Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Dair Görüşler

40

Dünya
üzerinde anayasa hukukunun neredeyse bütün kavramlarının kısa aralıklarla
uygulandığı Türkiye’den başka bir ülke var mıdır bilmiyorum. Türkiye için bir
çeşit anayasa hukuku laboratuarı dersek abartmış olmayız. Ben hukuk fakültesine
başladığımda ülke parlamenter sistemle yönetiliyordu. 21 Ekim 2007 tarihindeki
referandumla birlikte gerçekleşen anayasa değişikliği ile resmen, 10 Ağustos
2014’te gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı seçimi ile de fiilen yarı başkanlık
sistemine geçtik. Yine 16 Nisan 2017’de gerçekleştirilen referandumla resmen ve
24 Haziran 2018’de gerçekleştirilen seçimlerle birlikte de fiilen Cumhurbaşkanlığı
Hükümet Sistemine geçmiş olduk. Burada bir hususa kısaca değinmek lazım;
Türkiye’deki mevcut sistem “Başkanlık Sistemi” olarak adlandırılamaz. Çünkü
başkanlık sisteminden bahsedebilmek için en başta kuvvetler ayrılığı ilkesinin
sert bir şekilde uygulanıyor olması lazım. Ancak Türkiye’de gerçek anlamda bir
kuvvetler ayrılığı ilkesinden bahsedilemeyeceğinden ve diğer başka sebeplerden
dolayı mevcut sistemi başkanlık sistemi olarak adlandıramayız. Bu konu
ilerleyen yazılarda detaylı anlatılacağı için şimdilik geçiyoruz.

            Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi hem
öncesinde hem sonrasında ciddi itirazlara uğradı. Referandum günü oylama devam
ederken YSK’nın aldığı “mühürsüz oylar da geçerlidir” kararı referandum
sonucunu direkt etkiledi. Referandum şaibe iddialarının gölgesinde sonuçlandı.
CHP ve HDP referandumun iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Aradan üç
(3) seneden fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen Anayasa Mahkemesi’nin hala
referandumun iptali için yapılan başvuru hakkında bir karar vermemiş olması
gerçekten ilginç! Öyle görünüyor ki siyasi hava Ak Parti’nin aleyhine döndüğü
anda Sayın Cumhurbaşkanı talimatı verecek ve Anayasa Mahkemesi de referandumu
iptal ederek hem “kısa yoldan” eski sisteme dönüşü sağlayacak hem de Ak Parti
referandum iptalini her zaman yaptığı gibi bir “mağduriyet” aracı olarak
kullanacak. Çünkü bütün ülkenin kaderini ilgilendiren konularda ülke genelinin
çıkarı değil tek bir grubun hatta kişinin çıkarı düşünülerek hareket ediliyor.
Daha da kötüsü ülke menfaati ile tek bir kişinin menfaatinin çatıştığı
durumlarda o tek kişinin menfaati doğrultusunda hareket edilmesine biz fena
halde alıştık!

 

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem

 

            Asıl konumuza dönelim. Cumhurbaşkanlığı
Hükümet Sistemi tartışmaları ve sisteme yönelik eleştiriler kapsamında son
zamanlarda “güçlendirilmiş parlamenter sistem” söylemleri özellikle muhalefet
tarafından çok fazla dile getiriliyor. İstisnasız olarak bütün muhalefet
partileri mevcut durumun “tek adam rejimine” ve dolayısıyla en nazik tabirle
otoriterliğe yol açtığını ve güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçilmesi
gerektiğini ifade ediyorlar. Bunu ifade ederken de parlamenter sistemin kendi içinde
ciddi problemler ve sakıncalar taşıdığını da açık veya zımni olarak kabul
ediyorlar.

            Türkiye’de siyaseti doğrudan veya
dolaylı olarak ilgilendiren konular tartışılırken, tartışma objektif kriterler
üzerinden değil tartışılan kişiler ile tartışan kişilerin pozisyonu üzerinden
devam eder. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi – (güçlendirilmiş) parlamenter
sistem tartışması da böyledir. Bu tartışmada iktidara mensup olanlar sistemin
nimetlerinden faydalanıyor oldukları için sistemin (aslında Türkiye’deki şey
bir sistem değil sistemsizliktir, bunu ileride açıklayacağız) olumsuz yönlerini
görmezden gelerek, sistem perdesi altında kendi menfaatlerini savunuyorlar.
Muhalefet ise tartışmaya aynı nimetlerden hali hazırda faydalanamıyor olmanın
getirdiği öfke ve faydalanmak istemenin verdiği iştahla yaklaşıyor. Dolayısıyla
hem iktidar hem de muhalefet konuya sadece kendi menfaat penceresinden
baktıkları için objektif bir tartışma zeminine girilemiyor. (Burada hiçbir
çıkar gözetmeden salt ülke menfaati için konuya dâhil olup görüş bildiren
herkesi tenzih ediyorum) Bu nedenle yarın iktidar ve muhalefetteki kişiler
rolleri değiştirdikleri zaman, bugün mevcut sistemi savunanların bu sisteme
sert bir şekilde muhalefet edeceklerini ve hatta “bu diktatörlüktür” gibi laflar
edeceklerini; bugün sisteme muhalif olanların ise iktidar nimetine kavuşmanın
bir sonucu olarak sistemi can-ı gönülden savunacaklarını göreceksiniz.

            Bir üst paragraftaki açıklamadan
sonra muhalefetin güçlendirilmiş parlamenter sistem konusundaki iki açmazına
değinmek lazım. Bu açmazlardan ilki yukarıda da değindiğimiz üzere, muhalefetin
parlamenter sistemin kendi içinde ciddi problemler ve sakıncalar olduğunu açık
veya zımni olarak kabulü, ikinci açmaz ise muhalefetin güçlendirilmiş
parlamenter sistemi önerirken, bu güçlendirmenin nasıl yapılacağına dair teknik
hiçbir öneri ileri sürmemesidir. Bu teknik öneri öne sürmeme hususu muhalefetin
aslında konuya gerçek anlamda vakıf olmadığını ortaya koymaktadır. Aşağıda
parlamenter sistemin güçlü ve zayıf yanları kısa kısa sayıldıktan sonra,
güçlendirilmiş parlamenter sistem hakkında yine kısaca bilgi aktarılacak,
Türkiye’deki mevcut sistemin (daha doğrusu sistemsizliğin) tam olarak ne olduğu
ve nasıl olması gerektiğine dair önerilere ise sonraki yazılarda değinilecektir.

 

Parlamenter Sistemin Güçlü ve Zayıf Yanları

 

            Makalemizin bu kısmı Türkiye’nin
önde gelen Anayasa hukukçularından Prof.Dr. Kemal Gözler’in “Anayasa Hukukuna
Giriş” (*) kitabından alıntılanıp aktarılmıştır. Daha geniş bilgi için
Gözler’in bahsi geçen kitabı ile yine Gözler’in Anayasa Hukukunun Genel Teorisi
kitaplarından yararlanabilirsiniz.

 

            Parlamenter sistemin güçlü yanlarını
şu şekilde sayabiliriz;

            Parlamenter sistemde tıkanıklıkların
çözüm yolu vardır. Yasama organı (meclis/parlamento) ile yürütme
(hükümet/kabine) arasında bir kriz çıkarsa bu kriz “güvensizlik oyu” “fesih”
gibi araçlarla çözülebilir.

            Parlamenter sistem esnektir. Hükümet
ile meclis arasındaki siyasal süreç donmuş değil bilakis sürekli gelişime
açıktır.

            Parlamenter sistem kutuplaşmaya yol
açmaz. Parlamenter sistemde seçimi kazanan partinin her şeyi kazandığı
söylenemez, çünkü görevde kalmaya devam edebilmesi için parlamentonun destek ve
güvenine ihtiyacı vardır.

            Parlamenter sistemde devlet
başkanının (cumhurbaşkanı, monarşilerde ise kral) ılımlaştırıcı ve uzlaştırıcı
etkisi vardır. Sorumsuz, tarafsız ve daha da önemlisi partiler üstü olan
Cumhurbaşkanı, çatışan taraflar arasında arabulucu veya hakem rolü üstlenir.

 

            Parlamenter sistemin zayıf yanları
ise şu şunlardır;

            Parlamenter sistem istikrarsız
hükümetlere yol açar. Nitekim 1961-1980 arası ve 1990 sonrası Türkiye’de kısa
ömürlü ve sürekli değişken hükümetler görülmüştür.

            Parlamenter sistem zayıf hükümetlere
yol açar. Bunun nedeni parlamenter sistemde çok sık rastlanan koalisyon
hükümetleridir. Koalisyon ortağı olan partiler aynı zamanda birbirleriyle hem
ortak hem de rakip oldukları için çoğu konuda uzlaşma ve hızlı karar verme
sıkıntısı yaşarlar.

            Parlamenter sistem düşük nitelikli
demokrasiye yol açar. Çünkü parlamenter sistemde halk sadece meclisi seçer.
Hükümeti ise meclis belirler, halkın kendisini yönetecek hükümeti doğrudan
belirleyebilmesi söz konusu değildir. Ayrıca hükümet halka değil meclise hesap
vermek durumundadır, bu da “hesap
verilebilirlik”
yönünden demokrasiyle bağdaşmaz. Son olarak “önceden bilinebilirlik” yönünden de
sorunludur. Oy veren seçmen oy verdiği temsilcisinin başbakan olarak kimi
destekleyeceğini, hangi partilerin koalisyon kuracağını önceden bilemez.

 

Parlamenter Sistemi “Güçlendiren” Argümanlar

 

            Parlamenter sistemin güçlü ve zayıf
yanlarına kısaca değindikten sonra güçlendirilmiş parlamenter sistemi tesis
edebilecek araçlara değinelim. Bu bölümde de yine Kemal Gözler Hoca’nın
yukarıda adı geçen eserinden alıntı yapacağız.

            Güçlendirilmiş parlamenter sistem
denilen sistemin anayasa hukukunda “Rasyonelleştirilmiş Parlamenter Sistem” (rationalized parliamentarism /
parlementarisme rationalisé)
olarak adlandırılır. Rasyonelleştirilmiş
parlamentarizm, sağlam bir parlamento çoğunluğuna dayanmayan hükümetlere güç ve
istikrar kazandırmaya yönelik hukuki araçların bütünü olarak tanımlanmaktadır.

            Rasyonelleşmiş parlamentarizmin
başlıca araçları şunlardır; Güvensizlik önergesi verme hakkının
sınırlandırılması, serinleme süreleri (cooling-off
period)
’nin öngörülmesi, güvensizlik oyunda üye tam sayısının salt
çoğunluğunun aranması, güven oylamalarında yalnızca güvensizlik oylarının
sayılması, yapıcı güvensizlik oyu, fesih tehdidi altında güvenoyu vb. gibi. Bu
araçlar hükümetin düşürülmesini zorlaştırır. Bunların bazılarını örnekleyelim.

 

            Yapıcı Güvensizlik Oyu (konstruktives Miβtrauensvotum /
constructive vote of no confidence / motion de censure constructive)
: 1949
Alman Anayasası’nın 67. maddesine göre meclisin Başbakanı güvensizlik oyuyla
düşürebilmesi için öncelikle üyelerin çoğunluğuyla yeni bir Başbakan seçmesi
gerekir. Yeni bir Başbakan seçmedikçe, mecliste hangi çoğunluk toplanmış olursa
olsun mevcut Başbakan (hükümet) düşürülemez.

 

            Fesih Tehdidi Altında Güvenoyu: 1949
Alman Anayasası’nın 68. maddesine göre Başbakan tarafından istenen güvenoyu
meclis tarafından reddedilirse Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanı meclisi
fesheder. Bu usulde hükümeti devirmek isteyen meclisin kendisi de
devrilecektir. Yani bu usulde, milletvekilleri kendi görevlerini (koltuklarını)
kaybetme riskini göze almadan, başbakanı düşüremeyeceklerdir.

 

            Giyotin (Engagament de la responsabilité du gouvernement sur l’adoption d’un
texte):
Giyotin veya “bir metnin kabulü hakkında hükümetin sorumluluğunun
ileri sürülmesi”, meclisin düşüremediği ama mecliste çoğunluğa da sahip olmayan
bir hükümetin kanun çıkarmasına imkân veren usuldür.

 

            Teşrii Zorunluluk Hali (Gezetsgebungsnotstand) 1949 Alman
Anayasası’nın 81. maddesine göre, düşürülemeyen bir hükümete kanun çıkarma imkânı
tanınmıştır. Meclis, Başbakana güvenoyu vermemiş ama onun yerine yeni bir
Başbakan seçerek mevcut Başbakanı da görevden almamışsa, Başbakan
Cumhurbaşkanına başvurarak ya 68. maddeye uygun olarak (bkz. Fesih tehdidi
altında güvenoyu) meclisin feshedilmesini ya da 81. maddeye göre teşrii
zorunluluk hali ilan etmesini isteyebilir. Bu halin ilan edilmesiyle meclisin
reddettiği kanun tasarıları kendiliğinden kabul edilmiş sayılır. Yine meclisin
dört (4) hafta içinde sonuçlandırmadığı kanun tasarıları da kendiliğinden kabul
edilmiş sayılır. Kısaca, meclis tarafından usulüne uygun düşürülmeyen Başbakan,
istediği kanunları çıkarmayan meclisi altı ay süreyle saf dışı bırakma ve
yasama yetkisini bu süre içinde kullanma yetkisine sahip olabilmektedir. Teşrii
zorunluluk hali, bir nevi olağanüstü hal ilan edilerek, hükümetin yasama
yetkilerini altı ay süreyle ele geçirmesi durumudur.

 

            Muhalefetin geçilmesinde ısrar
ettiği güçlendirilmiş parlamenter sistem yaklaşık olarak böyle bir şey.

 

 

(*)       GÖZLER, Kemal: Anayasa Hukukuna Giriş –
Genel Esaslar ve Türk Anayasa Hukuku, Ekin Yayınevi, 19. Baskı, Bursa, 2012.