İnce Giyerim İnce, Pembe Yakışır Gence

75

Facebook‘ta vakit geçiriyoruz. FarmvilleFishville oynuyoruz. Resimler, komik videolar yüklüyoruz. Beğeniyoruz, paylaşıyoruz, yorum yapıyoruz. Bir takım ayarlar yaparak Türkiye’de erişimi yasak olan youtube‘dan video izliyoruz. Gülben ErgenAhmet Hakan kullanıyor diye twitter’i kenarından köşesinden inceliyoruz. Bu saydığım servislerin hepsine birden sosyal medya diyorlar.

Sosyal medyada içeriği tamamen kullanıcılar oluşturuyor. Eğlenceli, sade ve kullanımı kolay servisler. Rengini, görünümünü, yerleşimini kullanıcılar kendilerine göre belirliyorlar. Bu dünyanın da kendine göre in’leri var, out’ları var, hatta kendi ünlüleri bile var.

“Bu iş buraya kadar nasıl geldi? Adına sosyal medya dediklerine göre bir yolunu bulup bu medyada bir şekilde benim de yer almam lazım,  bu işin raconu nedir?” gibi sorular sormaya başladıysanız ahkam kesmeye başlamanın tam sırası.

Buraya nasıl geldik, hangi yollardan geçtik? Bilgisayar kocamandı, bir odayı dolduracak büyüklükteydi 🙂 Elbette bu kadar geriye gitmeyeceğim. Hızlı internetin güncel yaşamda yerini almasıyla birlikte 2004 yılında hayatımıza web 2.0 kavramı da girdi. Statik ve kontrolcü bir dönem bitti; dinamik, katılımcı ve özgür bir dönem başladı. İlerleyen yıllarda teknolojinin sağladığı dönüşümle birlikte herşeyin bir de 2.0 sürümü olmaya başladı. Medya 2.0, siyaset 2.0, iletişim 2.0, iş 2.0…

Tek taraflı iletişim bu süreçte yerini karşılıklı diyaloğa bıraktı. İnternet servislerine sosyal özellikler eklendi. İçeriğini sadece kullanıcılarının oluşturduğu servisler çıktı. Youtube, Facebook, Twitter, … Sosyal medya kavramı çok konuşulur oldu. Nihayetinde üzerimize yakışanı giyebileceğimiz, tamamen kişiselleştirilebilir sosyal servisler günlük hayatımızın vazgeçilmezi olmaya başladı.

Hızlı internetle başlayan bu dönüşüm iş yapış şekillerimizi de değiştirdi. İşler, meslekler yeniden tanımlandı. Teşkilat hiyerarşileri değişti. Bazı meslekler tarih olurken yeni meslekler ortaya çıktı. Hatta birçoğumuz öğrenci iken eğitimini almadığımız, o zaman var olmayan meslekleri şu anda icra ediyoruz. Çocuklarımızı, ne olacağını tahmin bile edemeyeceğimiz işler, meslekler için hazırlamaya çalışıyoruz.

Devletler de bu süreçte değişti. E-devlet çalışmaları devletin vatandaşla olan ilişkilerine, devlet kurumlarının birbirleriyle olan ilişkilerine, hatta devletlerin birbirleriyle olan ilişkilerine yeni bir boyut getirdi. Bürokrasinin azaltıldığı yeni devlet hiyerarşisi tanımlanıyor. Bizim ülkemizde de bu çalışmalar belirli bir noktaya geldi.

Sosyal medya diye adlandırmaya çalıştığımız paylaşım ortamlarını ana başlıklarıyla tanımaya çalışalım. Öncelikle bu servislerin tamamına yakını bedava. Ücretli olanların da bedava seçenekleri var. Yeterki paylaşmaya değer bir içeriğe sahip olun.

En başta blogları saymak gerekiyor. Web günlüğü anlamına gelse de pek çok çeşidi var. Günlük başınızdan geçenleri bir blogda paylaşabilirsiniz. Resimlerinizi, anasınıfına giden çocuğunuzun video görüntülerini paylaşabilirsiniz. Bildiği yemek tariflerini paylaşmak isteyen bir ev hanımı olabilirsiniz. Yaşadığı deneyimleri meslektaşları ile paylaşmak isteyen bir elektronik mühendisi olabilirsiniz. Aklınıza ne geldiyse, havadan sudan şeyleri, şiirleri ortaya karışık yapabilirsiniz. Google’da arayın, bu saydıklarımın hepsine karşılık gelen pek çok blog örneği göreceksiniz.

Birden çok yazarı olan bloglar var. Kurumsal bloglar var. Blogu blog yapan samimi olması, resmi bir dil kullanmaması, güncel olmasıdır. Bloglara yorumlarınızla katkıda bulunursunuz. Blogu takip edilesi kılan şey tabiki içeriğinin kalitesidir.

Blog yayınlama hizmetini bedava sunan servisler sayesinde 5-10 dakikada blog sahibi olabilir, içeriğini oluşturmaya başladığınız anda da pek çok kişi tarafından takip edilir olabilirsiniz. Mesela bir google hizmeti olan blogger en popüler servislerden biri. Blogcu gibi Türk girişimleri de var.

Bir SMS mesajı kadar kısa ve anlık paylaşımlar için mikro blog servisleri var. İnsanların anlık olarak ne yaptıklarını başkalarıyla paylaşmalarını sağlayan mikro bloglar, özellikle profesyoneller tarafından bilgi ve haber paylaşımı amaçlı kullanılıyor. Dünyanın herhangi bir yerinde olan bir gelişmeyi en hızlı duyuran platformlar mikro bloglardır. Bir iki cümleyle sınırlı içerikle güncellenebilmeleri, cep telefonu gibi mobil araçlar ile kolayca kullanılabilmeleri, içeriğin hızlı bir şekilde yayılmasına olanak sağlıyor. En ünlü mikro blog servisi twitter ülkemizde de yaygınlaşmaya başladı.

İlkokul arkadaşlarınızı bulabileceğiniz, 🙂 yeni arkadaşlıklar kurabileceğiniz, ilgi alanınıza giren gruplarda paylaşımlar yapabileceğiniz, arkadaş ağınızı oluşturup sürekli iletişim ve etkileşim içinde olabileceğiniz sosyal ağlar var. Ülkemizde yaygın olarak facebook kullanılıyor. Her sabah kalktığında elinizi yüzünü yıkamadan facebook hesabını açanların sayısı diğer normal insanlardan daha fazla galiba. Sadece iş amaçlı ilişkiler kurabileceğiniz Linkedin gibi sosyal ağ servisleri de var tabiki.

Video yükleyip paylaşabileceğiniz youtube, izlesenevimeo gibi servisler var.Resim paylaşabileceğinizsunumlarını paylaşabileceğiniz, beğendiğiniz web adreslerini paylaşabileceğiniz saymakla bitmez servis var.

Friendfeed vb servisler sayesinde de bütün bu servsilerde yaptığınız paylaşımları bir arada toplu olarak sunabilir, arkadaşlarınızın yaptığı paylaşımlar hakkında tartışabilirsiniz.

Geleneksel medya tarafından hazırlanmış, bazıları öne çıkarılmış, bazıları gizlenmiş, gerekirse sansürlenmiş rafine (!) içeriklerin sadece alıcısı olabiliyorken, sosyal medya ile herkes kendi medyasını oluşturabilecek güce kavuştu, hem de bedavaya. Sosyal Medya, medyada oyunun kurallarını değiştirdi, değiştirmeye de devam ediyor. Sosyal Medya’da kral kullanıcının kendisi. İçeriği yazarlar, editörler, muhabirler değil kullanıcı oluşturuyor. Videoların tümünü kullanıcıların ürettiği yepyeni bir TV kanalı YouTube. Facebook’ta arkadaşlarımızın ürettiği içeriği okuyoruz. Twitter’da kimlerin yazdıklarını okuyacağımıza kendimiz karar veriyoruz.

Eskiden işler kolaydı. Gerçekler mutfakta pişirilip, tabakta süslenip, arzu edilen kıvamda sunulurdu müşteriye. Ne bir eksik ne bir fazla, şefin tam istediği kıvamda gelirdi mesajlar sofraya.

Sosyal Medya, medyadaki bu tek yönlülüğü kökünden değiştirdi. Yazılanlar, söylenenler artık şefin, şeflerin kontrolünde değil. Usta şeflere düşen mesajı kontrol etmek değil, mesaja yön vermek artık. Dinlemek ve ikna etmek önemli olan.

Sosyal medyanın bireye sağladığı gücün farkına varmak ve bu servisleri gerektiğinde kullanmak gerekiyor.

Daha yazacak çok şey vardı ama, neyse… Lafı bile var; önümüzdeki haftanın yazısını bugünden yazma 🙂