“Fitne Katilden Eşedd”

27

              Yazık ki, ülkede fitne denen mikroplar uyandı,

               Asudelik pek de yakışan Türkiye’m, içten yandı.

 

               Dış devletler, aradıkları asıl fırsatı buldu,

               Yıllardır, içinde kıvrandıkları aczden kurtuldu.

 

               Düşmana bekledikleri kozu, asıl şimdi kendimiz verdik,

               Kahroldu vatansever: Dikkat çektiğimiz işte buydu derdik.

 

               Fitne, aldı başını gidiyor, yok mu bir dur diyen?

               Yoksa, kalırız hasret, bu güzel yurda ebediyen.

 

               Kandırılmış, küçük büyük vatandaşlarımız olan kitleler,              

               Nerde kaldı, bunlara engel olacak sürmeli yiğit eller?

 

               Bu ne suskunluk, gelirken Türkiye’nin altı üstüne?

               Beklediğiniz; yoksa, kalmasın mı hiç taş taş üstünde?

 

               Türkiye’nin dört bir bucağı, yanıyor alev alev!

               Kalmasın mı isteniyor, bacası tüten tek bir ev?

 

               Güçlü devlet, ne hallere düşüyor: “Ya sabır.” Diyerek!

               İç – dış odaklar, üfledikçe üflüyor narı, giderek!

 

               Zaafa veriliyor, güçlü devletin ağırbaşlı duruşu,

               Bu yüzden gafiller, artırdıkça artırıyor menhus vuruşu.

 

               Unutturduk haine, Arslancasına Türk Kükreyişi’ni,

               Verdik hayallerine, bölük pörçük olma bekleyişini.

 

               Yansın mı aziz vatan, dört bir yandan cayır cayır?

               Yok mu diyecek buna, bir Allahın kulu hayır?

 

               Ordu, değil mi dimdik ayakta vakurcasına?

               Bir şahlanmaya görsün, artık bakmaz arkasına.

 

               Ya Polis’in, var mı Asker’den geri kalan yeri?

               El ele vermeye görsün, Polis ile Askeri.

 

               Meydanı boş bulduk sananlar, yanar devletin narına

               Esameleri bile okunmaz olur, kalmaz yarına.

 

               Ne sanıyorlar bu şanlı milleti, bu büyük devleti?

               İnsanlıktan uzak, kalmamış olanlar cibilliyeti.

 

               Herkesin gözü onda, ne duruyor diye devlet?

               Bekliyor alsın diye, bu duruma bir vaziyet.

 

               İş halka düşerse  -Allah etmesin-  kopar kızılca Kıyamet!

               Mahşere benzer durum, olur sanki dehşetli büyük alamet.

 

               Taviz ve ödün kadar olmaz, devlet için derin yara,

               Allah etmesin, sonuçta döner devlet, kanlı diyara.

 

               Kaplar ülkeyi anarşi, döner kırık dökük viraneye,

               Dolar acı, elem ve keder; ocağı sönmüş her haneye.

 

               Basiret odur ki, olacağı görmek olmalı evvelden,

               Yoksa, çöker manen millet, sarsılır devlet, hem de temelden.

 

               Devlet denince, durmalı akan sular o an, hemen,

               Kişi, sırasında olmalı devletine kölemen.

 

               Devlet yoksa eğer, yok olur millet anlayalım,

               Devlet kavramını kötüleyene, kanmayalım.

 

               Devlet; Milletiyle olur her daim payidar,

               Millet de, Devletiyle olur sahib – i vekar,

 

               Olamaz biri birisiz asla, her iki unsur,

               Aramasın birbirinde, her ikisi de kusur.

 

               Kenetlenirse Devlet – Millet, düşmana karşı el ele,

               Bir de baş başa verip, içten olursa gönül gönüle.

 

               O milletin, getiremez sırtını düşmanlar yere,

               Sürer o milletin varlığı, uzanır ta Mahşere.

 

               Milletin kahir ekseriyeti olsa da, hangi unsurdan,

               İstemiyor ne bir kargaşa, ne de mahrum olmak huzurdan.

 

               İçlerinden, bir avuç aydın denilen karanlık yüzler,

               Hiç yoktan, kardeşliği nasıl yıkarım diye dikizler.

 

               Biliyorum ki, tüm çabaları çıkacak boşa,

               Fakat neylersin, yaptıkları hiç gitmiyor hoşa.

 

               Meydanı boş bulduk sanıp, estiriyorlar terör,

               Kalmaz yanına, kimsenin yaptığı, bekle de gör.

 

               Rüzgar eken, gün gelir elbette biçer fırtına,

               Binen çabuk iner, başkasının huysuz atına.

 

               Bu asil millete, kimler çekmediler ki silah?

               Lakin, hepsinin de sonları oldu, ah ile vah.

 

Önceki İçerikSeçim Sistemleri ve Siyasi Partiler İsimli Kitabın Yazarı Avukat Zeki HACIİBİRAHİMOĞLU ile, Türkiye’deki seçimleri ve siyasî partileri konuştuk
Sonraki İçerikSedaş Ya da; Vehbi’nin Kerrakesi!
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.