Halkın ve Hükümetin Baş Ağrısı-2

48

 

Sorunlu Eğitim Sorunlu Model!

4+4+4 modeli de sorunlu bir model olarak karşımızda duruyor. Üstünde iyi çalışılmamış bir model olduğu her halinden belli. Bu modelin arkasında ne halkın talebi ne de bilimsellik var. Bütün dünyanın benimsediği ve gelişmiş ülkelerde %99’lar civarında zorunlu olan okul öncesi eğitim, işin temelini teşkil etmesine rağmen bu sistemde göz ardı edildi.

Eğitim sistemiyle Milli hafıza bütünleşmesi ihmal edildi. Eğitim konusundaki Milli hafızamız; iki yıl okul öncesi, beş yıl ilkokul, üç yıl ortaokul, dört yıl lise, iki yıl yüksek okul ve dört yıl üniversiteye göre biçimlenmişti. Bu toplumsal kabulün sisteme sağladığı sinerjiyi kimse dikkate almadı ve halkın genel kabullerine ve beklentilerine ters düşüldü.

Eğitimin en önemli unsuru öğrenciyi merkeze alan bir sistem hala kurulamadı. Öğrencilerin yeteneğinin keşfedilmesi, yeteneğine göre yönlendirilmesi, okulun ve öğretmenlerin bu hususta imkân hazırlayıp yol göstermeleri sağlanamadı.

Ezberci eğitimden diğer adıyla ‘öğretme modelinden’ ‘öğrenme modeline’ geçilmek istendi ama dev cüsseli hantal yapı alışkanlıklarından ve ezbere dayalı öğretme modelinden kurtulamadı.

Projeli öğrenme uygulamaları kapsamında performans ödevleri geliştirildi. İlköğretim yedinci sınıfta eğitimini sürdüren ve üstelik parlak bir öğrenci olan torunum, performans ödevi için malzeme alacağını söyleyince ‘performans nedir’ dedim; “ben de bir bilebilsem” diye cevap verdi.

Bu da gösteriyor ki; Bakanlığın adının Milli Eğitim Bakanlığı olması dil konusunda Milli bir hassasiyet göstermesini ve öğrencinin kelimeleriyle iletişim kurmasını sağlamaya yetmiyor.

Poşulu Poturlu Pearsingli Eğitim!

Bakanlık öğrencilere serbest kıyafet uygulamasına geçti. Eğitimde en son denenecek bir şeydi ama yaptı hem de ne zaman ABD’nin bile bu işten çark ettiği bir zamanda…

Her Milletin tarihin derinliklerinden gelen davranışlar ve değerler manzumesi var. Türkler töreli bir Millet. Ordu Millet oluşu da oradan gelir. Ustanın, kalfanın ve çırağın ayrı ayrı giysileri olduğu, her sınıfın giysilerinden tanındığı hafıza kayıtlarımızda duruyor. Öğrencilerin serbest kıyafete geçişini kara önlükle dalga geçmeye vardırarak sevinçlerini tamtam dansı gösterisiyle süsleyenler oldu. Kara önlükler Milletin ayıbı değil imkânlarının göstergesiydi. Renklisi vardı da mı giymediler?

O kara önlük; yamalı, yırtık, sökük elbiseleri örtüyor ve elbise derdini ortadan kaldırıyordu. Kıyafet öğrencinin sembolüydü aynı zamanda o görünürlük öğrencinin tavır ve davranışlarının oto kontrolünü sağlıyordu.

Şimdi ne oldu? Merak edenler ailelere, öğretmenlere ve okul idarecilerine sorsunlar. Aileler markalı yaşam arzusunun çelişki ve çatışmasını yaşıyorlar. Çocuklar haftada iki üç kıyafet değiştirmek istiyorlar. İmkânı olmayan çocukların akranları arasında ruhları eziliyor.

Mesele bununla kalsa yine iyi; biz davranışları, içten dışa değil dıştan içe doğru şekillenen bir Milletiz, kibarcası şekilcilik ruhumuzda var. Akif bile “İslam’dan isim, Müslüman’dan resim kaldığından” şikâyet eder. Tanzimat’la başlayan Batılılaşma çabamız, şekil ve davranıştan öteye geçebildi mi?

Serbest kıyafete geçen öğrencilerin dışındaki serbestlik davranışlarına laubalilik, laçkalık olarak yansıdı. Okul içinde ve dışında gurup kültürünün etkisiyle gençlerin konuşma, şakalaşma, sigara ve hatta içkiye varan yılışık davranışları idarecileri, öğretmenleri ürkütüyor.

Çocuğun kişilik gelişiminde aile otoritesini ve etkisini popüler kültüre kaptırmıştı, öğretmenler sükûneti sağlamada sorun yaşıyordu, bu yeni uygulama gittikçe azalan ve sarsılan etkilerini sıfırladı.

Okul girişlerinde güvenlikçiler kontrolü kaybetti; hapçılara, uyuşturucu pazarlayıcılarına gün doğdu ve devamsızlıklar arttı. Güneydoğu’da ise iş daha başka boyutlara taşındı!

Gençliği küresel emperyal kültürün ve internetin olumsuz etkilerinden nasıl kurtaracağımızı düşünemezken; kıyafet serbestîsinin yol açtığı davranış bozukluğunun yaratacağı kalıcı tahribatı, serbest kıyafetin hangi getirisiyle karşılayacağız? ‘Aldığınız abdest, ürküttüğünüz kurbağaya değmez’ diye işte buna denir.(Devam edecek)