Gazeteci-Yazar Mehmet Cemal Çiftçigüzeli Geçmişiyle / Geleceğiyle Türk Basın Hayatını ve Gazeteci – Yazarları Anlattı.

58

(İkinci Bölüm)

Oğuz Çetinoğlu: 30-40 sene öncesine kadar ‘matbuat’ olarak anılan basın sektörü; yasama, yürütme ve yargı’dan sonra ‘dördüncü güç’ idi. Günümüzde bu isimlendirme kullanılmıyor. Basın, güç kaybına mı uğradı, başka sebepler mi var? Güç kaybına uğradı ise sebepleri nelerdir?

Mehmet Cemal Çiftçigüzeli: Evet basın Türkiye’de güç kaybetti. Ancak gelişmiş ülkelerde daha da güçlendi. Artık yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen 4. kuvvet falan değil medya. Çünkü patronların çoğu artık meslekten değil. Ya zengin birisi hobi olarak gazetecilik yapıyor. Yahut müteşebbis, patron işlerini daha da yoluna koymak, sermayesini büyütmek için elindeki gazeteyle ya iltifat, ya yalan ikilemi içinde çalıştırarak, ihâlelere giriyor, bankalardan destek alıyor, hükümetle karşılıklı flört ediyor. Veya cemaatin gazetesi ise kendi mensuplarını kolluyor, çemberden ayırmıyor, canlı tutmaya çalışıyor. Bir siyâsî partinin yayın organı gibi neşriyat yapan gazeteler de maalesef öyle. Söz konusu parti tarafından teşkilatını motive etmek için gazete bedava dağıtılır. Patronların içinde inşaatçı, turizmci, ihale takipçisi, ithalatçı, borsacı, bankacılar da bulunabiliyor. Gazetecilik ve gazete, patronların lokomotifleri oluyor, katarlarını, vagonlarını taşımak için yaptıklarından dolayı da itibar etkileniyor. Buna maalesef tarikat, cemaat ve kanaat önderleri de bulaştı. Mesela radyosu, televizyonu, yayınevi, dergisi falan bulunan ve hiçbir şey üretmeyen bir cemaatin milyar dolarlık sermayesinin olduğunu, hemen hemen her sektörde de bulunduklarını söylediler. İnanmak istemedim. Bunların çoğunun da siyâsî irâde destiğinde oldukları, basın kartı mensubu bulundukları da iddia ediliyor. Böyle bir gelişme medyanın itibarını ister istemez etkiliyor, gerçek anlamda gazeteci ve gazete böyle alengirli işlerin içinde olmaz.

Çetinoğlu: Beşinci gücün ‘internet’ ve ‘sosyal medya’ olarak anılan mecra olduğu görüşüne katılıyor musunuz? Hangi sebeplerle?

Çiftçigüzeli: Hızlı bir teknoloji yaşadığımız günümüzde, internet, yapay zekâ ve sosyal medya bir güç mü? Kontrol edilmezse evet bir yeni güç olarak yönetimlerin, ülkelerin ve toplumun başında Demokles’in Kılıcı gibi hep asılı duracak. Bir yerde sessizlerin sesini duyuracak, bir başka yerde ise frankaştayn olacak. Bu açıdan dünyâ adâletle yönetilecek, liderleri bütün evreni kucaklayacak, güven verecek, toplum onlara inanacak. Tersi anarşizme çanak tutmaktır. İşte burada inançla ilim örtüştürülerek birlikte yol almaları gerekiyor. Güce karşı bir başka güç de bunun alternatifi değil, tam tersi tetikleyicisidir. Dolayısıyla yönetimlerin hukuku, insan haklarını, demokrasiyi kendi hayatlarında uyguladıkları gibi, toplumu böylesine bir muhabbetle kucaklamalıdırlar. Yönetimlerin ve yöneticilerin vicdanı gibi denedim, muhasebe, murakabe ve değerlendirme birimleri bulunmalıdır.

Çetinoğlu: Günümüzde bir gazetenin çok okunması, uzun ömürlü olması için hangi özelliklere sâhip olması gerekir?

Çiftçigüzeli: Gelişmekte olan ülkeler cehâletle mücâdeleyi öne çıkarmadıkça ve öncelemedikçe okuma oranı giderek azalır, okunacak gazete, kitap, dergi ve hattâ internet siteleri uzun ömürlü olmaz. Çünkü sadâkat ve biat kültürü böyle bir şeydir. Ağabeye veya ustaya yahut bir büyüğüne teslim olunur, O’nun her şeyi en iyi bildiği kabul edilir. Günümüzde böyle bir resim var. Üstelik bu

gelişme de dini, mistik ve mânevî bir temel üzerinden götürülüyor. Siyâsî irâdenin de gücü elinde bulundurması, sürekli iktidarda kalması veyahut kontrol edebilmesi için buna teşne oluyor. Böylesi bir gelişme yarınımıza, istikbâlimize ipotek koymak anlamındadır. ‘Oku’ emri bizim inancımızın temelidir, öznesidir, olmazsa olmazıdır. Tersi ise ‘okuma’ emridir. İnananlar için oku hatırlatması hep yaşayacak. Bu sorun bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin meselesidir. Siyâsî irâde isterse bunun üstesinden gelebilir. İstemezse bu problem tartışılır gider. Sâdece aydınlar üzülür, beyin göçü devam eder. Dolayısıyla gelişmekte olan ülkelerin yöneticileri birikim, donanım, tecrübe ve inanç yanında ufuk sâhibi de olmalılardır. Yarını bugünden görmeliler. İnsana yatırım yapmalılar. Teknolojiye bütçece ile her zaman sâhip olmak mümkün. Ancak insana değil.

Çetinoğlu: Günümüzdeki duruma göre sizce; basılı gazete mi tesirli, internet gazeteciliği mi?

Çiftçigüzeli: Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar gibi bir hatırlatma bu. Teknoloji çoğu şeyi esir alabiliyor. Gazetelerin hurufatı bir zamanlar elle dizilirdi, sonra entertipler gelip, mürettiphaneler kuruldu, ardından daktilolar gelişerek yazı makinalarına dönüştü, klişe yerine tipo oldu, ofset oldu, düz baskı târihe karıştı, siyah beyazın yerine çok renk hayatımıza girdi. Rotatifler küçüldü ama hız kazandı, yüzbinler basmaya başladı saatler içinde. Ulaşım ve iletişim de öyle. Gazete artık taşraya sıfır saniyede film ve görüntü geçebiliyor. Uçaklar her kente iniyor vs. Teknoloji gibi sosyal olaylar da hızla gelişiyor, bazı modeller size ulaşmadan yeni modelin tanıtımına geçiliyor.

Gazete de, yâni yazılı-basılı basın da elzem; internetteki sosyal medya da. Bütün bunlar okuma ile hayata geçiriliyor. Gazete de, internet de… Önce okumayı biçimlendireceğiz, ölçüp biçeceğiz. Sonrasında tercih yapacağız. Gazeteye daha kolay sâhip olunabilir, saklanabilir, ancak internet için biraz teknoloji bilmek gerekiyor. Toplumda etkisi ise birbirinden farklı değil. Bâzen internette bir gazete kupürü ile tezimizi aktarmaya çalışırken inandırıcılık farkı yaşanabiliyor. Her ikisi de gelişmiş toplumların olmazsa olmazıdır. Sanırım benim yaş grubumda olanlar ‘gazete’ diyecektir. Bu ara televizyonlarda yazılı haber tekniği ile alt yazı da geçilebiliyor, teleks haberciliği de yapılıyor. TRT Haber Merkezinde kuruluşunda yöneticisi olduğum (1990) Telegün-Teleteks Haberciliğinde istediğin habere anında ulaşabiliyorsunuz. Akıllı Telefonlar ise o güne kadar ki haberciliği, gazeteciliği, yayıncılığı sil baştan dizayn etti ve bugüne geldik.

Çetinoğlu: Gazetecilik mesleğinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Çiftçigüzeli: Gazetecilik mesleği hep olacak, hep yaşayacak, hep kamuoyunun oluşmasına yardımcı olacak. Hususan gazetecilik gelişmiş ülkelerin vaz geçilmezidir. Bazı yönetimlerin de korkulu rüyasıdır özgür gazetecilik. Mesela Türkiye’de son olarak Karaman ve Erzurum’daki küçük çocuklara taciz olayını gazeteciler ortaya koydu. Amerika’da yıllar öncesinin Nixon, İngiltere’de Watargate skandallarını gazeteciler gün yüzüne çıkardı vs. Bütün dünyâda resmi açıklamaların yapılması gazeteciler tarafından, basın müşavirliği aracılığıyla oluyor. Diktatörlüklerde ise yandaş gazetecilik vardır, ama vardır netice olarak.

Öte yandan gazetecilik mesleği sahalarına göre kurumlaşıyor. Spor gazeteciliği bütün dünyâda en fazla geçerli olan saha. Türkiye’de de öyle. Magazin gazeteciliği de daha fazla alaka görüyor. Daha da ilgi büyüyecek gibi görünüyor. Politika muhabirleri-yazarları ekonomi gibi homojen yapılarını ve yerlerini koruyorlar. Kültür, sanat, sinema gazeteciliği zayıflıyor. Uzman gazetecilik itibar çıtasını muhafaza ediyor, hangi saha olursa olsun yerini koruyor.

İletişim Fakültelerinin sayısının artması da bunun bir göstergesi olabilir. Peki mezunları iş bulabiliyor mu? Bu genç veya yeni gazetecinin maharetine, üretimine, vitrinine bağlı artık.

Çetinoğlu: Aynı değerlendirmeyi gazeteler için de lütfeder misiniz?

Çiftçigüzeli: Gazeteleri değerlendirmek derken ulusal medyamızı mı kastediyorsunuz? O zaman şöyle derim; iktidar yanlısı gazeteler, mevcut hükümetler devam ettikçe konumlarını korurlar. Bir zamanlar Demokrat Parti’nin Tasvir, Kudret, Millet, Köylü vs gazeteleri vardı bugün yok veya naylon tâbir edilen ilan gazetesi durumunda. Adalet Partisi’nin Adalet, Havadis, Son Havadis; CHP’nin Ulus, Tanin, Akis, Kim, 7 Gün adında gazete ve dergileri vardı. Bugün piyasa görünmüyorlar. Bazı gazeteler vardır ki tuttuğu parti veya cemaat mensupları onu yaşatmayı bir görev olarak kabul ettiğinden ayaktalar. Yeni Asya ve Millî Gazete buna örnek olabilir. Bugün için balayı yaşan iktidar gazetelerinin günümüzde sayısı epeyi kabarık. MHP yanlısı TürkGün yayın hayatını devam ettiriyor. Muhalefeti destekleyenler ise İyi Parti-Yeniçağ, Gelecek Partisi-Karar, Cumhuriyet, Sözcü, Korkusuz-CHP, Saadet Partisi-Millî Gazete diye tasnif edilebilir. Gazeteler sanki illâ bir siyâsî kuruluşun yanında olmak gibi bir fotoğraf veriyor. Belki tarafsız yayın yapabilseler etki alanları daha da genişleyebilecek.

Çetinoğlu: Yakın geçmiş dönemin gazeteci yazarlarından: (Alfabetik sıra ile) Abdi İpekçi, Ahmet Emin Yalman, Ali Naci Karacan, Bedîi Fâik, Celal Nuri İleri, Fâlih Rıfkı Atay, Halil Lütfi Dördüncü, Hüseyin Câhit Yalçın, Metin Toker, Nâdir Nâdi, Refi Cevad Ulunay, Refik Hâlid Karay, Selim Râgıp Emeç, Târık Buğra, Velid Ebüzziya, Yunus Nâdi… hatırlanıyor. Size göre günümüz gazetecilerinden, 40-50 yıl sonra hatırlanacak olan kimler var?

Çiftçigüzeli: Hatırlattığınız ünlü, maruf gazetecilerimizin yerleri hâlâ boş duruyor. Doldurulamadı. Hükümetleri ve toplumu sarsan Ahmet Emin Yalman yok. Her görüşe açık Şehit Abdi İpekçi de öyle. Ailece gazetecilik yapan Karacanlar târih oldu. Sâdece Bedii Faik için gazete alanlar da yok oldu. Celal Nuri İleri gibi solcular da artık görünmüyor ortalıkta. Metin Toker gibi damatlar da. Çanakkale ve İstiklal Savaşına katılan Falih Rıfkı Atay ismi yetiyordu yeni nesile. Zengindi ve çok cimri idi ama kurumları ile Halil Lütfi Dördüncü hâlâ var. Hüseyin Cahit Yalçın sürgünlere bile meydan okudu. Mustafa Kemal’in yakını Yunus Nadi ve devamında Nadir Nadi bir dönemin târihleriydi. Ref’i Cevat Ulunay kıraathane sohbetleriyle aramızda. Gazeteci Selim Ragıp Emeç gazeteciliği yine şehit oğluyla devam ettirdi. Velit Ebuziya ailesi devamıyla yakın târihti. Sürgündeki bir başka isim Refik Hâlid Karay’ın Memleket Hikâyeleri yeni baskılarını yapıyor. Küçük Ağa kitabını bastırmak için kapı kapı dolaşan Tarık Buğra’nın bugünkü özdeşlerinin bir eli yağda, bir eli balda. Üstelik Ankara’da plaket de alıyorlar.

Hangi Lider Kimin Eserini Okuyor?

Böylesi isimler esasında bir hayli fazla. Bunlar hak ediyorlar yıllar sonra hatırlanmayı. Târık Buğra ile Tercüman’da birlikte çalıştık. Büyük bir gözlemci ve aşırı duygusal idi. Bütün lüksü de bir çilingir sofrasında tüttürdüğü cigarısıydı. Edebali’nin Osman Gazi’ye ‘Ey Oğul’ diye yazdığı mektubun müellifi idi Tarık Buğra.

Yazar; liderleri etkileyecek, yönetimlerin dikkatini çekecek. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün söz konusu devrin savaşları, yorgunluğu ve imkânsızlığıyla yerli-yabancı 5 bini aşkın eser okuduğu biliniyor. Üstelik bunlar içinde de Fransız Jean Jacques Rousseau da var, Tevfik Fikret, Nâmık Kemal ve Ziya Gökalp de var. Diğerlerini saymıyorum bile. Bugün ülkemizde liderleri etkileyecek kaç yazar var acaba, liderlerin kitabını okuduğu bir müellifimiz var mı? Yoksa hepimiz mi okuma özürlüyüz? Bir nokta da buraya koyuyorum.

Günümüze dönelim hangi gazetecimiz 50 yıl sonra anılacak? Istırabı, acısı, birikimi, donanımı, ufku, şefkati, merhameti, aykırılığı, hoşgörüsü olanlar elbette hatırlanacak. Abdi İpekçi, Tarık Buğra anılmaya devam edecek. Belki bunlara birkaç isim daha eklenebilir yaşadığım ve gördüğüm kadarıyla; Ahmet Kabaklı, Mehmet Şevket Eygi, Çetin Altan, İlhan Selçuk. Buraya nokta koyuyorum.

Sonrasında eleştirilerek anılacak bir başka varlıklı isim de Sebil Gazetesi sâhibi ve başyazarı Kadir Mısıroğlu. Bir de bunun karşıtı kitaplarıyla dikkat çeken yazar-gazeteci Yılmaz Özdil. Bir zamanlar okuyucunun büyük alaka gösterdiği Emin Çölaşan da bazı suiistimallerin üzerine giden yazılar kaleme alırdı. Bunu artık İsmail Saymaz yapıyor. Daha önce de Soner Yalçın. Yarım asır sonra dünyânın düzeni böyle devam ederse anılır mı, yoksa unutulurlar mı bilemiyorum. Ancak 50 yıl sonra Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Taha Akyol’un anılacağına inanıyorum.

Çetinoğlu: Eskiden gazetecilikten yetişenler gazete patronu oluyordu. Günümüzde gazete patronluğu, iş adamlarının holdinglerin tekelinde. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çiftçigüzeli: Günümüzde gazete sâhipleri holding patronları mı? Çoğu yerde öyle maalesef. Çünkü hükümet ile araları çok iyi. İktidarın desteği ile ihâlelere giriyor, bankalardan düşük faizle kredi alabiliyor, şirketlerini büyüterek kamu arazilerine sâhip olabiliyorlar. Buna karşılık girdikleri zahmet, sâhibi oldukları medya ile hükümetin her yaptığı tasarrufa ‘evet’ demek. Böylesi fotoğrafları her hükümet zamanında görmek mümkün. Yâni her iktidar kendi zenginini ortaya çıkarıyor. Ancak bunu medya aracılığıyla yapmak şık değil, âdil değil. Eğer bu faydalı bir gelişme olsaydı zaman zaman manşetlerini bile Stalin’in hatırlattığı Pravda ve İzvestiya’ya sâhip Sovyetler Birliği dağılmazdı. Medyayı gazeteciler ve gazeteciliğe imkân tanıyan patronlar yönetmeli, akçeli işlere bulaşmamalıdır.

Çetinoğlu: Sorularla sınırlı kaldığınız için veremediğiniz bir mesajınız var ise, söz sizin Efendim, buyurunuz!

Çiftçigüzeli: Her şehirde bir gazetecilik meslek kuruluşumuz var. Ağırlık İstanbul ve Ankara ile İzmir’de. Yönetimlerle de çok iyi dirsek temasında bulunurlardı. Hatta bir tanesi Kaş’ta kamu arazilerini alarak üyelerine promosyon olarak vermişti. Bir başkası târihî binaları kendilerine tahsis ederek faaliyet gösteriyor. Bayram gazeteleri, bağışlar ve üye aidatları dolayısıyla bütçeleri kabarıktı. Genç gazeteciler yakalarına gazeteciler cemiyetinin rozetini taktıklarında gururla dolaşıyorlardı. Bu fotoğrafın hep böyle devam edeceği düşünülüyordu ki mesleğimiz sıkıntıya düştü. Gelişme alaylı-mektepli tartışmasının çok ilerisine gitmişti. Sonra daha önceki bu imkân ve fırsatlar çok geride kaldı. 212 Sayılı Basın Kanunu’yla fikir emekçilerini rahatlatan Bülent Ecevit gibi bir gazeteci de bulunmuyor günümüzde. Meslek grubuna üye olmayanlar da gazetecilik yapabiliyor. Baro gibi bir gazetecilik kuruluşu olsaydı telâfi edilir miydi? Hiç sanmıyorum. Sabah Gazetesi yönetimin bayram günleri de gazete yayınlamasının ardından cemiyetin Bayram Gazetesi gelirleri kayboldu. Sıkıntı yaşandı. Meslek kuruluşları mevcudu bile idâre etmekte zorlandı. Sendika zayıfladı, toplu sözleşmeler târih oldu. Başta dispanser, sosyal tesisler devre dışı kaldı. Onca meslektaşımızın tutuklanmaları kınanmakla kalındı. Emekli sayısı da arttı…

Çetinoğlu: Bugüne doğru gelirsek…

Çiftçigüzeli: Neredeyse her üniversitemizde de bir iletişim fakültesi açıldı. Bir dönem bendeniz de İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde metin çözümlemeleri dersi verdim. Öğrencilerimden hiçbiri gazeteci olacağını söylemedi ve mezun olmak için geldiklerini anlattılar. Üzüldüm. Ders programlarına, müfredata bakıyorum elbette yabancı dil önde. İletişim tasarımı ve kuramsalı, kamusal konuşma, örgütsel iletişim, sosyal psikoloji, hukuk, iktisat, siyâsî târih, araştırma gazeteciliği, haber editörlüğü, halkla ilişkiler, tanıtım, basın yayın, metin çözümlemeleri vs hepsi iyi de mekteplerden artık gazeteci yetişmiyor. Yetişen de değerlendirilmiyor. Staj için medya kuruluşları yasal görevlerini yerine getirmediği için stajyerlere soğuk bakıyorlar. Ancak torpilli olanlar devrede oluyor. Benim çalıştığım zamanda TRT’de de öyleydi. Adamını bulan staj yapabiliyordu. Oysa daha önceleri yurtdışı imkânları bile vardı. Sosyal güvencesi olmadan medyada çalışan onca genç kendini şanslı sayıyor. Medya sektörü ve çalışanları öylesine bir garip uygulama içinde. Gemisini kurtaran kaptan oluyor mantığı hâkim. Sorun iyi yönetim, ortak akıl meselesi.

Çetinoğlu: Bundan nasıl bir sonuç çıkarılmalı?

Çiftçigüzeli: Sonuç ülkeler iyi yönetildiğinde, idareciler problemler karşısında sağlıklı değerlendirmeler yaptığında, çalıştayların neticesi uygulandığında kısmî bir rahatlama olur. Meselâ, bu kadar İletişim Fakültesi gerekli mi? Bu müfredatla nereye kadar? Gelişmiş ülkelerdeki uygulamalar nasıl, bizde nasıl? Meslek kuruluşlarımızın da bunda sorumluluk alması gerekiyor.

Sonuçta son bir hatırlatmam da şöyle olsun. Sağcı diye bilinen devlet adamları ve bürokratlar en fazla kendi çizgisindeki gazetecilerden çekiniyorlar. Öyle ki bir müddet önce iyi arkadaş olanlar daha sonra ciddî bir konuyu kendi aralarında pek görüşemiyorlar, görüşmüyorlar. Çünkü bu insanlar hep kendilerinin önemli olduğunu, hiç hatâ yapmayacaklarını, eksikliklerinin bulunmadığına inanarak o makama gelince değişik bir psikoloji içine giriyorlar. Bir de hep iltifatlara alışmışlar, eleştiriye veyahut tasarruflarını bir başkasının değerlendirmesine tahammülleri yoktur. Yorumlanacak ise hep artılarını öne çıkaracaksın, eksilerini görmeyeceksin. Hemen hemen hepsi böyledir. Yarım asırlık meslek hayatımda milliyetçi-muhafazakâr bilinen devlet adamlarından onca hatırlamama ve ısrarıma rağmen sâdece her türlü yorum ve analize açık röportajı Sanayi Eski Bakanlarımızdan rahmetli Mehmet Turgut ile İş Bankası Yönetim Kurulu üyesi iken yapmıştım. Yayınlandı. Çünkü alnı açık, yüzü pak idi. Diğerlerine gelince inşaallah ile maşallahla geçiştirip durdular. Bu hâlâ da böyledir. Çünkü onlar kendi çizgilerindeki arkadaşlarını çantada keklik görüyorlardı. Dolayısıyla milliyetçi, muhafazakâr, sağcı, İslamcı adına ne derseniz deyin öyle evrensel boyutta dünyâda ve ülkemizde ses getiren bir gazetemiz ve gazetecimiz maalesef günümüzde sayılamayacak, hatta yok denecek kadar azdır. Onlar da ya işsiz, ya az satan bir medya mensubu yahut kendi internet sitesinde görüşlerini yansıtmaya, gazetecilik yapmaya çalışıyor. Diğerlerinin ise bir ele yağdadır, ötekisi balda.

Çetinoğlu: Bu kadar mı ümitsizsiniz?

Çiftçigüzeli: Siyahlar olmazsa beyazın kıymeti anlaşılmıyor. İnancımızda ümitsizliğe yer yoktur. Her şeye rağmen ben ümitliyim; kollarını her kesime açmış, şeffaf, çağı yakalamış, ufku olan, inanç sâhibi, itibarlı değerli devlet adamları ve bürokratlarımız ile; kendi öz kaynaklarıyla sektöre giren iyi gazete, görevini ve mesleğini namusu gören örnek gazetecilik konusunda internet nesli, akıllı telefon ve yapay zekâ kuşağından umutluyum. Biraz zaman gerekecek eğer kıyâmet kopmazsa… Acı, ayaklara taş değince fark ediliyor bâzen.

MEHMET CEMAL ÇİFTÇİGÜZELİ (Kilis-1945) İlk ve orta mektebi Kilis’te okudu. İstanbul Vefa Lisesini bitirdi. İstanbul İktisâdî ve Ticârî İlimler Akademisi Basm-Yayın ve Halkla İlişkiler Radyo-Televizyonculuk bölümünden mezun oldu. TC Devlet Lisan Okulu ve Tunus Habip Burgiba Yabancı Diller Enstitüsünden sertifika aldı. Yazarlığa orta mektep talebesi iken Kilis Huduteli Gazetesi’nde başladı, Pırıltı sâhifesini yönetti. İstanbul Babıali’de Sabah’ta profesyonel gazeteci olarak Cağaloğlu’na adım attı. Tercüman,Türkiye, Millî Gazete, Bugün, Özgür, Sebil, Millî Gençlik ve Ittihad gazete ve dergilerinde çalıştı; muhabir, musahhih, sâhife sekreteri, yazı işleri müdürü, köşe ve röportaj yazarı olarak görev yaptı. 32 yıl TRT Ankara Haber Merkezinin değişik birimlerinde ve Kahire temsilciliğinde hizmet verdi. TRT Türkiye’nin Sesi Radyosunda

haber müdürü oldu, ülkemizde ilk defa TRT Telegün Tele-teks haberciliğini başlattı. Ankara’da Türkiye Yazarlar Birliğini 14 arkadaşı ile birlikte kurdu, yıllarca yönetiminde görev aldı. Türkiye Kültür ve Sanat Yıllığı yayın heyetinde bulundu. Mehmet Âkif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı kurucusu ve mütevelli heyeti başkanı oldu. Yurt içinde ve dışında çok sayıda millî ve milletlerarası program gerçekleştirdi. Amerika, Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarındaki altmışı aşkın ülkede konferanslar verdi, milletlerarası kongrelerde Türkiye’yi temsil etti, sempozyumlara katılarak tebliğler sundu. İstanbul Ticâret Üniversitesi İletişim Fakültesinde ‘metin çözümlemeleri’ dersi verdi. Yazıları İngilizce, Rusça, Arapça, Urduca ile Kırım, Kazan, Kazak, Özbek ve Kırgız Türkçelerine tercüme edildi. Yayınlanmış 23 eseri bulunuyor. 2018 yılında Tut Elimi Killize, Hemşinli Tevfik Abi, ikişer cilt halinde Millî Türk Talebe Birliği Târihi ile TBMM’nde Mehmet Âkif Ersoy ve İstiklal Marşı adlı çalışmaları yayınlanıyor. İstanbul Şerifali’de oturan Yazar Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, Süleyman Demirel Üniversitesi Türk Süsleme Sanatları hocası ressam, minyatür ustası müzehhibe Serhan Çiftçigüzeli ile evli, Furkan ve Burkan’ın babası, Can ve Nil’in de dedesidir.

(BİTTİ)

DERKENAR

HÜSEYİN CÂHİT YALÇIN

Hüseyin Câhit Yalçın, çevresiyle ve devlet yöneticileriyle barışık bir insan değildi. Fakat zekâ yüklü müthiş bir polemik ve edebî kavga adamıydı.

İstiklâl Mahkemesi’nde idam talebi ile yargılanırken hâkim sorar: -Tanin Gazetesi’ni çıkarırken ne kadar sermâye koydunuz? – Üç bin lira. – Nereden buldunuz? – Borç aldım. -Kimden? – Sizden bile isteseydim verirdiniz!

İstiklâl Mahkemesi kürsüsündeki çatık kaşlıları böyle yumuşatmıştı. Fakat o virtüöz polemikçi olarak asla yumuşamamıştı. İdâmını talep eden savcıya:

– Böyle bir mahkemede idâma mahkûm olmayı, savcı ve hâkim olmaya tercih ederim! Diyerek, Azrail’in tüylerini diken-diken edecek kadar cesâretli ve tok sözlüydü.

Yalnızca güçlü bir kalem ve keskin kelâm sâhibi yazar değildi. Tükenmek bilmez bir enerjisi, sonsuza uzanan çalışma azmi vardı. Çabuk, hızlı ve çok yazardı. Yazdıklarını, yayından önce ve sonra asla okumazdı. En titiz okuyucu bile yazılarında hatâ bulamazdı. Çok da azimli idi. Malta’da sürgünde iken İngilizce ve Fransızca öğrendi.

Ömrü; kavgalar, sürgünler, mahkemeler ve hapishâneler arasında geçti. Paraya, değersiz bir pul gibi bakardı. Ömrünün son dönemlerini; bakkal, kasap ve manav borçlarını kapatabilme mücâdelesi içerisinde tamamladı.

(Oğuz Çetinoğlu: Kronolojik Târih ve Kültür Ansiklopedisi, C: 4, s: 2882. Bilgeoğuz Yayınları, İstanbul 2008)

Önceki İçerikCumhuriyet’e Doğru
Sonraki İçerikFilistin
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.