İmam Hatip Liselerinin Adı ve Genel Müdürlüğü Değiştirilmelidir

54

İmam-Hatip Liseleri Cumhuriyet eğitiminin eğitim hayatımıza armağan ettiği bir ortaöğretim kurumudur. Kurulduğu tarihten bu yana bu okulun mezunlarının vatan, millet, devlet ve Cumhuriyet aleyhine bir faaliyetleri görülmemiş, bir anarşik ve terörist olayın içinde yer almamışlardır. Tam aksine bu okullardan inançlı olduğu kadar, vatansever, devletine, milletine bağlı insanlar yetişmiştir. Hatta Cumhuriyet’e karşıt düşüncede olan bazı dinî topluluklar,  bu okulların varlığından rahatsız olmuşlardır. Bu okullar ne çekmişlerse, Köy Enstitüleri gibi siyasilerden çekmişlerdir.

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildiği zaman klâsik eğitim kurumları Şer’iye ve Evkaf Vekaletine, modern eğitim kurumları Maarif Vekaletine bağlıydı. Bu ikilik, 3 Mart 1924’te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu‘nun 1. Maddesi ile ortadan kaldırılmış, bütün eğitim kurumları Maarif Vekaletine bağlanmıştır. Bu kanunun 4. Maddesi ile de dinî eğitimle ilgili düzenleme yapılarak, “yüksek diniyat mütehassısları yetiştirmek üzere Darülfünun (üniversite)’da bir İlâhiyat Fakültesi kurma” ve “imamlık gibi dinî hizmetlerin ifası vazifesiyle mükellef memurların yetişmesi için de ayrı mekteplerin açılması” vazifesi Maarif Vekaletine verilmiştir.

1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle, bir kısım medreseler, ilkokula dayalı dört yıllık İmam-Hatip Okullarına dönüştürülmüştür. Bu okulların tek amacı, din görevlisi ihtiyacını karşılamaktı. İlk açılışlarında değişik illerde 29 olan İmam-Hatip Okulları, gerekli ilgiyi görmedikleri gerekçesiyle azala azala 1931-1932 öğretim yılında tamamen kapatılmışlardır. 1924‘te İstanbul Darülfünunu’nun bünyesinde bir İlâhiyat Fakültesi açılmıştır. Fakat bu fakülte de 1933 yılında öğrencisizlikten ve rağbet görmemekten kapanmıştır.

1924 yılında ilkokulların 3, 4 ve 5. Sınıflarına konulan Din Bilgisi dersi, 1930 yılında sadece beşinci sınıfta seçmeli ders haline getirilmiştir. Ancak adı geçen dersin köy ilkokullarında 1939 yılına kadar devam ettiği görülmektedir.1927-1928 öğretim yılından sonra ortaokullardaki Din Bilgisi dersleri kaldırılmıştır.1926 yılında Denizli ve Kayseri‘de faaliyete geçen üç sınıflı Köy Muallim Mekteplerinin 1. ve 2. Sınıflarına konulan “Din Dersi“, 1931 yılında programdan çıkarılmıştır.

1933 yılında İlâhiyat Fakültesi’nin de kapatılmasından sonra din eğitimi, eğitim hayatımızdan tamamen çıkarılmıştır. Bir müddet sonra namaz kıldıracak, hatta cenaze namazı kıldıracak din görevlisi bulunamayınca, din eğitimine 1948-1949 öğretim yılında yeniden dönülmüştür. Tabii arada on sekiz yıllık bir boşluk bırakılarak. Fiziğin en geçerli kanunlarından biri; tabiatın boşluk kabul etmeyeceğidir. İşte bu dönemde vatandaşın en zaruri manevi ihtiyacı olan dinini öğrenme ve ibadetini yerine getirme görevini çeşitli dini cemaatler üstlenmişlerdir.  Bir de bu arada bazı devlet görevlilerinin, din adamlarına ve dindar vatandaşlara karşı olumsuz davranışları yaraya iyice tuz basmıştır. Etkileri bugünlere yansıyan devletle millet arasındaki din alanındaki sürtüşmeler ve laiklik konusundaki tartışmalar,  bu boşluktan ve olumsuzluklardan doğmuştur.

Öncelikle imam-hatip yetiştirmek üzere 1948 yılında yedi ilde on aylık İmam-Hatip Kursları açılmış ve bu kurslar İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne bağlanmıştır.1948-1949 öğretim yılında ilkokullara Din Bilgisi dersi konulmuştur.1949-1950 öğretim yılında da Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi açılmıştır. İmam- Hatip Kursları, 1951 yılında İmam-Hatip Okullarına dönüştürülmüştür. Bu okullar 1958 yılına kadar Özel Okullar Müdürlüğü‘ne, bu yıldan 1961 yılına kadar da Ortaöğretim Genel Müdürlüğü’ne bağlanmıştır. İmam-Hatip Okullarının sayısı hızla artarken, 1959 yılında İstanbul’da bir Yüksek İslâm Enstitüsü açılmıştır. Din eğitimi ve öğretiminin gelişmesi üzerine, 10.07.1961 tarih ve 1044 sayılı Bakanlık oluruyla merkez teşkilatında Din Eğitimi Müdürlüğü, 29.04.1964 tarih ve 36540 sayılı Bakanlık mucibince Din Eğitimi Genel Müdürlüğü kurulmuş, İmam-Hatip Okulları ve Yüksek İslam Enstitüleri bu Genel Müdürlüğe bağlanmıştır.

Kültürlü din görevlisi yetiştirmesi için kurulan İmam-Hatip Okulları, 1971-1972 öğretim yılına kadar ilkokula dayalı birinci devresi dört yıl, ikinci devresi üç yıl olmak üzere toplam yedi yıl süreli meslek okulu olarak eğitim sistemimizde yerlerini almışlardır. Lise düzeyinde kabul edilmeyen bu okulların mezunları, ancak bir yıl Lise son sınıfta örgün eğitimde okuyarak Lise mezunu sayılıyor ve üniversite sınavlarına girebiliyorlardı.

1971-1972 öğretim yılında bu okulların kuruluşunda ve müfredatında köklü değişiklikler yapılarak ortaokula dayalı dört yıllık meslek lisesi haline getirildi ve adları İmam-Hatip Lisesi haline getirildi. Böylece bu okulların ortaokul kısmı kapatılmış ve imam-hatiplik mesleği en az lise düzeyinde bir öğrenime bağlanmış oluyordu. Artık bu okulların mezunları doğrudan üniversite sınavlarına girme imkanı buldular. 1974-1975öğretim yılından itibaren bu liselerin bünyesindeki ortaokullara “Kur’an-ı Kerim, Arapça, Din Dersi” konularak, bu okullar meslek dersleri takviyeli ortaokullara dayalı meslek liseleri haline geldi.

28 Şubat 1997 tarihinden sonra birçok alanda olduğu gibi, eğitim alanında da köklü düzenlemeler yapıldı.1990’lı yıllarda bazı siyasi partilerin bu okulları, kendi arka bahçeleri göstermeleri, hem okulların, hem de mezunlarının toplumdaki imajını çok sarstı ve bazı kesimlerin boy hedefi haline getirdi. Sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitime geçilirken, İmamHatip Liselerinin ortaokulları kapatıldı. Bu ortaokullar kapatılırken Anadolu Liseleri ve bazı meslek liselerinin de ortaokulları kapatıldı. Bu ortaokulların kapatılmasıyla liseleri de büyük kan kaybetti ve misyonlarını yerine getiremez duruma geldiler. Bu arada YÖK’ün, üniversite giriş sınavlarında öğrencilere alanlarına göre farklı katsayı uygulaması da, İmam-Hatip Lisesi mezunlarının üniversiteye girişini oldukça zorlaştırdı. Yine YÖK’ün çoğunluğu bu okulların mezunlarından oluşan üniversitelerdeki kız öğrencilere türban yasağı getirmesi bu okullara ilgiyi azalttı.

Bu olumsuzluklar, bu okulların ortaöğretimde 28 Şubat’tan önce yüzde 5 oranındaki öğrenci potansiyelini, 2000’li yılların başında yüzde 2′lere kadar düşürmüştür. Son yıllarda bu okulların öğrenci potansiyeli yüzde 7′lere kadar yükselmiştir.

YÖK, 2010’da türban yasağını, 2011’de de alanlara göre katsayı farkını kaldırdı. 2012’de de Milli Eğitim Bakanlığı, eğitim siteminde yaptığı zorunlu öğretimin 12 yıla çıkarılması ve okulların  4+4+4 biçiminde yapılandırılması kapsamında İmam-Hatip Liselerinin ortaokullarının 14 yıl sonra yeniden açılmasına karar verildi. Böylece İmam-Hatip Liseleri, 28 Şubat süreci öncesi konumuna kavuştu. Bütün bu kazanımlar ve bazı siyasilerin yine bu okulları bazı kesimleri rahatsız edecek biçimde sahiplenmeleri, önümüzdeki dönemde bu okullara rağbeti arttıracaktır.

Burada şu gerçeği açıkça tespit edelim. Bu okullara, İmam-Hatip Kursları olarak kuruldukları ve İmam-Hatip Okulları olarak öğretim yaptıkları dönemde kayıt olan öğrencilerin çoğu imam-hatip olma düşüncesi taşıyorlardı. Fakat, “Lise“ye dönüştürüldükleri 1972-1973 öğretim yılından itibaren bu okullara öğrenci olarak kaydolanların yüzde 95’i, imam-hatip olmayı hedeflememişlerdir.  Bu öğrencilerin velileri, diğer okullarda verilen Din Derslerini yeterli görmemişler ve çocuklarının dinini daha iyi öğrenerek “dindar, mütedeyyin bir müslüman” olarak yetişmesi için bu okulları tercih etmişlerdir. Bu okullar, dindar ailelerin, çocuklarını da dindar yetiştirme ihtiyacına cevap veren okullar durumundadır. Bu okullar, bundan sonra da bu ihtiyacı karşılayacaklardır. Açıkçası, İmam-Hatip Liseleri,  bir meslek lisesi değil, diğer genel  liseler gibi yüksek öğretim  programlarına öğrenci hazırlayan, din eğitimi ağırlıklı  bir genel lisedir. Bu nedenle bu liselerin öncelikle adı değiştirilmelidir. Bu okullar imam-hatip yetiştirmediğine göre, adı “Din Eğitimi Lisesi”, “İslâmî İlimler Lisesi“, “Dinî Bilimler Lisesi” veya “İlâhiyat Lisesi” olabilir. Şuna inanıyorum ki, bu değişiklikten en çok bu okullarda okuyan öğrenciler ve aileleri memnun olacaklardır.

2012 yılı başında Milli Eğitim Bakanlığı,  yeniden yapılanmaya giderek,  merkez teşkilatındaki 36 Genel Müdürlük ve müstakil Daire Başkanlığını l7’ye indirmiştir. Bu Genel Müdürlüklerden biri de Din Eğitimi Genel Müdürlüğü’dür ve İmam-Hatip Liseleri de bu Genel Müdürlüğe bağlıdır. Bu yapılanmaya gidilirken, Öğretmen Liseleri, doğrudan öğretmen mezun etmedikleri ve mezunlarının çoğu Eğitim Fakültelerinden başka fakültelere girdikleri için Öğretmen Yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdürlüğü‘nden alınarak Ortaöğretim Genel Müdürlüğü’ne bağlanmıştır. İsim değişikliği ile birlikte bu okullarımız da, Öğretmen Liseleri gibi, Ortaöğretim Genel Müdürlüğüne bağlanmalı, Din Eğitimi Genel Müdürlüğü  de kaldırılmalıdır. Böylece bu okulların bundan sonra da karşılaşabileceği olumsuzluklar önlenmiş olacaktır.

4+4+4 Kesintili yeni eğitim sitemi içinde İmam-Hatip Ortaokulları ve Liseleri ile ilgili yapılanmaları ve bu okullara yüklenmek istenen yeni misyonla ilgili düşüncelerimi bir başka yazıda sizlerle paylaşacağım.

Önceki İçerikDemokrasiyi Adımlayan Ülke
Sonraki İçerikBerat Gecesi
Avatar photo
Bulgaristan göçmeni bir ailenin oğlu Sâkin Öner 05.10.1947 tarihinde Denizli ilinin o zaman Çal ilçesine bağlı bulunan Dedeköy bucağında doğdu. Bugün Dedeköy 'Baklan' adıyla Denizli'ye bağlı bir ilçedir. Babası Emniyet Komiseri merhum Celalettin Öner, (1922-16.12.1970) annesi Denizli'nin Honaz ilçesinden ev hanımı merhume Ulviye Öner (Akkuş)'dir. Annesi 1951yılında vefat etmiştir. Babası 1953 yılında Polis Memuru olarak görev yaptığı Aydın ilinin Nazilli ilçesinde Zarife Öner (Meriçoğlu) ile ikinci evliliğini yapmıştır. Sakin Öner 1951-1953 yılları arasında Dedeköy (Baklan)'da dedesinin ve babaannesinin yanında kalmıştır. İki yıl köy ortamında kalan Öner, burada kırsal kesimdeki Türk insanının yaşantısını, gelenek ve göreneklerini, zengin halk kültürünü tanıma imkânını bulmuş ve bu döneme ait izler şiirlerine ve yazılarına yansımıştır. ÖĞRENİM HAYATI Babasının memuriyeti sebebiyle 1954-1955 der yılında Manisa'nın Kırkağaç ilçesinde başladığı İlkokul hayatı; Manisa'nın merkezinde devam edip Afyon'un Sandıklı ilçesinde tamamlandı. 1959-1960 Öğretim yılında Sandıklı Ortaokulu'nda başlayan ortaokul tahsili, Bandırma'da devam edip Van'da tamamlandı. Lise'ye Van'da başlayıp Yozgat'ta tamamladı. 1965 Haziranında girdiği Üniversite Giriş sınavı sonunda birinci tercihi olan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni kazandı. Burada öğretimini sürdürürken Babıâli'de Sabah Gazetesi'ne muhabir olarak çalıştı. 1966 yılında Bugün Gazetesi'ne teknik sekreter olarak transfer oldu. Bu arada Hukuk Fakültesi'nden ayrıldı. 1967'de yeniden girdiği Üniversite Giriş İmtihanı'nı kazanarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne kayıt oldu. 1967-1972 yılları arasında bu bölümde okudu. Bu süre içinde dergicilik, kitapçılık ve yayıncılık yaptı. 1972 yılı Şubat ayında diploma aldı. Babasının vefatı sebebiyle Denizli iline tâyinini istedi ve aile fertlerinin sorumluluğunu üstlendi. 1981 yılında doktora çalışmalarını başlatan Öner, 1987 yılında doktora yeterlik sınavını verdi. Ancak, idarî görevleri sebebiyle doktora çalışmalarına uzun süre ara vermek mecburiyetinde kaldığından, 2003 yılında Türk Dili ve Edebiyatı Doktoru oldu. MEMURİYET HAYATI Denizli Lisesi Edebiyat Öğretmeni olarak memuriyet hayatına başladı. 17.02.1973 tarihinde Denizli ilinin Acıpayam ilçesi Darıveren bucağında Fidan Oymak ile evlendi. 1975 yılı Temmuz-Ekim ayları arasında İzmir-Bornova'daki Topçu Taburu'nda kısa süreli askerlik görevini yaptı ve Topçu Asteğmen olarak terhis oldu. Memuriyet hayatı; İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü'ne Müdür Yardımcısı ve Edebiyat Öğretmeni, Tahakkuk Müdür Yardımcısı ve Türkçe Bölümü Öğretim Görevlisi, Sinop Lisesi'nde edebiyat öğretmeni olarak devam etti. Çalışma şartlarının uygun olmaması ve ailesinin İstanbul'da kalması sebebiyle, çok sevdiği meslek hayatına Mayıs 1977 tarihinde istifa ederek İstanbul'daki günlük Hergün Gazetesi'nde önce Haber Müdürü sonra da Yazı İşleri Müdürü oldu. 01 Ocak 1980 tarihinde yeniden öğretmenlik mesleğine dönek için başvurdu. Görev emri gelinceye kadar büyük düşünür ve yazar S. Ahmet Arvasi'nin kurduğu Türk Gençlik Vakfı'nın müdürlüğünü yaptı ve bu vakfın yayın faaliyetlerini yürüttü. 23.03.1970 tarihinde İstanbul Kız Lisesi'ne tâyini çıktı. 07.04.1980 tarihinde İstanbul Şehremini Lisesi'ne Edebiyat Öğretmeni ve müdür yardımcısı oldu. 13.12.1982'de İstanbul Pertevniyal Lisesi'ne Edebiyat öğretmeni olarak nakledildi. Bu okulda 23.08.1983'te Müdür Başyardımcısı oldu. 05.12.1984'te de İstanbul Behçet Kemal Çağlar Lisesi'nde Müdür olarak vazifelendirildi. 27.06.1987 tarihinde İstanbul Millî Eğitim Müdürlüğü'ne Müdür Yardımcısı olarak görevlendirildi. 16.10.1992 tarihinde Vefa Lisesi Müdürlüğü'ne. 29 Haziran 1995 tarihinde ikinci defa İstanbul Millî Eğitim Müdür Yardımcılığına, 01.07.1998 tarihinde Vefa Lisesi camiasının umumi isteği üzerine ikinci defa Vefa Lisesi Müdürlüğüne, 18.08.2010 tarihinde İstanbul lisesi Müdürlüğü'ne kâyin edildi. Mart 2012'de yaş haddinden emekliye ayrıldı. EDEBİYATTA 50 YIL Sâkin Öner'in edebiyatla ilgisi, 1957 yılında şiir yazmakla başladı. Merakı gelişerek, dosya kâğıdından dergiler yaptı. İlk şiirini 1957 yılında, ilkokul dördüncü sınıfta iken yazdı. "Gurbet" başlıklı bu şiir aynen şöyleydi: Gurbetteyim bugünlerde Geziyorum sahillerde Oturup ağlıyorum Hicran dolu bahçelerde Sızlar gizli yaralar Gönlümde hatıralar Günler geçer de sonra Yaşlar gönlüme dolar Ayrı düştüm sıladan Kan damlıyor yaradan Gurbet ayırma beni Yurttan, eşten ve dosttan. Ortaokul 2. sınıfa Bandırma'daki dayılarının yanında okurken ilk şiiri, Bandırma Ufuk Gazetesi'nde yayınlandı. Öğretmeni Münevver Yardımsever her dersine, Sâkin Öner'e bir şiir okutarak başlardı. Böylece şiir okuma sanatını öğrendi. Şiir okuma görevi Van Lisesi'nde de devam etti. Millî bayramlar ve törenlerin değişmez elemanı idi, okul adına günün anlamına uygun şiiri o okuyordu. Şiirleri Van'da çıkan gazetelerde yayınlandı. Şiir yarışmalarına katılıp dereceler aldı. Ortaokul 3. sınıfta okul idaresinden izin alarak şahsı adına 'Doğuş' adıyla bir duvar gazetesi çıkardı. Bu gazetedeki bütün yazı ve şiirler kendisine aitti. Lise 1. sınıfa geçtiğinde Okul Müdürlüğü, okulun Kültür ve Edebiyat Kolu Başkanlığına Öner'i getirdi. Okulun camekânlı büyük bir duvar gazetesi vardı. Artık onu o çıkarıyordu. Gazetede makale, deneme, röportaj, hikâye, şiir, haber, karikatür, bulmaca ve spor olmak üzere çok çeşitli türlere ve konulara yer veriliyordu. 15 günde bir değişen bu gazetede kendisine çeşitli haberler ve spor haberlerinde Cafer İpek, karikatür ve bulmacada da Metin Haldenbilen isimli bir arkadaşı yardım ediyordu. 1962 yazında Ağrı'da bulunan teyzesinin yanına gittiğinde orada yayınlanan günlük Mesuliyet Gazetesi ile temasa geçti. Bu gazetede de 'GÜN-KİN' isimli şiiri yayımlandı. Lise 1. sınıfta iken 1963 yılında Sakin Öner Yeşil Van gazetesinde 'Bahçemin Çiçekleri' başlıklı bir sütunda 'Bülbül' mahlasıyla günlük fıkralar yazmaya başladı. Mahlas kullanmasının sebebi, ailesinin bu tür çalışmalara, derslerini aksatacağı gerekçesiyle karşı olmalarındandı. İçindeki yazma aşkını frenleyemeyen Öner, takma isimle de olsa yazmayı sürdürüyordu. Artık yazma işini, gazetelerdeki kendisinden yaşça büyük ve deneyimli köşe yazarlarıyla polemiğe girmeye kadar götürmüştü. Bu arada Yeşil Van ve diğer gazetelerde sık sık şiirleri yayımlanıyordu. Bu arada Serhat Postası isimli gazetenin açtığı şiir yazma yarışmasında üçüncü oldu. Bir gün, yeni taşındıkları evin sahibiyle girdiği polemiği içeren 'Ev, ev, yine ev...' başlıklı bir yazıya rastlayan babası, 'Bülbül' mahlaslı yazıları onun yazdığını anladı. Fakat hayret ki, hem fazla yüzgöz olmadı, hem de kızmadı. Belki de gizli gizli gurur duydu. Bu süreç, Van'dan Yozgat'a tayin oldukları 1964 yazına kadar devam etti. Babasının 1964 yazında Yozgat'a tâyin olması üzerine Öner, Lise 3. sınıfı Yozgat Lisesi'nde okudu ve buradan mezun oldu. En yakın sınıf arkadaşı Cemil Çiçek'ti. Sakin Öner, ailesinden, Van ve Yozgat'taki arkadaşlarından aldığı etkilerle milliyetçi ve maneviyatçı duyguları ağır basan, fikrî ve siyasî hareketlerle ilgilenen, şiir ve nesir alanında epey deneyim kazanmış bir genç olarak İstanbul'a gelince Yine şiir, edebiyat dergi yayıncılığı ile ilgilendi. Gazetelerde, muhabir, sayfa sorumlusu ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. Yayınevi kurdu, kitap yayınladı, kitaplar yazdı. Üçdal Neşriyat'ta sekreter ve musahhih olarak çalıştı. Bu arada, 1 Kasım 1966 tarihinde Ali Muammer Işın ve Ahmet Karabacak tarafından Millî Hareket adıyla Alparslan Türkeş'in lideri olduğu Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP)'ni destekleyen milliyetçi düşünceyi temsil eden 15 günde çıkan dergi yayımlanmıştı. Bu derginin 15 Aralık 1966 tarihli 4. sayısında Öner'n 'Bekamız İçin Birleşmeliyiz' başlıklı ilk yazısı yayımlandı. Ali Muammer Işın'ın ayrılması üzerine 8. sayıdan itibaren derginin sahibi Ahmet B. Karabacak oldu. Bu sayıdan itibaren Öner de, derginin Teknik Sekreteri, 48. sayıdan itibaren derginin Genel Yayın Müdürü oldu. Dergi, Eylül 1970'de yayımlanan 50. sayısı ile kapandı. 1969 yılında kurulan Ülkü Ocakları Birliği'nin de Genel Sekreteri olan Öner, bu dönemde, Birlik tarafından düzenlenen konferansı kitap hâline getirerek bastırdı. Erol Kılıç'ın başkanlığı döneminde de Birlik adına 'Ergenekon' adıyla bir dergi yayımladı. Bu arada, Cavit Ersin'in 'Millî Ekonomi ve Ziraat', Mustafa Eşmen'in 'Türk Köyü' ve Öncüler Dergisi'nde fikrî yazıları yayımlandı. Millî Hareket Yayınevi, 1970 yılında Cağaloğlu'na taşınınca Beyazsaray 41 numarada Öner, Ergenekon adıyla bir yayınevini kurdu ve Alparslan Türkeş'in Genişletilmiş Dokuz Işık kitabını yayımladı. 1972 yılı başında Ömer Seyfettin'in 'Millî Tecrübelerinden çıkarılmış Ameli Siyaset' isimli eserini Osmanlıca'dan yeni yazıya çevirerek sadeleştirdi. Bu çalışması Göktuğ Yayınevi tarafından 'Amelî Siyaset' adıyla bastırıldı. Bu, Öner'in basılan ilk kitabıdır. 1972 Mayıs'ında Denizli Lisesi'nde öğretmenliğe tâyin edilince Ergenekon Yayınevi'ni gençlere bıraktı. Denizli Lisesi'ndeki görevi sırasında sınıf ve okul gazetelerinin çıkarılmasına öncülük etti, Mevlana ve Âşık Veysel'le ilgili yazdığı senaryoları sahneye koydu, önemli şairlerimizin anma günlerini yaptı. Okula edebî ve kültürel faaliyetler yönünden bir hareket getirdi. Orada iken yazdığı Abdülhak Hâmit Tarhan isimli biyografi çalışması, 1974'te Toker Yayınları'nca basıldı. Ömer Seyfettin'in 'Türklük Mefkûresi' isimli eserini de Osmanlıca'dan yeni yazıya çevirerek 'Türklük Ülküsü' adıyla 1975'te Türk Kültür Yayınları arasında yayımlattı. 1975 Kasımında İstanbul'a Atatürk Eğitim Enstitüsü Müdür Yardımcısı ve Öğretim Görevlisi olarak döndükten sonra, bir taraftan anarşinin at koşturduğu okulda düzeni sağlamaya ve derslere girmeye çalışırken, bir taraftan da edebî çalışmalarına devam etti. Burada görev yaptığı üç yıl içinde 'Ülkücü Şehitlere Şiirler' (1975), 'Ülkücü Hareket'in Şiirleri ve Marşları' (1976) isimli antolojileri, 'Ârif Nihat Asya' (1978) isimli biyografi kitabını, Müslim Ergül ve Osman Nuri Ekiz'le birlikte Eğitim Enstitüleri Türkçe Bölümü 2. sınıf Yeni Türk Edebiyatı (Servet-i Fünûn'dan Cumhuriyet'e kadar) isimli ders kitabını hazırladı ve yayımlattı. Ortadoğu gazetesinde de bazı edebî makaleleri yayınlandı. Bu arada, aralarında S. Ahmet Arvasi'nin de yer aldığı bu okulda görev yapan yirmi arkadaşıyla 'Dokuz Işık' adıyla bir yayınevi kurdu ve bu yayınevi iki yılda on kitap yayımladı. Öner, şimdi geriye dönüp baktığında, her gün anarşik olayların yaşandığı arada öğretmenlerin ve öğrencilerin dövüldüğü ve yaralandığı hatta öldürüldüğü saat 08.00'den 24.00'e kadar devam eden bir mesai sırasınca bu kadar çalışmanın nasıl yapılabildiğine şaşırmakta, bunu gençliğine, dâvâsına olan inancına ve heyecanına bağlamaktadır. 1978 yılı ortalarında, Sinop'a tâyin olduğu ve orada anarşi nedeniyle güvenli bir çalışma ortamı bulamadığından çok sevdiği mesleğinden istifa etmek mecburiyetinde kaldı. Bu yıl içinde mezuniyet tezi olan Yusuf Akçura'nın Türk Yılı (1928)'nda yer alan 'Türkçülük' isimli 128 sahifelik uzun makalesini Osmanlıca'dan yeni yazıya çevrilmesini, sadeleştirmesini, önemli kişi, kurum ve kavramlarla ilgili notları içeren çalışmasını Türkçülük adıyla Türk Kültürü Yayınları arasında yayımlattı. Bu arada, hayatının üçüncü gazetecilik dönemi olan Hergün Gazetesinde Haber Müdürü olarak göreve başladı. Gazetede, bir taraftan bu görevi yürütürken, bir taraftan da haftada üç gün 'Ülkücünün Gündemi' isimli köşede güncel siyasî konularda fıkralar ve önemli olaylarda 1. sahifede imzasız yorumlar yazıyordu. 'Öz Yurdumda Garibim' başlıklı yurtlardan atılan milliyetçi öğrencilerin dramını anlatan röportajı ile 1978 yılında Ülkücü Gazeteciler Cemiyeti'ne 'En İyi Röportaj Yazarı' seçildi. 1979 yılında yine bu gazetede çalışmasını sürdürürken Toker Yayınları'ndan 'Nihal Atsız' isimli biyografik çalışmasını, Su Yayınları'ndan 'Köy Enstitülerinden Eğitim Enstitülerine' isimli araştırma kitabını yayımlattı. 1979 yılı başlarında gazetenin boşalan Yazı İşleri Müdürlüğü'ne getirildi. Dokuz ay bu görevi sürdürdükten sonra yıl sonunda öğretmenlik görevine dönmek için Millî Eğitim Bakanlığı'na başvurdu. 1980 yılı Mart'ında İstanbul Kız Lisesi'nde depo öğretmeni olarak göreve döndükten sonra Nisan ayına da Şehremini Lisesi'ne tâyin edildi. Sakin Öner 12 Eylül 1980 İhtilâli'den sonra, Şehremini Lisesi'nde Müdür Yardımcısı olarak yeniden idarecilik görevine başladı. Burada okulun Kültür ve Edebiyat Kolu çalışmalarını yürüttü. Doğa isimli bir okul dergisinin yayınlanmasına öncülük etti. Bu arada Eğitim Enstitüsü'nde iken hazırlamaya başladığı Kompozisyon Sanatı (Düzenli Konuşma ve Yazma Sanatı) isimli kitabı tamamladı. Bu kitap, 1981 yılında Veli Yayınları tarafından yayımlandı. Ortaöğretim ve Yüksek Öğretim kurumlarında ders kitabı olarak okutulan bu kitap, Öner tarafından ancak 2005 yılında güncelleştirildi ve genişletildi. Okulun Tiyatro Kolu Başkanlığı'nı da yürüten Öner, 1981 yılında 'Gün Işığı' isimli oyunla Millî Eğitim Vakfı 1. Tiyatro Yarışması'na katıldı ve başarı kazanıldı. Aynı yıl Veli Yayınları'ndan İmla-Noktalama ve Cümle Bilgisi, Örnek Açıklamalarla Atasözleri ve Özdeyişler isimli kitabını yayımlattı. 1992 yılında Prof. İskender Pala ve Rekin Ertem'le birlikte Ortaokul 1., 2. ve 3. sınıflar için Türkçe ve Dil Bilgisi kitaplarını hazırladı. Bu altı kitap Deniz Yayınları tarafından yayımlandı. Beş yıl süre ile okutulan bu kitaplar eğitim camiasında büyük ilgi gördü. 'Millî Eğitimin İçinden' adıyla bir kurum içi halkla ilişkiler dergisi çıkardı. 1997 yılında Vefa Lisesi'nin 100. kuruluş yılı anısına bir anı kitabı hazırladı. Bu kitap Vefa Eğitim Vakfı yayını olarak 'Vefa Lisesi 125. Yıl Anısına' adıyla yayımlandı. 1997 yılı sonlarında seçtiği öğretmenlerle Milli Eğitim Bakanlığı'nın talimatıyla Lise 9., 10. ve 11. sınıfların Edebiyat, Kompozisyon ve Türk Dili kitaplarının yazımını sağladı ve editörlüğünü yapı. 2005 yılında da yeni öğretim programları ve tekniklerine göre hazırlan Lise 9. sınıf Türk Edebiyatı kitabının da editörlüğünü yaptı. Özlü Sözler isimli kitabı da1998 yılında Yuva Yayınları tarafından basıldı. 1998 yılı ortalarında yeniden Vefa Lisesi Müdürlüğü'ne dönen Öner, Kırk yılı aşkın bir süredir yazdığı şiirlerini topladı. Değerli Şairlerimiz Mehmet Zeki Akdağ, Ayhan İnal, Bestami Yazgan ve Yusuf Dursun'un beğenisi üzerine ilk şiir kitabını 2002 yılında 'İlk Dersimiz Sevgi' adıyla yayımladı. Sakin Öner, son olarak Vefa Lisesi'nin 13. kuruş yıldönümü münasebetiyle Edebiyat Öğretmenleri Hayri Ataş ve Hatice Gülcan Topkaya ile birlikte 'Vefa Lisesi 135. Yıl Anısına' isimli kitabı hazırladı. Bu arada 2001 yılından bu yana Yeşil-Beyaz isimli okul dergisinin yayınlanmasına öncülük etti ve bu derginin her sayısında bir yazısı yer aldı. 12 Eylül 1980'den sonraki dönemde başta Güneysu, Türk Edebiyatı, Dil ve Edebiyat olmak üzere çeşitli dergilerde yazıları ve şiirleri yayımlandı.