Dün ve Bugün Batı

214

     1920 – 1923 Millî Mücadele yıllarıdır. Aynı zamanda İstanbul işgal altındadır. İşgalcilerin başta İngilizler olmak üzere, kendi lehlerine halk üzerinde estirdikleri yoğun bir propaganda, her tarafı kasıp kavurmaktadır. Tabii buna karşı vatanseverler de boş durmamakta, halkı onlara karşı uyarıcı faaliyetler yapmaktadırlar.

     O dehşetli günlerde, Anadolu’nun dört bir yanı başta İngilizler olmak üzere istilâcı kuvvetlerle sarıldığı bir hengâmda, hamiyetperver kimi şahıslar da çalışıyor; İslâmın izzet ve şerefini haykırıp duruyorlar. Özellikle İngilizlere karşı, gizlice basıp dağıttıkları; halkı aydınlatıcı, kendine getirici ve bilhassa, kurtuluşun İngiliz taraftarlığı ve onun yanında yer almakla mümkün olacağı şeklindeki menfî propagandası karşısında, halkın dikkatini çekerek; asıl kurtuluşun onların sinsi ve gizli söylentilerine kulak asmamakla gerçekleşeceğini, âdeta halka muştuluyorlardı. Çünkü herşeye rağmen ufukta, geleceğin parlak olacağını fısıldayan bir ışık; bulutların arasından sızarak, halkın yüzlerini aydınlatıyor, kalplerine ümitler saçıyordu.

     Üstelik İstanbul’da İngilizler, desiseleriyle Şeyhülislam ve diğer bazı âlimleri kendi lehlerine çevirmeye çalıştıkları bir sırada, İstanbul’un o sisli ve karanlık havası, halka dağıtılan aydınlatıcı ve müjdeli yayınlarla dumura uğratılıyor; İngilizler umdukları desteği almaktan mahrum bırakılıyordu. Böylece İngilizler’in İslâm Âlemi ve Türkler aleyhindeki müstemlekecilik / sömürgecilik siyaset ve çevirdikleri entrikalar ve tarihî düşmanlıkları nazara verilerek, Türk Milleti kendine getiriliyor; Anadolu’daki Millî Kurtuluş Hareketi desteklenmiş oluyor; bu millet ve bu İslâm memleketinin müdafaa / savunma, muhafaza / korunma, istiklâl / bağımsızlık ve istikbâli / geleceği için, İstanbul basınında âdeta canhıraş, tarihî bir feryat koparılıyor, bu haklı millî ve İslâmî feveran dünya basınında da yankılanıyordu.

     Evet, her bir zamanın insî / insandan bir şeytanı vardır. O zamanın insan kılığındaki şeytan tıynetli, gaddar ruhlu, fitnekârâne siyasetiyle dünyanın her tarafını kundaklayan özellikle İslâm Âlemi’ni ve onun o zamanki dünyada mümessili olan Osmanlı Devleti’ni ve tabii ki Türkiye’yi bölük pörçük ederek parçalamak için, büyük bir hırs ve gayret gösterenlerin başında, menfi Batı’nın başını çeken İngiltere ve onun menhus İngiliz siyaseti geliyordu.

     İşte o devlet ve bugünkü menfî Batı’nın menhus siyaseti; İslâm Âlemi’ni bozmak için, insanlarda ve insan cemaatlarındaki habis menbaları ve tabiatlarındaki zarar verici sıfatları; fiilî propaganda ile işlettiriyor, zayıf damarları buluyor. Kiminin intikam hırsını, kiminin makam hırsını, kiminin ahmaklığını, kiminin dinsizliğini ve hatta kiminin de, taassubunu harekete geçirip siyasetine âlet, vasıta ve aracı yapıyor.

     Fakat daha çok, hile ve fitne kuvvetiyle ayakta duran azametli kuvveti, artık bizi yeis ve ümitsizliğe düşürmüyor. Çünkü hile ve fitne, perde altında kaldıkça tesir eder. Açığa çıkmakla iflâs eder, kuvveti söner. Halbuki, perdeleri öyle yırtılmış ki, yaptıkları yalan, hile ve fitneleri; hezeyan ve maskaralığa dönüşüp sonuçsuz kalıyor.

     O kof kuvvetlerinin yüzde doksanı artık, onlarla anlaşma kabul etmez. Hasım bir cereyan, onları başarısızlığa mahkûm ediyor. Elde kalan kuvvetleriyle dert ve dermanda müşterek olan İslâm Âlemi’ni susturacak, depretmeyecek derecede eskisi gibi bir istibdat altında tutmaya ihtimal verirlerse çok yanılırlar. Çünkü İslâmiyet muhabbeti, Onlara karşı husumeti gerektirir. Cebrail, şeytan ile barışamaz.

     Ey dün ve bugünkü Batı ve Avrupa Birliği! Bizleri idare edenlerin iyilik sanarak yaptıkları fenalıkların da, sebebleri sizlersiniz! Evet, onların fenalıklarının asıl sebebi de sizlersiniz! Zira âlemi onlara darlaştırdınız, hayat damarlarını kestiniz. Meşru olmayan evlâdını onların içlerine saldınız. Onları dinsizliğe sevkederek, dini rüşvet istediniz.

     Onlara bedel sizleri kabul etmek, pis su ile pislenmiş bir elbiseyi domuzun çişiyle yıkamak demektir. Sizler, bize sadece hayvancasına, geçici sefil bir hayatı bırakıyorsunuz! İnsanca hayatı öldürüyorsunuz! Biz ise hem insancasına, hem müslümancasına yaşamak istiyoruz. Sizlere rağmen yaşayacağız.   

Önceki İçerikLaik Cumhuriyetin Önemi
Sonraki İçerikBilim Neden Burada Değil de Orada?
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.