Hâbil Âdem Pelister’i Takdim – II

30

Parmağıma
değil işaret ettiğime bakın
’ diye bir söz var Türkçede. Tam da bu noktada Türkçe düşünmek ile aramızın pek iyi
olmadığını söylemek lâzım. Türk
düşünürler
yerine yabancı düşünürleri, onlardan da anlamakta zorlanmayacaklarımızı ve bizi
pohpohlayanları tercih millî hasletimiz sayılır. Düşünce şeklimizin sağlamasını yapma alışkanlığımız zaten yoktur hatta çoğunlukla imansızlık
telâkki edilir.

Sakarya Meydan Savaşı şehitlerimizden Hüseyin Avni Bey’e (Tirebolulu Alp Arslan) benzetirim Hâbil Âdem’i;
akibetleri hariç. Divân-ı Lügat’it-Türk
Türkçesiyle ilmî makale
yazabilen ve Türk
Yurdu
Dergisi’nde bunları yayınlatan bu Çepni Binbaşısı fikir hayatımızda da, harp tarihimizde de çok erken
kayıplarımızdandır. Hâbil Âdem ise
1950’lere kadar yaşadığı ve yazdığı halde ölü
muamelesi
görmüştür. Düşünce derinliğindeki tehlikelerden ötürü de
yazdıklarına da aynı muamele uygun görülmüştür. 

Levant
Türkmenleriyle

ilgili tezimizin Değerlendirme
kısmına hem Türk’ün İş Zihniyeti kitabıyla Doç. Kenan Göçer’i hem
de Anadolu’da Türkiye Yaşayacak mı, Yaşamayacak mı? kitabıyla Hâbil Âdem’i fikrî açıdan konuk etmeye
çalıştım. Meraklısı için Türk’ün karakteri ve zihin yapısıyla ilgili “Türk, henüz inkişaf etmemiş bir karakterdir
ki muhtelif kısımlara ayrılabilir ve muhtelif derecede sâfiyet, kudret ve çöküş
gösterir
” gibi ilginç tezlerini kafa sporu olarak aktarayım. Başkalarının
ağzındanmış gibi takdim ettiği bazı analizlerini ise memleketin gidişâtına kafa
yoranların mesaisine sunalım:

Türk,
meçhul bir yolun gümrah bir ordusudur. Daima gidecektir. Niçin?

Teşekkür
olunur ki bu niçin, felsefe niçinleri gibi sonsuzluğa kadar gidemez. Bu mesele
şöyle halledilebilir:

Türkler;
Moğol, Tatar, Hun, Finoa vs dünyanın her köşesini gezdiler, her yerini gördüler
fakat dünyanın hiçbir yerinden memnun olamadılar. Tekrar anavatanlarına
çekildiler. Yalnız belirli bir kıtada dolaşıyorlar. Bu da ‘Merkez
yaylası-İstanbul’ sahasıdır. İşte dünyanın bu bölgesindedir ki birçok Türk
orduları gezinmiş ve hala da geziniyorlar. Bütün dünyadan bu kıtanın tercih
edilmesi önemsiz değildir. Belki Türk ruhunun aradığı şey burada olmalıdır.
Fakat Türk burada yerleşemiyor. Birçok tarihî yönetimler değişiyor. Başkalarına
dönüşüyor. Bir yönetim esaslı varlık gösteremiyor.

Demek ki bir gaye arkasından koşmuyormuş… (sh. 119-120)

O öyle bir sosyalisttir ki dünyada her bir şeyi malum,
tanımış ve hiçbir şeyi beğenmemiş veya beğenememiş ve dalgın bir halde yaşamıştır.
Doğal olarak her istilâ ettiği yerde de yerleşmek usulünden nefret etmiştir. O
gitmek istiyor, fakat nereye?.. Bu yönü kendisi de bilmiyordu.
(sh. 119)

Ne diyordu Kenan Hoca, 2019 Nisanındaki
Türk’ün İş
Zihniyeti Konferansında:

Türkler,
her ne kadar kendilerinin yerleşik hayata geçtiklerine inansalar da psikolojik
olarak kendilerini hâlâ tarihî ve coğrafî büyük yürüyüş (savaş hali) içinde
hissediyorlar.

Onlara; yüksek sesle, yüksek güç mesafesinde olanlarca,
duyulduğu kabul edilinceye kadar, sürekli bir biçimde “Anadolu’ya yerleştik.
Buradan başkaca bir yere gitmiyoruz! İşimiz gücümüz burada, bütün
iş-teşliklerimiz artık burası!” denilmesi gerektiğini düşünüyorum.”

Derin derin
düşünenlere, evvel düşünmüşlere ve âhir düşüneceklere selâm olsun.