Din ve Vicdan Özgürlüğümüz Geri Geldi

30

Genellikle yazılarımda akademik bir dil kullanmaya özen gösterdim.
Türkiye’nin konjonktürel siyasi yapısının, Avrupa Birliği açısından
değerlendirilmesinde bile akademik verilere yer verdim. Ancak ülkemizde
gelişen son olaylar karşısında duyduğum rahatsızlıktan dolayı, kara
cahillere yaptıklarının doğru olmadığını göstermek amacıyla bu yazıyı
kaleme alıyorum.

Özellikle çarşaflarla ve başörtülerle sözde
miting alanına gelip bunu bir marifet sayarak başörtüsünü çıkarıp
yerlere atan ve hatta yakan, diğer bir ifadeyle başörtü takan
yurttaşlarımıza, analarımıza ve bacılarımıza hakaret ettiklerini
düşünen ve onları birer düşman olarak gören oysaki Yüce İslam dinimize
ve ona inananlara büyük saygısızlık yapan bu cahilleri yaptıklarının ne
kadar yanlış olduğunu anlatmak, vatanıma ve milletime en başta da
dinime olan borcumdur.

Müslüman kadınların başını örtmesi
Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerim’ de açıkça belirtilmiş olup, başörtü Allah
(c.c.)’ın emridir ve ayet açıktır. Nur Suresi 31. Ayette Yüce Rabbim
şöyle buyurur; ”Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan
sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar
müstesna, zînet (yer) lerini göstermesinler. Başörtülerini ta
yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından yahut
babalarından yahut kocalarının babalarından yahut oğullarından yahut
üvey oğullarından yahut erkek kardeşlerinden yahut erkek kardeşlerinin
oğullarından yahut kız kardeşlerinin oğullarından yahut müslüman
kadınlardan yahut sahip oldukları kölelerden yahut erkekliği kalmamış
hizmetçilerden yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan
erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler
bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte
tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.”

Ahzap Sûresi, 59. Ayeti
kerimede ise; “Ey Peygamber!.. Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin
kadınlarına söyle, (kendilerini baştan aşağı örten) elbiselerinden
giyinip örtünsünler.” buyurmuştur.

Dikkat edilecek olursa
türban diye bir kelime geçmemektedir. Başörtüyü türban diye
adlandıranların amacı yalnızca insanlarımızın kafasını karıştırmaktır.
Benimde içinde bulunduğum ve okuduğum yıllarda, üniversitelerde
yasaklanan başörtüsü, tam anlamıyla din ve vicdan özgürlüğünü
kısıtlamakla kalmadı birde anayasamızda belirtilen demokratik, laik,
sosyal ve hukuk devleti olma ilkemize ters düşmüştür. Öyle ki bu yasağı
koyanların hiçbir geçerli sebebi de yoktur.

Anayasamızın,
din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ile din ve vicdan
özgürlüğü anlamına gelen laikliğin sözde savunucuları Anayasamızı
bilmemektedir.

Anayasamızın 5. maddesinde; Devletin temel
amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü,
ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin
ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve
hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri
kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli
şartları hazırlamaya çalışmaktır.

6. maddesinde; Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.

10.
maddesinde; Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi
inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun
önünde eşittir.

12. maddesinde; Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.

40.
maddesinde; Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen
herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını
isteme hakkına sahiptir.

70. maddesinde; Her Türk, kamu
hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin
gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.

Görüldüğü üzere Anayasamızda da başörtüsünü kısıtlayan hiçbir madde yer almamaktadır.

Anayasamızın sözde savunuculuğu yapanların savundukları fikirler anayasamıza aykırıdır.

Bir
zamanlar bir kardeşimizin haykırdığı “Başörtüyü başımızdan çıkardınız,
ancak yüreğimizden çıkartamayacaksınız” sözünü herkese hatırlatmak
isterim.

Bu vesile ile din ve vicdan özgürlüğünü ülkemize
tekrar kavuşturarak içimizde ki kanayan yarayı durduran ve bu yasağı
kaldırmak için canla başla mücadele eden, Adalet ve Kalkınma Partisi
milletvekillerimize ve Milliyetçi Hareket Partisi milletvekillerimize
sonsuz şükranlarımı sunmak istiyorum.