Eleştiri

32

Edebiyat çevrelerinde son zamanlarda eleştiri konusu ele alınır oldu. Üzerinde pek az kafa yorduğumuz edebiyat türü olan eleştirinin bizim edebiyatımızdaki yerini anlama, değerlendirme açısından, bir bakıma eleştirinin eleştirisi sayılabilecek bir yeniden düşünme fırsatı doğdu.  

Öncelikle, edebi eleştiriyle tanıtımın birbirinden ayrıldığı gerçeğinin aslında aynı kapıya çıkan iki çalışma tarzı olduğunu kabul etmek gerek. Edebiyat sahasında kalem oynatan kimseler adı ister eleştiri olsun, ister tanıtım, çalışmaları üzerine yazılmış bir incelemeden, değerlendirmeden doğal olarak bir memnuniyet duyar. Fark edilmenin ayrıcalığıdır bu. Fakat bizde, Batı’daki anlamıyla bir edebi eleştiri mekanizması kurulamamıştır. Bunun başlıca sebebi, toplum olarak içinden geldiğimiz ahlak sisteminin hoşgörü, hüsnüzan, iyiye yorma, teşvik etme gibi temeli barışa, huzura dayanan bir anlayıştan gelmemizdir. Eleştiri, bir eseri ele alarak iyi, doğru, güzel veya yanlış taraflarını sıralamak, varsa eksikliklerine değinmek, çok özel antipatikliği olmadıkça bilhassa ele alınan metinlerdir ve bizde buna çoğu kimse oturup vakit ayırmayı düşünmez. Sonuçta eser bir roman, bir şiir bir tablo olsun, insanın ruhi zevkine hitap ettiğinden sanatseverlerin sayısınca ve beğenisince kendine yer bulur. Kimi zaman baş tacı edilir, kimi zaman gelir geçer. Mutlaka eleştirisi olmalıdır ısrarı, Batı tarzı üretimin kısır direnişinden başka bir şey değildir. Kısırdır, bizim ülkemizin, bizim kendimize has değerler sistemimizin dahilin de kısırdır. Kitap tanıtımları bu işi, yani satışa yönelik hareketlenmeyi zaten sağlamaktadır.

Eleştiri olmazsa ne olur? Eserin hakkı tam olarak ortaya çıkmamış olur belki. Fakat tam bir değerlendirmeye yönelik donanımlı kimseler genellikle asıl değerlendirmeyi zamana, zamanın ayırmasına bırakırlar. Bir nevi nadasa bırakma. Bundan sanat eseri denilen nesne ne kaybeder? Peki sanatçı addettiklerimiz, yazarlarımız, şairlerimiz, ressamlarımızın kaybı nedir? Veya bir kayıp söz konusu mudur? Bir kayıptan söz edilecekse bu ne tür bir kayıp olabilir? Daha çok eser, daha fazla mesai, daha fazla emek üzerine eleştirinin nasıl bir rol oynayacağı gerçekten dikkate şayan bir mevzudur. Bu tür konuları irdelemeğe durduğumda aklıma şair olarak Fuzulî gelir daima. Ne gösterişli ne de bir eli yağda bir eli balda hayatı olmuştur. Fakat kendi iç dünyasının genişliğinde kaybolmayı sevmiş, saray çevresinden beklediği takdirler gelmeyince yine kendi mısralarıyla ifadelendirmiş, tabir caizse kendi şiirini kendi nefesinden yakmıştır. Bunu yaparken de Türkçe’nin bütün kudretini kullanmış, icra edebildiği müddetçe de muhakkak ki sanatından haz duymuştur.

Bizde eleştiriye soğuk bakılmasının bir sebebi de eleştiri kelimesinin Türkçe karşılığıyla Batı dillerindeki karşılığının tam örtüşmemesindendir. Kritik etmek, incelemek anlamına gelen eleştiri, bizde tenkid’in yeni karşılığı olduğundan, kelimenin mazisi itibariyle bir olumsuzlamayı telkin ettiği düşünülebilir. Öte yandan, eleştirmenin kök itibariyle ‘elemek’ ten türetilmiş olması aslında iyi bir sonuca işaret ediyor: Elemek, kalburüstünde kalanları ayırmak. Eleştiri işinin varacağı hedef de bu değil midir?

Eleştiri metinleri seçilen yol, kullanılan dil, konuya vakıf olma gibi unsurlar çerçevesinde hiç de başına buyruk bir yazı türü değildir. Herkes eleştiri yazısı yazsın mı? Memlekette özgürlük vardır, herkes yazabilir demek işi ne kadar hafife almaksa, eli kalem tutan herkesin de gözüne kestirdiği bir kitabı yerden yere çalması aynı hafifliğin ürünü olur. Kitabı tanıtmakla eleştiri yapmak arasındaki ince ve belirgin çizgi soğukkanlı olunması gereken noktayı işaret eder. Ama ne yazık ki kolayca kamplaşmaya meyyal ortamlarda bu ince çizgi kırılır. Zigzaglar çizer, dikenli tel halini alır.

Bizde eleştiri genellikle eseri kategorize etmeğe yarar.

Bir sanat eserinin eleştirisinde en önemli kıstas özgün olmasıdır. Özgün olmak, diğerlerine benzemeyiştir. Bu, eserin tekniğinde olur, konusunda olur, üslubunda olur. Veya başka bir özelliğinde olur. Diğerlerine benzemezlikle öne çıkmanın ikinci kıstası, bıraktığı etki iledir. Sanatın tarifinde kendiliğinden var olan bir meseledir etkilemek. Bir anlatımdır, aktarımdır çünkü.Sanatkar dediğimiz kimse, herhangi biridir ve öyle olduğu kadar da öyle değildir, herkesten farklı biridir. Başka türlü duyuşların, başka türlü gözlemlerin insanıdır. Dolayısıyla onun aktarımında çoğunluğun göz ardı ettiği bir husus, bir kıvrım veya bir dikkat eserde binlerin, onbinlerin duyuşlarına hitap eder.

Bir başka kıstas ise insanlığa ne verdiği sorusunun cevabındadır. Şu veya bu eser insanlık açısından, yani tüm insanların yaşayışlarına ne gibi ivmeler katacağı, hayata yeni ne getireceği, hayatın hangi çıkmazını aydınlatacağı hususudur. Çözüm öneremezler ama meseleyi can evinden görür, anlatırlar.  Dünya klasikleri diye adlandırılan eserler bütün bu kıstasların eleğinden geçmiş unutulmazlardır.

Eleştirmek için eleştiri yazısı yazmak abestir. Batı’da bu nev’i dahi makbul sayılır çünkü reklamın iyisi kötüsü olmaz görüşü yaygındır. Tanıtım yazılarının gönülden yazılmış olanı, esere samimiyetle yaklaşmış olanı ise sıradan bir okur seviyesinde bile olsa yazana güç verir, şevk verir. Hele okurun körükörüne hayranlıkla kaleme aldığı bir değerlendirme yazısı, eserin yazarını rehavete sürükleyebileceği gibi, onu bu tür yazılardan da soğutabilir. Gerçek eleştiri, gerçek değerlendirme soğukkanlılıkla yapılan, doğruları kırmadan verebilen, şayet varsa farklı bir güzelliği gözler önüne seren, bunu yaparken de hayranlığını edep dairesince hissettirebilen eleştiridir.

Eleştiri yazıları önemlidir. Yazı dünyasına ince bileyilerle katkıda bulunur. Bir yandan yazarı bileylerken diğer yandan da gerekiyorsa törpüler. Bu evsafa, yeterliğe sahip olabilmek yani eleştiri yazılarını kaleme alabilmek öncelikle iyi bir okurun işidir. Dünya edebiyatında neler olup bittiğinden, yerli yayınlardan haberdar olan, basını sıkı sıkıya takibeden okur geleceğin donanımlı eleştirmeni olmaya namzettir.