İngiltere’den Tespitler (16)

31

Oysa İngiltere’de ev yıkmak, yıkıp da yeniden yapmak yok!
Evin aslî dış yapısını, tarihî görüntüsünü bozmadan; eve modern hayatın bütün
imkânlarına kavuşturmakla yetiniliyor. Hatta bazı yerlerde Belediye’den izin
alınmadan evin dış cephesinde herhangi bir değişiklik yapılamıyor.

     Yeni binalar
yapmak zorunda kalınca, umumiyetle, onların da dışını klâsik tarza
dönüştürüyorlar. Asırların inşa malzemesi olan tuğlalarla kaplıyorlar. Tipik
İngiliz binası görünümüne kavuşturuyorlar.

     Bizlerin ancak çok
nadir hâllerde, bazı tarihî yapıları eski halleri üzerine restorasyona tâbi
tutmamızı; onlar her zaman ve âdeta her yapı için geçerli kılıyorlar. Evler
daha çok tuğladan. Nadiren de olsa taştan yapılar da dikkatimi çekiyor.

     Cambridge’de
-istisnalar dışında- şehir çok katlı binalar yapılarak, dikine doğru yükselmemiş.
Bilâkis arazi de uygun olduğu için şehir; hep enine doğru genişlemiş, büyümüş.
Önce belirttiğimiz gibi şehirde evler biraz yeni de olsa; eskinin yenisi. Çünkü
burada evler yeniden yapılsa da, eski usul üzere tuğladan inşa ediliyor.
Çatılar kiremitle kaplanıyor.

     Şayet betonarme
tarzında yapılacaksa, öylece yapıyorlar. Sonra cephesini yine tuğlayla örerek
kapatıp; eski ev veya bina görüntüsüne kavuşturuyorlar. Böylece şehrin tarihî
dokusu aynen muhafaza edilmiş; şehir, tarihî Orta Çağ havasını korumuş oluyor.

     Cambridge’de evler
umumiyetle çok yüksek değil; iki bilemedin üç katlı. Evlerin ön ve arka
kısımları renk renk çiçeklerle süslü. Evler bakımlı, küçük büyük bahçelerle
çevrili. Ev kapılarının üst iki yanlarına çiçek saksıları asılı. Keza hemen her
pencere alt kenarlarına renk renk çiçekler yerleştirilmiş vaziyette.

     Bu yüzden
Cambridge sokakları havadar, iç açıcı ve rahat. Kaldı ki, bu manzarayı
şehirlerin çoğunda görmek kabil.

     Bu görünümlerden
anlaşılıyor ki, İngilizler çiçek düşkünü bir millet. Sokaklardaki elektrik
direklerine kadar, her yer renk renk çiçeklerle donatılmış. Her an İngiltere
evleri ve sokakları şehrayin manzarası arzediyor.

     Televizyonlarda
bahçe ve çiçeklerle ilgili programlar yapılıyor. Böylece insanlar, edindikleri
bilgileri bahçelerinde uyguluyorlar.

     İngiltere’de iş
gücü pahalı olduğundan, evin dekorasyonu, boyanması ve her türlü tahta işlerini
bizzat kendileri yapıyorlar. Ev dekorasyonu ve tamiri konusunda hazırlanan
televizyon programları bu bakımdan çok popüler ve revaçta.

     Nitekim sık sık
birbirlerine “Bu hafta sonu DIY ile uğraştım.” derler. DIY: “Do it your self.”
Yani “Kendin yap.” cümlesinde geçen kelimelerin baş harflerinden oluşan bir
tâbir kullanırlar.

     Cambridge
merkezinde, normalden yüksek iki katlı bir alış veriş merkezi var. Çatısı cam.
Başını kaldırdığında masmavi semayı veya bulutların geçişini görüyorsun.
Buradaki kafelerde yorgunluk giderip dinlenirken; çayını ya da kahveni
yudumlarken; göğü seyre dalıp, tefekküre dalmamak mümkün değil.

     Yağmur yağdığında
bir başka hoş görüntü ile karşılaşıyor insan. Başının üstünde yağmurun yağışını
görüyor fakat ıslanmadan onun aheste aheste yağışını, doya doya
seyredebiliyorsunuz.

     İngilizler, her
şeyi kendilerine has bir özellik katmak suretiyle benimsiyorlar. Her şeye kendi
damgalarını vurmak kaydıyla hayat hakkı tanıyorlar.

     Bu farklılık; her
şeyde, her tarafta kendini belli ediyor. Yazış ve yapış tarzında, yol
levhalarını tanzimde. Ev biçimlerinde, elektrik âletlerinde velhasıl her
hususta İngilize has bir işaret; İngilize ait bir emare; İngilize mensup bir
sıfat mutlaka göze çarpacak şekilde her yere, her şeye nakşediliyor,
resmediliyor. Trafiğin sol şeritten seyri, buna en somut örnek.

     Yenilik ve
modernliklere ancak klâsik çerçevede kalmak, eski konumu kaybetmemek şartiyle
yer veriliyor. Yenilik ve gelişmeler şüphesiz ihmal edilmiyor. Ama tabii, doğal
görüntüyü bozmamak şartına bağlanıyor âdeta.

     Eski hâli şuurlu
ve bilinçli şekilde muhafaza, koruma ve sürdürme azmi, tam mânâsiyle dimdik
ayakta tutulup devam ettiriliyor.

Önceki İçerikAyasofya İçin Öncelik İbadet Değil Siyaset
Sonraki İçerikDerin Devlet
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.