İhracata Tabii ki Evet Ama

51

İktisadi konular üzerine tartışmak zaman zaman alışkanlık
haline geliyor. Hatta bizim gibi iktisadın sosyal ve kültürel boyutu üzerine
yoğunlaşanlar da tam sahamız olmamasına rağmen, bir şeyler yazma ve
okurlarımızla buluşma ihtiyacını duyuyoruz.

            Neredeyse
herkes ekonomistim diyor ama bazıları iktisatla pek fazla ilgili değil. Yine
bazıları inatla yanlış görüşlerini savunmaya devam ediyor. Konulara vakıf bazı
ünvanlılar ve yetkililer ise nedense ekranlarda doğruları söylemekten çekinir
haldeler. Herhalde bu tavır saygının bir gereği olacak… Neticede iktisatçılar
ekonomistlerden çekinir durumdalar… Aslında aklın ve ilmi gerçeklerin yolu
birdir. Ancak ülkelerin özellikleri farklı olabilir ve ona göre hareket edilir.
Konular basit ve kolay genellemelerin içine hapsedilmez.

            İhracat
gerçekten çok önemli bir döviz kaynağıdır. İhracat için rekabet gücüne sahip
üretim, dış talebi kalite ve sayı bakımlarından karşılayacak mal ve hizmetlerin
arzı gerekir. Teknolojik gelişme de ihmal edilmemesi gereken bir faktördür.
Bütün bunlara rağmen, ülkeler yaşadıkları bölgelerde ve Dünya genelinde dış
politikada başarılı oldukları ve iyi ilişkiler kurabildikleri oranda ihracatın
nimetlerinden faydalanırlar. Cari açığı bulunan bir ülke bu açığı kapamadan
cari fazla veren ülkelere de özenmemelidir.

            Mesela,
Türkiye ithalata dayalı ihracat yapabilen bir ülkedir. Büyüme konusunda da
benzer bir yaklaşım söz konusudur. Türkiye’nin ithalatı içinde %70’leri aşan
hammadde ve aramalı ithalatı dikkat çekmektedir. Katma değeri yüksek malları
ihraç edebilme gücüne de henüz sahip değiliz. Bu durum ihracattan beklentileri
de zora sokmaktadır. Türkiye’de güven eksikliği, istikrarsızlık, siyasi kriz
gibi faktörler, ortaya çıkan belirsizlikler yabancı sermaye çekmeyi
zorlaştırdığı gibi; sermaye kaçışına sebep de olmaktadır. Bu durumda gerekli
yatırımların yapılamaması üretimi aksattığı gibi istihdam sorununu da ortaya
çıkarır.

            Üretim çarkı
hammadde ve ara malında bir tıkanıklık yaşarsa bu sorunun ihracatı olumsuz
etkileyeceği açıktır. Yakın geçmişte yeterli desteği görmemeleri, ithalat
furyası ve aramalı üreten küçük ve orta sanayi kuruluşlarının kapanması, içerde
üretilen malların yerini ithal mallarına bırakmaya mecbur kılmıştır. Ancak
ithalatı dövizle yapabilirsiniz. Yerli üreticiyi sanayide ve özellikle tarımda
desteklemeyi unutursanız yabancı ülkelerin firmalarını destekler olursunuz.
Bazen içerde ürettiğiniz mala ve hizmetlerin iki üç katıyla ithalat yapma
yanlışına düşersiniz. Maalesef bir ara döviz tartışmalarında “sen maaşını
dolarla mı alıyorsun ki, dolarla ilgileniyorsun” gibi yerli yersiz lafları
işitir olmuştuk. Şimdi döviz kurundaki iniş ve çıkışların nelere mal
olabildiğini biraz biraz fark eder olduk. Özellikle Merkez Bankası’na yapılan
siyasi müdahaleler son derece yanlış olmuş ve dış itibar kaybına sebep
olmuştur. Tasarruf faizlerindeki düşüş TL hesaplarını özellikle dolara doğru
yönlendirmiştir. Siyasilerin anlaşılmaz bir garip döviz düşmanlığı ve döviz
kurunun sürekli düşüreceklerini ilan etmeleri, döviz kurunu hak etmediği halde
yukarı çekmiş; TL’yi yerlerde sürünür hale sokmuştur. Ekonomik faaliyetlerde
dövize ve özellikle dolara talep artmış; dış borçlarımız katlanmış ve
enflasyonist baskı piyasaları altüst etmiştir. Uzun bir süredir yayılmış
bulunan üretme ithal et yanlış anlayışı olumsuz etkiler yapmıştır. Ekonomide
faizlerin düşürülmesiyle her şeyin düzeleceğini zannetmek ve sadece buna
bağlanmak yanlış bir yoldur. Böyle bir yol istediğiniz kadar gizleseniz de
enflasyonun bilhassa sabit gelirliler üzerindeki ezilmeyi ve geleceğe olan
ümidi kaybetmeyi önleyemez. Önemli olan yerli üreticiyi desteklemek ve onları
yabancı üreticiler karşısında ezdirmemektir. Merkez Bankası faizdeki sürekli
indirmeyi terk etmeden doları indirebilmek çok zordur. Böyle bir yanlışlar
silsilesine model demek de yanlış olur. Bir hafta on gün sonrasını bilemiyorsak
ve tahmin dahi etmede zorlanıyorsak böyle bir model nasıl bir model olabilir
ki?

            Büyük
şirketlerimiz hatta orta seviyedekiler bile dolarla borçlu olduklarından dolar
artıkça bunların yeni finansman kaynakları bulmaları ve yatırım yapma imkanları
ve hatta yaşamaları da çok zorlaşır. Yatırımlar azalacağından istihdam zayıflar
ve işsizlik kapıyı çalar. Türk Lirasının değeri düşünce ihracatın artması belki
beklenebilir ancak üretiminiz ithalata bağımlı ise bir kısır döngü içinde
ihracattan elde ettiğinizi fazlasıyla ithalat yoluyla kaybedebilirsiniz.

            Bir
ara hatırlarım bazı siyasiler ve bazı sivri akıllılar plan da neymiş, bize plan
değil; pilav lazım deme yanlışına düşmüşlerdi. Biz Devlet Planlama Teşkilatı’nı
Ankara’da kapatmakla kalmadık, ama o tarihlerden bugüne huzur içinde pilav da
yiyemedik. Planlama ve proje yapma konularındaki zaaflarımızın acı sonuçlarını
yaşıyoruz. 1980 sonrası bir ölçüde hakim ekonomilere küreselleştirme ve piyasa
şartlarından menfaat bekleyen aşırı liberallere içerde ve dışarda fırsat
verdik. Bu onların işine de geliyordu. Türkiye ne olmalı, ne de ölmeliydi.
Dahası inatla faiz indirimleriyle uğraşırken kronik bir hastalık olan
enflasyonla mücadeleyi sürdürmek yerine büyüme rakamlarına fazla takıldık.
İnşaat sektörünün cazibesine kapıldık. Tarım alanlarını perişan ettik. Maşallah
neredeyse ithal etmediğimiz tarım ürünü kalmadı. İmtiyazlı yerli sermayeye ve
müteahhitlere kamu kaynaklarını haksız yere transfer ettik. Sadakati liyakatin
önüne geçirdik. Ekonomik konularda çözümü ilahiyatçılarda aradık. Enflasyonu
inanılmaz rakamlarla gizlemeye çalıştık. Türk Lirasını tasarruf aracı olmaktan
çıkardık. Kuruluşların bağımsızlığını çok çirkin örneklerle zedeledik ve
kaldırdık. Şimdi yapılan yanlışları ve yanlış tercihleri yok sayarak
sorunlardan şikâyetçi olmaya çalışıyoruz. Hiç olmazsa geçmişten ders alarak
gelecekte aynı yanlışları yapmayalım. Ekonomik güç bir ülkenin varlığını
koruyan önemli bir caydırıcı silahtır. İHA ve SİHA’ların örneklerini
çoğaltalım. Sanayi kuruluşlarımıza, bankalarımıza sahip çıkalım. Yabancıların
eline geçmemiş kuruluşlarımız parmakla sayılır hale geldi.

Önceki İçerikİstatistik Yalanlar
Sonraki İçerikTürk Romanında Zorunlu Göç Olgusunda “Vatan Sevgisi”
Avatar photo
1944 İstanbul doğumludur. Orta Öğrenimini Maarif Kolejinde, yüksek öğrenimini İktisadî ve İdari Bilimler Yüksek Okul'unda tamamlamıştır. 1967'de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne asistan olarak girmiştir. Ord. Prof. Dr. Z.F. Fındıkoğlu'na asistanlık yapmıştır. 1972'de "Bölgelerarası Dengesizlik" teziyle doktor, 1977'de "Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri" teziyle doçent, 1988'de de profesör olmuştur. 1976 Haziranında yurt dışına araştırma ve inceleme için giden Erkal 6 ay Londra ve Oxford'ta inceleme ve araştırmalar yapmış, Doçentlik hazırlıklarını ikmal etmiştir. 1977 yılında hazırladığı "Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri" isimli Eğitim Sosyolojisi ve Eğitim Ekonomisi ağırlıklı tezle Doçent olmuştur. 1988'de Paris'de, 1989'da Yugoslavya Bled'de yapılan milletlerarası UNESCO toplantılarında ülkemizi birer tebliğle temsil etmiştir. 1992 Yılında Hollanda'da yapılan Avrupa Konseyi'nin "Avrupa'da Etnik ve Cemaat İlişkileri" konulu toplantısına tebliğle katılmıştır. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi dışında dönem dönem Harp Akademilerinde, Gazi Üniversitesi'nde, Karadeniz Teknik (İktisadi ve İdari Bilimler Yüksek Okulu) ve Marmara Üniversitelerinde de derslere girmiştir ve konferansçı olarak bulunmuştur. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü ve İktisat Sosyolojisi Anabilim Dalı Başkanı, Metodoloji ve Sosyoloji Araştırmaları Merkezi Müdürü, İstanbul Üniversitesi Senato Üyesi, Aydınlar Ocağı Genel Başkanı ve İstanbul Türk Ocağı üyesi olan Prof. Dr. Erkal'ın yayımlanmış ve bir çok baskı yapmış 15 kitabı ve 700 civarında makalesi vardır. Halen Yeniçağ Gazetesi'nde Pazar günleri makaleleri yayımlanmaktadır. Prof. Dr. Erkal evli ve üç çocukludur. Dikkat Çeken Bazı Kitapları : Sosyoloji (Toplumbilimi) (İlaveli 14. Baskı), İst. 2009 Orta Teknik Eğitim-Sanayi İlişkileri, İst. 1978 Bölgelerarası Dengesizlik ve Doğu Kalkınması,(2. Baskı), İst. 1978 Sosyal Meselelerimiz ve Sosyal Değişme, Ankara 1984 Bölge Açısından Az Gelişmişlik, İst. 1990 Etnik Tuzak, (5. Baskı), İst. 1997 Sosyolojik Açıdan Spor, (3. Baskı), İst. 1998 İktisadi Kalkınmanın Kültür Temelleri, (5. Baskı), İst. 2000 Türk Kültüründe Hoşgörü, İst. 2000 Merkez Binanın Penceresinden, İst. 2003 Küreselleşme, Etniklik, Çokkültürlülük, İst. 2005 Türkiye'de Yolsuzluğun Sosyo-Ekonomik Nedenleri, Etkileri ve Çözüm Önerileri (Ortak Eser), İst. 2001 Ansiklopedik Sosyoloji Sözlüğü (Ortak Eser), İst. 1997 Economy and Society, An Introduction, İst. 1997 Yol Ayrımındaki Ülke, İst. 2007 Yükseköğretim Kurumlarının Bölgelerarası Gelişme Farklılıkları Açısından Önemi ve İşlevleri, İTO, İst. 1998 (Ortak Araştırma)