İnşaat Mühendisi, Bestekâr ve Koro Şefi ÖZGEN GÜRBÜZ ile MÜZİKAL Sohbet

150

Oğuz Çetinoğlu: Müzikle tanışmanız ne zaman ve nasıl oldu ve müzik çalışmalarınız ne zaman nasıl başladı?

Özgen Gürbüz: Çok başarılı ve çalışkan bir eğitimci olan babam, mandolin ve keman çalardı. Annemin anlattığına göre, doğumumdan bir süre sonra, babam benim beşiğimin olduğu odaya girip sürekli Keman çalarmış… Hattâ babamın bir arkadaşı da aynı şeyi söyler ve kendilerinde müzik yeteneği olmadığı için, babamın yöntemini uygulayamadıklarını anlatırdı. Babamın çaldığı eserler arasında Türk Müziği eserleri olduğu gibi, batı müziğinin eserleri de olurmuş. Babam ayrıca çok güzel bir el ve nota yazısına sâhipti. Bendeki nota defterlerinde, yazdığı ve seçtiği eserlerin notalarını görmek mümkündür. İstiklâl Marşı’nın notası ve sözleriyle başlayan bir defterinde; Hâfız Post, Dede Efendi, Tanbûri Mustafa Çavuş, Dr. Alâeddin Yavaşca vd.leri gibi önemli Türk Mûsikîsi bestekârlarının yanı sıra, Bach, Mozart, Beethoven vd.leri gibi batı müziği bestecilerinin eserlerinin notalarını da görmek mümkündür. Kezâ, annem (soprano), babam (bas-bariton), kız kardeşim (soprano), anneannem, dedem, teyzelerim, dayılarım güzel sesleriyle şarkılar söylerlerdi. Kulakları çok hassas idi. Yâni, müziğin hem anne, hem de baba tarafından genetik olarak bana ve ailemize yüklenmiş çok büyük bir lütuf olduğunu düşünüyorum. Bu hususu düşündüren çok şaşırdığım ve unutmadığım bir olay olmuştu Tanbura çalmaya başladığım 1970’li yıllarda, evde bir gün Tanburla bir Yunus Emre ilâhîsi icra ederken, beni dinleyen dedem, kendiliğinden ve çaldığım tondan , benim hiç duymadığım bir ilâhîyi söylemeye başlamıştı. Kendisine sorunca, çocukluğunda öğrendiğini ifade ettiği bu ilâhînin ilk satırı, ‘Buhârâ’dan gelmişim ben...’ kelimeleriyle başlıyordu. Kezâ, annem de öyleydi. Ben hangi makamdan bir taksim çalışması yapsam, kendisi hemen o makamdan bir şarkıyı söylemeye başlardı. Ben kendisine, ‘anne bu makamın adı ne’ diye sorunca, ‘bilmiyorum oğlum, senin çaldığın yerden söyledim’ derdi. Babam, Devrekâni Orta Okulu Müdürü olduğu yıllarda, müzik öğretmeni olmadığı için müzik derslerine de girerdi. O yıllarda okullarda, her pazartesi sabahı ve cumartesi öğle zamanı yapılan bayrak törenlerinde mutlaka İstiklal Marşı okunurdu. Babam, atlamalı ses aralıklarının olduğu, icrası gerçekten zor olan marşımızın öğrenciler tarafından yapılan icralardan mutlu olmaz ve marşı 4-5 kez okutur, marşın doğru okunması ve ezberlenmesi için öğrencileri biraz da yorarmış.. Ben 6 yıl Kastamonu Abdurrahman Paşa Lisesinde parasız yatılı okuduğum için bunlardan haberdar değildim.. Uzun yıllar sonra, bir arkadaşım bu durumu anlatmıştı bir vesileyle.. Hattâ bu arkadaşım Fakülte eğitimini bitirdikten yıllar sonra, İstanbul’da bir meslekî derneğin genel kurul toplantısı açılışında İstiklal Marşı’mızı diğer katılımcılarla birlikte söylemiş. Marş bitince yanındaki bey kendisine seslenmiş; ‘Siz konservatuvar mezunu musunuz? Marşı ne kadar güzel okundunuz’ demiş. Babamın öğrencisi olan arkadaşımız, ‘Bizim öyle bir Müdür beyimiz vardı ki; bizim okuyuşumuzu beğenmez, her hafta marşı 7-8 defa okurduk da ondan’ demiş.

Çetinoğlu: Siz bizzat yaşamışsınız. Genel olarak âilede meraklı bir müzik dinleyicisi; şu veya bu ölçüde müzisyen bulunması, çocuklarının müzikle ilgilenmesine ne kadar tesir edebiliyor?

Gürbüz: Benim kanaatimce, çocukların müzik sevgisi ile yetişmesinde, müziğe ilgi duymasında, kulaklarının müzikle dolmasında, meslek olarak seçmesinde, başarılı olmasında en önemli etkenlerden birisi de; sorunuzda ifade edildiği gibi, âilede müzisyenlerin, müziksever dinleyicilerin, amatörce de olsa, şarkı, türkü söyleyenlerin, müzik âleti çalanların bulunması hususudur. Âileden gelen müzik yeteneği, enstrüman-saz temini, ders alınması vd. hususlarda gösterilen içten destekler de, çocukların-gençlerin müzikte başarılı olma hevesini ve müziği bir meslek olarak seçme oranını arttırıp, yükseltiyor. 1972 yılında, kirada oturan, 3 çocuğu okuyan bir memur ailesinde, babamın bana taksitle bir Tanbur satın alması, en büyük moral destek olmuş, çalışma azmimi ve şevkimi çoğaltmıştır..

Bir başka konu da, son yıllarda, bebeklerin özellikle hamilelik dönemlerinden itibâren müzikle ilişkilerinin tâkip edilerek, belirli veriler alınması; akademik plâtformlarda yapılan ciddî ve ilmî araştırmalar ve çalışmalar sonucunda, bebeklerin/çocukların annelerinin hâmilelik dönemlerinde konserlere gitmesinin ve/veya ev-iş ortamında müzik dinlemesinin çok büyük oranda olumlu sonuçların ortaya çıkardığını ilmî verilerle ispatlanmasıdır.. Bu durumu, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasında görev yapan hâmile bir profesyonel bayan genç viyolonsel sanatkârı ile yaptığımız sohbette öğrenmiş ve not etmiştim. Kezâ daha sonra, TRT TSM ve ÇSM Çocuk, Gençlik Korolarında yetkin hocalarından çok bilinçli bir eğitimler alan, Soprano ses registerinde şarkılar söyleyen kendi kızım da; doğum öncesi hem KTM, hem de Klâsik Batı Müziği Konserlerine gitmiş, evinde sürekli, kaliteli icraları ve kayıtları dinlemiştir. Kızım, doğum sonrasında torunuma da aynı kayıtları dinletmiş, aynı yöntemi uygulamıştır.. Müzik dinletme uygulaması, hâlâ torunumun kendi isteğiyle, ilgisiyle ve sevgisiyle devam etmektedir. Şu anda 3,5 yaşında olan torunum da eserleri tanıyacak, hattâ usulünü söyleyecek kadar belirgin olan özellikler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bugünlerde, ‘Ben beste yaptım’ diye şarkılar söylüyormuş.

Kaldı ki, yüzyıllardır birlikte yaşadığımız, çoğu müzik câmiasında dostumuz, sanat arkadaşımız, kardeşimiz, öğrencimiz olan ve özellikle müzisyenlikleriyle tanınan ailelerde, çocuk yaşta kulağın müzikle dolmasının ne kadar önemli olduğunun en çarpıcı örneklerini ve ispatını; çok net ve en gerçekçi biçimde görmekteyiz. Bu son somut örneğin de, sorunuza bir  nevi cevap ve bir nevi ispat olabileceğini düşünmekteyim..

Çetinoğlu: Çocuğun müziğe ilgisini geliştirmek için hangi yaşta neler yapılmasını tavsiye edersiniz?

Gürbüz: Belki daha önceki ifâdelerimin bir kısa tekrarı gibi olacaksa da, bebeklere/çocuklara hâmilelik dönemlerinden itibâren kaliteli icra edilen ve yüksek sanat değeri olan eserlerin yer aldığı kayıtların dinletilmesi; en başta oyuncak gibi algılasa da, çok çeşitli müzik aletlerinin gösterilmesi, yanında çalınması, bebeğin denemesi, çalması için enstrümanın kendisine uzatılması vb. hususlar konusunda değişik günlerde aynı denemelerin yapılmasının çok olumlu sonuçlar doğuracağını düşünmekteyim. Ayrıca ve bence, mutlaka çocuk-bebeklik döneminde başlanarak, konularını da çok iyi bilen profesyonel müzik eğitimcilerine, müzik pedagoglarına ve müzik psikologlarına danışılması, çocuğun müzik yeteneğinin olduğunun veya olmadığının erken tesbiti açısından çok faydalı olacaktır. 

Çetinoğlu: Küçük yaştaki çocukların hançerelerinin Türk müziği için uygun olmadığı söylentilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gürbüz: Sorunuzda belirtilen bu vb. söylentiler, maalesef, karşımıza çok çıkmaktadır. Bu sözde tespit, bu itham; büyük mantık hatâları, kasıtlı çarpıtmalarla, garip çelişkilerle doludur. Öncelikle konu hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum. Türk Mûsikîsi bir bakış açısına göre; kısaca ve özetle, i) Söz Mûsikîsi-Sözlü Mûsîki ve  ii) Saz Mûsıkîsi olarak ikiye ayrılır. Sorunuzda ifâde edilen eleştiri ve söylemler sözlü mûsikîmiz ile ilgili olduğu için, öncelikle bu hususta bir iki küçük bilgi vermek istiyorum. Sözlü müziğimizin 3 ana unsuru/bileşeni vardır. i) Makamlar, ii) Usûller ve iii) Güfteler. Doğduğundan itibâren, kulağında hep Türk Mûsikîsi makamlarını-makam seslerini-ezgilerini-dizilerini ve Türk Mûsikîsi usûllerini duyarak yetişen çocuklarımızın hançereleri; neden her gün duyduğu, dinlediği makamlara uygun olmasın? Söz gelimi, günde 5 vakit ezan dinleyen bir çocuğa Hicaz, Rast, Uşşak, Segâh, Sabâ vd. makam ses dizileri/sesleri, neden yabancı gelsin? Ancak, ciddî bir müzik eğitimi almadan, bu konuda bilgi sâhibi olmadan fikir sâhibi olup, çocuklarımız ses genişliğini, algı seviyesini dikkate almadan ve/veya iyi niyetli ama gizli bir cehâletle yetişip ahkâm kesenlerin, büyük insanların repertuarlarındaki çok geniş aralıklı eserleri ve repertuvarını uygulamaya kalkmalarından dolayı, yâni çocuğa küçük beden giysi yerine, en büyük boy elbise giydirmeye çalışılmasından dolayı; ortaya çıkan başarısız sonuçları fırsat bilip, örnek gösterip, buralardan sonuçlar çıkarmak, bu söylemleri yazmak, yaymak, kasıtlı bir kötü-art niyetli çabalardan başka bir şey değildir.

1988 yılında TRT Müzik Dâiresi Başkanlığında TSM Uzmanı-Md.V. olarak görev yaparken çok önemli 2 projemizi gerçekleştirdik. Bunlardan biri TRT TSM Gençlik Koroları, diğeri ise Türkiye’de târihinde ilk defâ kurulan TSM Çocuk Koroları idi. Özellikle Çocuk Korolarının kuruluşundaki maksat, gelenekli müziğimizin eğitiminde eksik kalan, eksik bırakılan ve 7-12 gibi çok önemli bir yaş döneminde çocuklarımızı piyasanın yoz müziklerinin kucağına atanlara karşı,  onların müzik algısını en doğru eserlerle doldurmaktı.

Kırk yıl önce, konser programını sakladığım bir Çocuk Korosu konseri, bende çok derin izler bıraktı. Rahmetli bir hocamız, beni ve rahmetli Özay Gönlüm’ü 1982 yılında verilen bir Çocuk Korosu konserine dâvet etti. Eski adıyla Gazi Eğitim Enstitüsü Konser Salonunda verilen bu konsere gittik. Repertuarda, çocukların söyleyebilecekleri ses sâhasının çok dışında bir genişliğe sâhip bazı makamlardan seçilmiş eserler de vardı. Bu yanlış eser seçimleri orada bulunan batı müziği bölümü hocalarınca da görüldü ve not edildi. Maalesef 1988 yılında TRT TSM Çocuk Korolarını kurarken, bu uygulamalar, bana peşin eleştiriler olarak döndü. Müzik kongresinde eleştirilere zemin hazırladı.

Çetinoğlu: Önce müzik, sonra mühendislik tahsil ettiğiniz, tekrar müziğe yöneldiniz. Tercihlerinizin ciddî sebepleri olmalı. Lütfeder misiniz?

Gürbüz: Başta da belirttiğim gibi, müzik; hayatımın bütün evrelerinde benimle birlikteydi. Ayrılmaz, vazgeçilmez bir parçamdı Ayrıca, benim teknik konulara da, Türk Dil Kurumu’nun yayınlarına, yanlış dil kullanımı örneklerinin anlatıldığı yayınlara da çok büyük ilgim vardı. 1960’lı yıllarda, babamın fasikül fasikül satın alarak kendi elleriyle ciltlediği 6 ciltlik Hayat Ansiklopedisi’ni her gün sürekli okur, bilgilerimi pekiştirirdim. 10’lu yaşlarımda ‘Meşhur Olan Fakir Çocuklar’ adındaki bir kitabı okumuş ve birçok önemli mûcidin hayat hikâyelerini öğrenmiştim. A. Graham Bell ve T. A. Edison’un hayat hikâyelerinden çok etkilenerek telgrafın ve telefonun çalışma sistemlerini öğrenmiş, pil, bakır teller, teneke kullanarak bir basit telgrafla, bir basit telefon yapmıştım. Ahşaptan model uçaklar, babamın yanında öğrendiğim, elektrikle vd. işlerle ilgili olarak evde basit onarımlar yapmaktaydım. Mühendisliğe çok yatkın bir düşünce tarzım vardı. Bu sebeple her iki tarafı da birlikte geliştirmeye eğilimliydim. Bu arada bir Fenerbahçeli olarak futbola, basketbola ve ping ponga büyük ilgi duydum ve bu sporları da yaptım. 1968 yılında Ankara Hukuk Fakültesi 1. sınıfında beton üzerinde futbol oynarken düşüp sağ el bileğimde bir sıkıntı olunca müzik tutkumun zedelenmemesi için spor çalışmalarını hemen bıraktım.

Ayrıca, Lise 2.sınıfta okurken tanıştığımız bestekâr Gündoğdu Duran’dan etkilenip Türk Sanat Müziği tarzında beste denemeleri yapmaya başladım. Kaldı ki Ortaokul müzik öğretmenimiz bize beste ödevleri verir ve ben de o zamanki seviyeme göre çocuk şarkıları bestelerdim. Bu hususta yaptığım çalışmaların bulunduğu nota defterlerimi hâlâ saklıyorum. Örnek olarak ta, Prof. Dr. Alâeddin Yavaşca ve Prof. Dr. Nevzat Atlığ hocalarım gibi her iki dalı da yürütme çabaları içindeydim diye düşünüyorum. Müziğe o yaşlarda başlamazsa, daha sonra gelen yıllarda ulaşılacak seviye daha farklı olabilirin tercihini yaptığımı sanıyorum. Büyük bir müzik ve teknik alan ilgisi bende hep olmuştur. Bu durum hâlâ devam ediyor. Ayrıca ilgi çekici bir tarafım daha var. 9 yaşında bir çocuk olarak, 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi’nden sonra geceleri Radyodan Yassıada duruşmalarını dinlerdim. Müziği en başta meslek olarak düşünmediğim halde, hükm-i kaderin beni dönemle ilgili olarak yönlendirdiği şekilde tercihlerimi yaptım.. Bugün geriye dönüp baktığımda hep doğru tercihler yaptığımı düşünüyorum. Maalesef, benim ve akranım olan arkadaşlarımızın, gençlik dönemimde bizim dışımızda gelişen olaylar sebebiyle okullarımızda büyük sıkıntılar yaşamamızın ve çok uzayan okul eğitimleri dönemine de rastlamanın bir garip şanssızlığı içinde o dönemde en akılcı, en gerçekçi olan neyse ona karar vermenin de tereddütlerini hatırlatmak gerekmektedir. İlk önce Kültür Bakanlığı Klasik Türk Müziği Devlet Korosunda profesyonel olan Tanbur (Ses) Sanatkârlığı mâceramda, Ankara’daki okulumdan aldığım çalışma iznim dolunca Ankara’ya döndüm. Okulumu tamamladım. İstanbul’da zaten İstanbul Türk Müziği Devlet Konservatuvarından mezun olmuştum. Böylece okuma faslı tamamlanmıştı. Ankara Radyosunda Tanbur sanakârı olarak çalışırken, o zamanki mevzuat müsâade ettiği için, bir mühendislik bürosunda Mühendislik yapmaya başladım. Ne zaman ki nişanlanınca; müzik piyasa çalışmalarına da  mesafeli olduğum için ve ENKA firmasından teklif gelince, o sıralar çok câzip bir şantiye alanı hâline gelen Suudî Arabistan’a gitmek üzere, 2,5 yıl kadar TRT’den istifaen ayrı kaldım.. 1986 yılında TRT Müzik Dâiresi Başkanlı’ğına tâyin edilen rahmetli Sâim Konakçı ağabeyimim dâveti üzerine aynı başkanlıkta TSM uzmanı ve saz sanatkârı olarak, TRT’ye geri döndüm. Burada daha sonra, TSM Müdür Vekili TSM Müdürü, Müzik Dâiresi Başkan Yardımcısı, Başkan Vekili. olarak çalışmalarımı yaş haddine kadar devam ettim. Kendi kendime; ‘yeter Özgen, oraya gir istifa et, buraya gir istifa et. Ne bu durum? Otur artık yerinde’ dedim ve hep TRT içinde kaldım.

     
ÖZGEN GÜRBÜZ: 15 Nisan 1951 târihinde Merzifon’da dünyâya geldi. Yükseköğrenimini, İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Mûsikîsi Devlet Konservatuarını ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi inşaat Mühendisliği Bölümünü bitirerek tamamladı. Evli ve iki çocuk babası, bir torun dedesidir. Müzik çalışmalarına babasından gördüğü büyük destek ve teşvikle başladı. İlk çalgıları; Melodika ve Mandolin oldu. Ortaokulda Müzik öğretmeni A. Nuri Gözen’in, Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesinde öğrenciliği sırasında; 1967-1968 yıllarında öğretmenleri Sevgi Ersoy ve Erol Dikeç’in destek ve teşvikleriyle beste denemeleri yaptı. Üniversite öğrenciliği sırasında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Türk Müziği Korosu’nda, Erol Sayan yönetiminde çalışmalara katıldı. 1976 yılında, İstanbul Belediye Konservatuarı Türk Müziği İcra Heyeti’nde misâfir Tanbur sanatkârı olarak çalıştıktan sonra, 1977 yılında açılan imtihanı kazanarak Kültür Bakanlığı İstanbul Klasik Türk Müziği Devlet Korosu’nda Tanbur (Ses) sanatçısı kadrosunda görev yapmaya başladı. Daha sonra öğrenim durumu sebebiyle Ankara’ya döndü. Ankara Radyosu Yayınlarına 1979 yılından îtibâren, önceleri istisna akdiyle, 1982 yılından sonra kadrolu Tanbur sanatkârı olarak katılmaya başladı. 1984 yılında, Kutlutaş Enka İnşaat Şirketleri’nin (JV) Suudi Arabistan Şantiyesi’nde çalışmak üzere TRT’den ayrıldı. Medine’deki toplu mesken projesinde; Sâha Mühendisi, Kalite Kontrol Mühendisi, ve Betonarme Karkas Grubu Koordinatörü olarak hizmet verdikten sonra, vâki dâvet üzerine TRT Müzik Dâiresi’nde vazife almak üzere Türkiye’ye döndü. 1990 – 2016 yılları arasında, TRT Müzik Dâiresi Başkanlığında Türk Sanat Müziği Müdürü, Müzik Dâiresi Başkan Yardımcısı, Başkan Vekili Ankara Radyosunda lâvta ve tanbur sanatkârı, Ankara Radyosu Türk Sanat Müziği Çocuk ve Gençlik Korolarında şef, eğitimci, Müzik Dâiresi Başkanlığı Türk Sanat Müziği ve Pop Müzik Denetleme Kurulları’nda başkan ve üye olarak görev yaptı. 2016 yılında yaş haddinden emekliye ayrıldı. Özgen Gürbüz, müzik hayâtında; İsmail Baha Sürelsan, Ercüment Berker, Prof. Dr. Nevzat Atlığ, Prof. Necdet Yaşar, Kenan Yomralı, Çinuçen Tanrıkorur, Saim Konakçı,  Cafer Açın, Yılmaz Pakalınlar, Aka Gündüz Kutbay gibi şahsiyetlerin yardım ve desteklerini gördü. Tanburi Cemil Bey ve Prof. Dr. Alâeddin Yavaşca, Bekir Sıdkı Sezgin icraatlarını (ders alma anlamında) sürekli dinlediği sanatkârlardır. Çeşitli radyo ve televizyon programlarında; sanatkâr, besteci, sunucu, yapımcı ve uzman olarak yer aldı. TRT Türk Müziği Repertuarında yayınlanan, 35 bestesi bulunmaktadır. Bâzı gazete ve dergilerin sanat sayfalarında, röportaj ve makaleleri yayınlanmıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Mûsıkîsi Devlet Konservatvuar’ınca düzenlenen 1. ve 3. Türk Mûsıkîsi sempozyumlarına, Kültür Bakanlığı’nca düzenlenen 1. Türk Müziği Kongresine bildiriler ile katıldı. Hâlen, Hacettepe Üniversitesi Rektörlük Seçmeli Dersler Koordinatörlüğünde Klasik Türk Müziği Dersleri Ek Ders Öğretim Görevlisi, Hacı Bayrâmı Velî Üniversitesi Türk Mûsıkîsi Devlet Konservatuvarında Tanbur Ek Ders Öğretim Görevlisi olarak ders vermektedir. ‘Türk Mûskîsinde Kullanılan Koma Aralığının Frekansına İlişkin Bir Araştırma’,  ‘Bir Halk Çalgısı Üzerine Perde Analizi’ ve ‘Uşşak Makamı Dizisinde Kullanılan İkinci Derece Üzerine Bir Araştırma’ adlarını taşıyan çalışmalar yaptı. Bunlardan ilk ikisi teksir hâlinde, sonuncusu da TRT Müzik Dâiresi Yayınları arasında, kitap hâlinde yayınlanmıştır. ‘Tanbur ve Lâvta Metodları’ isimli çalışması yayına hazırdır. Bu metotları fotokopi ile çoğaltarak dağıttı. Lâvta’ya ergonomik ve yapı ile alâkalı açıdan bakıldığında hem gövdedeki bombenin küçük oluşu, hem de yapı îtibâriyle perdeli bir saz oluşu ve özellikle kız öğrencilerin anatomik yapılarına uygun bir çalgı olması sebebiyle kız öğrencilerine lâvta öğrenmeyi tavsiye etti.
Önceki İçerikEfkâr Müsebbibine Beddua
Sonraki İçerik“Türk’üm Özür Dilerim”
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.