Fikir Damlaları  (12)

176

-Kur’an’ın esas / temel maksatları ve asıl unsurları dörttür. Bunlar da TEVHİD / bir Allah’tan başka ilâh olmadığına inanma, RİSALET / nübüvvet, peygamberlik ve elçilik, HAŞİR / kıyamet sonrasında ölen insanların toplanması keyfiyeti ve UBUDİYET / kulluk; ve onunla beraber ADALET’tir. Sair / diğer mes’eleler ancak şu dört âlî / yüksek talep ve maksatlara birer vesile hükmündedir. Vesileleri fazla tafsîl / açıklama ile derinleştirmemek kaidedir. Ta ki, mâlâyâni / boş şeylerle uğraşırken bahis dağılıp, esas maksat zâyi olmasın.

     İşte bundan dolayıdır ki, Kur’an, bazı kevnî / yaratılış mes’elelerinde; bazen ibham / kapalı, belirsiz, bazen ihmal, bazen de icmal ediyor / özetliyor, konuyu kısa geçiyor.

    -Kelâmın / sözün mertebesindeki yükseklik, kuvvet, sözün; hüsün, cemal ve güzellik tabakalarının menba ve kaynakları dörttür.

     1- Mütekellim: Kim dedi?

     2- Muhatap: Kime dedi?

     3- Maksat: Ne için dedi?

     4- Makam: Hangi makamda söyledi?

     İşte bir sözün anlaşılabilmesi için, bütün bunların nazarı itibara alınması gerekir.

    -Dört şey için dünyayı kesben / çalışmamak şeklinde değil, kalben terk etmek lâzımdır.

     1. Dünyanın ömrü kısa olup, sür’atle zevale / yokluğa ve guruba / batmaya gidiyor. Zevalin / yokluğun elemiyle, visalin / kavuşmanın lezzeti zeval buluyor / yok oluyor.

     2. Dünya’nın lezzetleri zehirli bala benzer, lezzeti nisbetinde elemi de vardır.

     3. Seni intizar etmekte / beklemekte ve senin de sür’atle / hızla ona doğru gitmekte olduğun kabir; dünyanın ziynetli, lezzetli şeylerini hediye olarak kabul etmez. Çünkü, dünya ehlince güzel addedilen / sayılan şey, orada çirkindir.

     4. Düşmanlar ve sokucu, can yakıcı haşerat / küçük zararlı böcekler arasında bir saat durmakla, dost ve büyükler meclisinde senelerce durmak arasındaki fark; kabir ile dünya arasındaki aynı muvazene / aynı karşılaştırma gibidir. Bununla beraber, Cenab-ı Hak da bir saatlik lezzeti terk etmeye davet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat  edesin. Öyle ise, kayıtlı ve kelepçeli olarak sevk edilmezden evvel, Allah’ın davetine icabet et / uy ve katıl.

    -Şu esaslara dikkat lâzımdır:

     1. Allah’a abd / kul olana her şey musahhar / emrine âmâde. Olmayana her şey düşmandır.

     2. Her şey kader / İlahî program ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki, rahat edesin.

     3. Mülk Allah’ındır, sende emaneten duruyor. O emaneti ibka edip / devamlı kılıp, senin için muhafaza edecek; sende kalırsa, karşılıksız olarak zail / yok olup gidecek.

     4. Devamı olmayan bir şeyde lezzet yoktur. Sen zâil / geçicisin, dünya da zâildir. Halkın dünyası da zâildir. Kâinatın şu hazır şekli de zâildir. Bunlar saniye, dakika, saat ve gün gibi birbirini takiben zevale / yokluğa gidiyorlar.

     5. Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.

    -İnsan; nisyan / unutmak’dan alındığı için, nisyana / unutmaya müpteladır. Nisyanın en kötüsü de, nefsin unutulmasıdır. Fakat, hizmet, say’ / çalışma, tefekkür zamanlarında nefsin unutulması, yani nefse bir iş verilmemesi dalâlettir / çok yanlış bir tutumdur. Hizmetler görüldükten sonra, neticede, mükafat zamanlarında nefsin unutulması kemâl / güzel bir davranıştır. Bu itibarla, ehl-i dalâl / yanlış yolda olanlar ile ehl-i kemal / doğru yolda olanlar, nisyan / unutma ve tezekkür / hatırlamada birbirine zıt durumdadırlar. Evet dâl / yanlışta olan kimse, bir iş ve bir ibadet teklifinde başını havaya kaldırarak firavunlaşır, lâkin mükafatın, menfaatin tevziinde / dağıtılmasında; bir zerreyi bile terk etmez. Amma, nefsini unutan ehl-i kemal; say’ / çalışma, tefekkür, süluk / yolda oluş zamanlarında her şeyden evvel nefsini ileri sürer. Fakat neticelerde, faydalarda, menfaatlerde nefsini unutmakla en geri bırakır.

Önceki İçerikMahlûkatın Göz Bebeği
Sonraki İçerikTürkiye Uçuyor, Yolcular Uykuda
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.