziyetini alan mikroptan, tâ taun / veba, tufan, kıtlık ve zelzeleye kadar,
Bütün varlıkların dizginleri Allah’ın elindedir. Çünkü O, amaç ve gayelerle yaratandır.
Abes / boş iş yapmaz.
Gerçi, âlem fânîdir. Fakat ebedî âleme lâzım şeyleri yetiştiriyor.
Gerçi, geçicidir. Fakat, kalıcı meyveler veriyor.
Bâkî bir Zât’ın, bâkî isimlerinin tecelli ve yansımalarını gösteriyor.
Gerçi lezzetleri az, elemleri çok. Fakat, Allah’ın iltifatları zevalsiz, hakikî lezzetlerdir.
Elemler ise, sevap cihetiyle manevî lezzet yetiştiriyor.
Madem meşru daire; ruh, kalp ve nefsin bütün lezzet, safa ve keyiflerine kâfidir.
İnsan, gayrimeşru daireye girmemeli.
Çünkü, o dairedeki bir lezzetin, bazen bin elemi var.
Üstelik, hakikî ve daimî lezzet olan; Rahman’ın iltifatlarını kaybetmeye de sebeptir.
Velhasıl:
“İnsan, çözümü tamamlanmamış bir muamma.
İnsan, gözü tam olarak açılmamış bir a’mâ.”


