Demokratikleşme”ye Doğru-Mersin Durağı

33

“Ekopolitik, “demokratik açılım” süreci çerçevesinde geliştirmek istediği farklı perspektifleri bünyesinde barındıran bu çok-taraflı ve çok-sesli platformun ülkemizin birlik, dirlik, beraberlik ve bekası için önemli olduğuna; bu bağlamda sivil inisiyatifler arasında gelişecek ortak bir anlayışın çözümün gelişmesinde kritik bir rol oynayacağına ve siyasal sisteme de sorunun üzerine gitme noktasında manevra alanı kazandıracağına inanmaktadır.

  • Bu çerçevede Ekopolitik en kısa sürede 16-17 Kasım Çalıştay-Konferansı formatında süreci devam ettirecek yeni toplantılar organize etmeyi planlamaktadır. Bunun için Türkiye’nin doğusunda ya da batısında, kuzeyinde ya da güneyinde bütün il ve ilçelerinde karşılıklı anlayış ve toleransı geliştirecek toplantılar organize edilerek geniş bir ağ hareketinin başlatılması planlanmaktadır. Ekopolitik diğer sivil toplum kuruluşları ile koordinasyon halinde; Baroların, ticaret odalarının, belediyelerin ve bilumum örgütlenmelerin birbirlerini ziyaret ettikleri ve ortak toplantılar organize ettikleri geniş bir ağ örmeyi amaçlamaktadır.
  • Bu bağlamda siyasi sistemin geliştireceği programlara paralel sosyal sürecin, hazırlığın ve örgütlenmenin organize edilmesi; “demokratik açılım” olgusunun sağlıklı bir şekilde devam etmesi ve hakiki amaçlara ulaşması bakımından kaçınılmazdır. Ekopolitik bu minvalde tüm resmi makamlarla ve sivil toplum kuruluşlarıyla her türlü görüş alışverişinde bulunmaya ve işbirliği yapmaya hazırdır.

Ekopolitik “demokratik açılım” gibi ülkemizin önünün açılmasına ve tarihsel misyonunu yeniden keşfetmesine matuf bütün çalışmalarda elinden gelen her türlü mücadeleyi yapmayı kendisi için en önemli görev ve sorumluluk addetmektedir.” (Ekopolitik Murat Sofuoğlu

http://www.ekopolitik.org/public/news.aspx?id=4398&pid=11)

Demokratik açılım kavramının sağlıklı bir şekilde toplumda karşılık bulması ve devam etmesi için hazırlanan program çercevesinde Ekopolitik, Türkiye’nin Büyük Çatısı toplantılarının yerele inmesi noktasında İlk çalıştayı Mersinde yaptı. Türkiye’nin Büyük Çatısı: “Demokratikleşme”ye Doğru-Mersin Durağı çalıştay-toplantısını 14 Mayıs 2010 tarihinde Taksim International Mersin Otel‘de, aynı başlıklı konferansını ise, 15 Mayıs 2010 tarihinde, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonu’nda gerçekleştirdi. Her iki toplantıda da katılımcı memnuniyeti sağlandı, yerel ve Ulasal basında da karşılık buldu.

15 Mayıs 2010 TRT Ana Haber:

http://www.beyazgazete.com/video/2010/05/15/ulkede-birlik-ve-beraberlik-trt1.html

16&17 Mayıs 2010 Milliyet Gazetesi – Kadri Gürsel

 Mersin’deki Kürt Sorunu : http://www.milliyet.com.tr/mersin-deki-kurt-sorunu-/kadri-gursel/dunya/yazardetay/18.01.2009/1238555/default.htm?ref=haberici

Mersin’e ve Tersine Giden Kürtler : http://www.milliyet.com.tr/mersin-e-ve-tersine-giden-kurtler/kadri-gursel/dunya/yazardetay/18.01.2009/1238889/default.htm?ref=haberici

Yerel Basın

 Aydınlar buluştu, Kürt sorununu tartıştı : http://www.mersinimece.com/detay.asp?hid=9853

Mersin’in Hoşgörü Hafızasını Canlandırmalıyız : http://www.bugunmersin.com/detay.asp?hid=8214

Demokratikleşmeye Doğru : http://ufukturu.net/haber/3283-demokratiklesmeye-dogru.html

Daha önce “Türkiyenin Büyük Çatısı” bağlamında Ekopolitik tarafından gerçekleştirilen çalıştay-konferanslarının daha önce Yayımlamış olduğum yazı dizilerinin devamı olarak düşündüğüm “Demokratikleşme”ye Doğru-Mersin Durağı çalıştay-notlarını “basın metnini” sizlerle paylaşıyorum

“Ekopolitik olarak 14 Mayıs 2010 tarihinde Taksim International Mersin Otel’de organize ettiğimiz Türkiye’nin Büyük Çatısı: “Demokratikleşme”ye Doğru – Mersin Durağı başlıklı toplantımız Ekopolitik Genel Koordinatörü A. Tarık Çelenk’in konuşmasıyla başladı.

Çelenk, konuşmasında reel gerçekliğin insanlar arasında ortak aidiyeti ortaya çıkarabileceğine vurgu yaptı. Ancak psişik gerçekliğin de manipule edilebileceğini ekledi.

Ekopolitik Direktörü Murat Sofuoğlu, biz Türkiye’nin konuşan bir ülke olmasını, kendi sorunlarını kendi öz iradesiyle çözebileceğine inanıyoruz ve herkesin kendini olduğu gibi hissedebilmesini arzu ediyoruz dedi. Toplantının akademik ya da politik olmadığına değinen Sofuoğlu, bu toplantıda herkesin iç dünyasını ifade etmesini istiyoruz diye ekledi. Burada farklı kimliklerimizle ortak bir çatı altında nasıl yaşıyabiliriz bunun yollarını araştıralım dedi.

Katılımcılardan ilk konuşmayı Yaşar Erjem yaptı. Erjem, demokrasinin erdemine inandığını belirtti. Demokrasi kültürünü kurup oluşturmamız ve bu kültürü ekonomi ve sosyal hayat ile desteklememiz lazım dedi. Erjem, Türkiye’deki kurumların katılaşmış olduğunu, artık sorun çözemediğini bu kurumları değiştirmemiz, dönüştürmemiz gerektiğini ifade etti. Türkiye değişiyor diyen Erjem toplumun buna yön vermesinin gerekliliğini vurguladı ve bunun için kurumlar değişim yaşamalı dedi.

Abdullah Ayan, Mersin canlı bir labaratuvar dedi. Mersin’de tüm siyasi partilerin belediye başkanlıkları olduğunu belirten Ayan, şehrin kaos içinde olduğunu ancak dengesini de bulduğunu belirtti. Dışarıdan provakasyon olmadığı takdirde şehrin iç barışını muhafaza edeceğini söyledi.

Mustafa Güler, göçün kenti geliştirmeye itici bir güç olduğunu belirtti. Güler, Mersin’in göçle oluşan dinamik bir kent olduğunu vurguladı. Mersin’in ulusal basında bir çatışma bölgesi olarak gösterildiğini söyleyen Güler, Mersin’in dinamik yapısıyla değişime, gelişime açık muhalif bir kültüre sahip olduğunu ekledi.

Mustafa Erim, öncelikle Mersin’i Mersin yapan üç olaydan bahsetti. Kırım Savaşı, Süveyş kanalının yapılması ve Amerikan iç savaşı. Erim, dünyada müslüman ve hıristiyan ortak bir mezarlığa sahip olan tek kent Mersin dedi. Erim, 2004’te Abdullah Öcalan’ın sözlerinin ve Mersin’i Kürdistan’da gösteren haritaların güvenlik kaygısını arttırdığını ve politik söylemlerde kaygıları arttırdığını belirtti.

Faik Burakgazi, 99 yılından sonra bir takım provokasyonlara muhatap kalındı, yine de çok rahatsız edici bir olay yaşanmadı dedi. Burakgazi sosyal ve ekonomik krizlerden bahsetti. Ekonomik krizlerin de etkisiyle oluşan kentleşme sorununun kendine özgü sonuçlar ürettiğini söyledi. Yaşanan zor yıllardan sonra çatışmasız bir şekilde 2010’a gelebilmek çok önmeli diye belirtti. Burakgazi, burada insanın kendini kente ait hissetmesini oluşturamayan şartlar var diyerek kentlilik bilincinin tam olarak oluşmadığını vurguladı.

Bedrettin Gündeş, Mersin’de kimsenin birbiriyle sorunu olmadığı söyleyerek bunun başkaları tarafından yapılmaya çalışıldığını belirtti. Mersin’e gelen göçlerden sonra bazı kenar mahalleler oluştuğunu ama bunun sebebinin de kentin buna hazır olmaması olduğunu dile getirdi. Gündeş, anayasa değişsin, demokratik olsun diyerek hukuk sisteminin demokratikleşmesi ve sosyal yaşama hazırlanması gerektiğini söyledi.

Yasmina Lokmanoğlu, bütün ülkede terör sorunu varken Mersin’de olmadığını, bunun da Mersin’in barışçı bir kent olmasından ileri geldiğini belirtti. Lokmanoğlu, Mersin’de temel sorunun yeterli farkındalığa sahip olamamak olduğunu söyledi.

Mehmet Reşat Ata, sevgisizliğimizden bahsetti. Ata, sevgi ve bilginin öğrenilebilir bir şey olduğunu söyleyerek bunu öğrenirsek bir çok şeyi beraber aşabiliriz dedi. Birbirimizi aşağılamaya devam ettiğimiz sürece ve birbirimizi tanımayı reddettiğimiz sürece sorunları çözmemizin güçleşeceğini ifade etti.

Mahmut Arslan, hiçbir ülkenin demokrasiye kolay ulaşmadığını vurguladı. Mersin’de Kürtler ve Türkler ile ilgili provakasyon olmadığını, yaşanan birkaç olayın da dışarıdan desteklendiğini belirtti. Bu destek verenlerin de ülke birlik ve beraberliğini bölmek isteyenler olduğunu söyledi.

Ferudun Gündüz, en büyük sorunun idari yapıdan kaynaklandığını bunun çok yönlü olarak tartışılması gerektiğini belirtti.

Nazan Turgut, Mersin’in göçlerden oluştuğunu ve göçlerden sonra sürekli alt kimlik üzerinden siyaset yapılan bir yer haline geldiğini söyledi. Ancak Mersin’indeki demokrasi kültürü sayesinde farklı kimliklerin Mersin’de barındığını ekledi. Aidiyet duygusunun hala hissedilememesine rağmen, aynı zamanda bunları konuşacak ortamın bulunduğunu ve bu nedenle Mersin’in geleceğini olumlu gördüğünü söyledi.

Hüseyin Atılgan, ülkede hakkaniyet olmazsa provakasyonların olacağını söyledi. Memlekette sevgi ortamının yaratılması gerektiğini söyleyen Atılgan, Sunni’nin Alevi’ye, Türk’ün Kürt’e bakış açısının değişmesi gerek dedi.

Mekin Merter Salt, göçmenlerin kente her zaman bir renk kattığını vurguladı. Mersin’de Kürtleri hiç tanımayan Türkler olduğunu ve insanın tanımadığından korkacağını belirtti. Salt, ifrat ve tefritten kaçınmak gerektiğini, orta yolu bulmak gerektiğini söyledi.

Mete Yarar, geçmişte yaşadığımız sıkıntıların geleceğimizi engellediğini, geçmiş yüzünden empati yapamadığımızı söyledi. Ben Güneydoğu’da bulunurken Murat Hoca’dan feyz almazdım ancak tanıyınca altına imzamı atacağım şeyler yazdığını gördüm. Yarar, siz kendinizi hastalıklı olarak görürseniz bunun içinden çıkılmaz. Olayları Türk, Kürt veya mezhepsel durumlara indirgemeyin dedi.

Seydi Fırat, eskiden de Mersin’e geldiğini bugün durumun çok iyi olduğunu söyledi. Mersinlilerin çıkış yolu bulduklarını, dengeyi kurduklarını söyledi. Fırat, Kürt sorununun metropolü etkilediğini ancak Kürt sorunundan kaynaklanmayan sorunlar da olduğunu söyledi. Seydi Fırat, buradaki sorunun Mersin’i aştığını, eğer devlet tarafından, hükümet tarafından ele alınmazsa böyle devam edebileceğini söyledi. Fırat, bu toplantıda moral bulduğunu ve Mersin’in iki üç yıl öncesine göre daha iyi durumda olduğunu belirtti.

Yaşar Erjem, Mersin’i özel kılan şeyin yoğun Kürt göçü olduğunu belirtti. Kentleşmenin getirdiği olumsuzluklara değinen Erjem, Kürt sorunun çözümünü demokraside gördüğünü ve demokrasiyi değerler ve kurumlar sistemi olarak gördüğünü belirtti.

Musa Serdar Çelebi, Mersin’in çatışma potansiyeli yüksek bir kent olarak tanıtıldığını, aslında Mersin’in böyle olmadığını söyledi ve keşke bunu bütün Türkiye’ye anlatabilsek diye ekledi. Çelebi, sıkıntının Mersin’den kaynaklanmadığını, Kürt sorunu üzerinden siyaset yapmaya çalışanların Mersin’i kullanmasından kaynaklandığını söyledi.

Hüseyin Atılgan, yaşanan sorunların hükümetin yanlış politikalarından dolayı olduğunu belirtti.

Murat Belge, Mersin’in uzun süredir aynı sorunlar ve aynı avantajlara sahip olduğunu belirtti ve sorunu aşacak potansiyele sahip bir şehir olduğunu söyledi. Belge, buradaki sorunların seyircisi mi olacaksınız yoksa bu sorunların çözümünün bir parçası mı olacaksınız, burada esas sorunun bu olduğunu vurguladı. Sorunların çözümünde herkesin ve her kurumun rolü olduğunu ancak nihai mercinin sivil toplum olduğunu vurgulayan Belge, sözlerini “şimdi değilse ne zaman?” diyerek bitirdi.

Necdet Yıldırım, bugün burada kouşuluyorsa tartışılıyorsa artık bundan sonra bu sorunları aşmak zaman içinde de olsa mümkündür dedi. Yıldırım, Mersin’de kim yaşıyorsa bu sorunu çözmek için dinlemek zorundayız dedi.

Mehmet Güngör, Mersin’de 1036 tane hemşehri derneği var, insanların geldikleri yerlerin isimlerini taşıyan siteler var, Mersin’de Mersinliler Derneği var diyerek “Hemşehrim nasılsın” sorusunun “Bizden misin değil misin“e dönüştüğünü vurguladı. Güngör, insanın tanımadığından bilmediğinden korktuğunu söyledi ve kentleşmeye inandığını ancak onun üstünde olan kentlileşmenin önemini vurguladı.

Cemal Altan, Mersin’de ayrımcılığın ve ırkçılığın ortaya çıkma ihtimalinin Türkiye’deki ile aynı seviyede olduğunu belirtti. Medyanın Mersin’e çok önem verdiğini ama Mersin’in çok farklı tutulmaması gerektiğini söyledi. Cemal Altan, Mersin’de insanların 30 yıldır kentlileşmediğini belirtti ve entegrasyon sürecindeki problemlere değindi, dolayısıyla ortak bir kültürün oluşamadığını söyledi.

Erdal Arslan, insanları ötekileştirmekten vazgeçmeliyiz dedi. Sıkıntıları Türklüğe, Kürtlüğe dayatanlar ülkeyi kaosa sürükleyenlerdir ifadesini kullandı. Arslan, herkesin birbirini hoşgörü içinde dinlemekle mükellef olduğunu belirtti.

Ali Doğan, kamil insan olmak için tüm toplumları kucaklamalıyız dedi. Mersin’in sorununu çözersek Türkiye’nin sorununu da çözeriz diyen Doğan, her ilden, her kültürden insanları barındıran Mersin’de bir Mersinlilik kültürünün oluşmaya başladığına değindi.

Son oturumda katılımcılar sorunlarla ilgili çözüm önerilerini dile getirdiler:

  • Toplumsal süreçlerin yönetiminde krizlerin ortaya çıkmasını engelleme noktasında devreye girecek erken uyarı mekanizmaları kurulmalıdır.
  • Sorunların çözümü konusunda toplumun her kesiminden kanaat önderleri cesaretle öne çıkmalıdırlar.
  • Sorunları çözme noktasında tedrici bir metot takip edilmelidir.
  • Her toplumsal kesim kutsallar üzerinden çıkabilecek çatışma alanları noktasında dikkatli olmalıdır.
  • Uygulanabilir, çalışabilecek ve insanların ihtiyaçlarını karşılayacak mekanizmalar kurgulanmalıdır. İşsizliğin yarattığı problemler üzerinde düşünmek bu konuyu kavramaya yeter.
  • Herhangi bir çözüm önerisinin bir kesim için “zafer“, diğer bir kesim için “mağlubiyet” olarak algılanmaması sorunların çözümü noktasında büyük önem taşımaktadır. Kürt sorununu çözeceğiz derken Türk sorunu yaratılmamalıdır; Alevi sorununu çözerken de Sünni sorunu yaratılmamalıdır.
  • Eğitim güçlendirilmeli, özellikle ana okulları yaygınlaştırılmalıdır.
  • Sorunların çözümüne girişte sivil toplum kuruluşlarıyla yerel medya işbirliği halinde olmalıdır.
  • Çukurova Bölgesinin ve Mersin’in tekrar Türkiye Coğrafyasında hak ettiği yeri ekonomik ve siyasi perspektifi almasını sağlayacak yollar araştırılmalıdır. Çukurova, Türkiye’nin kalkınma planlarında ön planda yer almalıdır.
  • Mersin’in geri kalmış mahalleleriyle zengin mahalleleri arasında, eski yerleşimcilerle yeni göç edenlerin yerleştiği mahalleler arasında entegrasyonu sağlayacak programlar geliştirilmelidir.
  • Şiddeti öne çıkartan metotlar protesto edilmeli ve buna karşı ortak cephe oluşturulmalıdır.
  • Alt kimliklerin, ortak bir üst kimliğin ve aidiyetin sağlanmasını engelleyecek formatta ortaya konmasının çatışma dinamiklerini tetikleyebileceği iyi anlaşılmalıdır. Bu bağlamda insan olma üst kimliğine yoğun bir şekilde vurgu yapılmalıdır. “

Ekopolik sitesinde yer alan açıklama (Ekopolitik http://www.ekopolitik.org/public/news.aspx?id=4765&pid=11